dengesiz havası kedileri de şaşırtmış olan şehir. Yağmur yağdı, fırtına koptuu diye hayvanlar mart ayı zannedip tekrar çiftleşmeye başladılar. Daha az önce kapının önünde gördüm.
ekmek kavgası derdine yenik düşüp bu betonlaşmayı, trafiği, kalabalığı kendine işkence aracı olarak seçmiş insanların yoğunlaştığı şehirdir. her dakika güne küfürle başlarsın; metroya binersin küfür edersin, sabah işe gitmek için 6'da kalkıp diğer yakaya gitmeye çalışırsın küfür edersin, haftanın 5 günü köpek gibi çalışıp haftasonu arkadaşlarınla 2 bira içmek için itin götüne girersin küfür edersin. hele ki trafik çilesi insanın sabır katsayısını artırıp ermiş yapar. gelmeyin lan istanbul'a!
Bilmem kaç milyon nüfusu var ama dünyanın küçücük olduğunu bu sene sık sık gösterdi. Tamam tesadüfler güzel tatlı şeylerdir lakin son bir buçuk ayda yaptığın tam bir pisliklik kamoooon kendine gel biraz.
bu ülkede ne kadar şöhret varsa/vardıysa bir şekilde yolu buradan geçmiş güzide şehir. en güzel şiirler, en güzel şarkılar ona yazılmıştır türkçemizde. yahya kemal, ankara'nın istanbul'a dönüşünü sevmiştir. necip fazıl'ın ruhunu eritip kalıpta dondurmuştur. emre aydın aşksız istanbul'a düşmandır.
üç büyükleri büyük yapan renkleri değil istanbul'dur. boğaz'daki dalgaları, milyonların umutsuzluklarını alıp ta akdeniz'e sürüklemiştir. günü en uzun, en kısa; en kutsi, en hayvani; en yorucu, en sakin yaşanan şehirdir. balık ekmeğin arasına en tatlı orada girer. en güzel camiler, gökdelenler, semtler, köprüler, parklar, ay ve güneş onundur.
bu ülkede ne kadar şöhret varsa/vardıysa bir şekilde yolu buradan geçmiş güzide şehir. en güzel şiirler, en güzel şarkılar ona yazılmıştır türkçemizde. yahya kemal, ankara'nın istanbul'a dönüşünü sevmiştir. necip fazıl'ın ruhunu eritip kalıpta dondurmuştur. emre aydın aşksız istanbul'a düşmandır.
üç büyükleri büyük yapan renkleri değil istanbul'dur. boğaz'daki dalgaları, milyonların umutsuzluklarını alıp ta akdeniz'e sürüklemiştir. günü en uzun, en kısa; en kutsi, en hayvani; en yorucu, en sakin yaşanan şehirdir. balık ekmeğin arasına en tatlı orada girer. en güzel camiler, gökdelenler, semtler, köprüler, parklar, ay ve güneş onundur.
bir yıl yurt dışında yaşadım. 4-5 farklı avrupa ülkesinde bulundum gitmeden önce amsterdam söyledir , paris böyledir diye kafamda kurardım ama anladımki hiç bir şehir istanbulun eline su dökemez.
bu şehir kanımızı emer , bu şehir için ölmeye değer.
tüm acılarınızı rahatlıkla yaşayabileceğiniz mükemmel şehir. ne bir söz söyleyen olur ne de engel olan. aksine daha da tetikler acınızı. dilediğiniz gibi ağlayabilirsiniz bu şehirde. ister bir vapurda denizin rüzgarın gölgesi yüzünüze çarparken sessiz sessiz, ister en güzel sokağında kalabalıkta bağıra çağıra. nasılsa gözyaşlarınız çığlıklarınız şehrin kaosuna kapılıp yok olacaktır. ciddiyim, bulunmaz bir nimet burası. o güzelim havasında suyunda ayrı bir büyü yatar. en mutlu olduğum dediğiniz yerde etraftaki insanların neşesi boğuverir sizi, huzur bulduğunuz insanlar olmadık zamanlarda yok olur bu şehirde. sağlıklı gelip ölü çıkarsınız. bu kimi zaman en iyi davranışıdır şehrin. daha cömertliğini sunmamışsa şanslısınız demektir aslında. her fırsatta yüzünüze hiçbir işe yaramaz biri olduğunuzu vurmadıkça. ya da sonuna kadar yalnız ve aciz olacağınız gerçeğini... gerçeklik konusunda çok cömerttir istanbul, hakkını yemeyelim. kimi zaman öyle bir duruma getirir ki sizi, neye niçin üzüldüğünüzü bilemezsiniz. doruklarda yaşarsınız acı denen o duyguyu. ne beklediğiniz gelir ne de umutlarınız tükenir. bu döngü sürer gider.
boğaziçi köprüsü veya fatih sultan mehmet köprüsünden her geçişimde daha da aşık olduğum şehir. istanbulda bana trafiği sevdiren yerdir o köprüler. bakmaya doyamadan geçip gidiyorum. her geçişimde çok şükür rabbime diyorum. sonra kendimi peygamberimin(sav) hadisini söylerken buluyorum : “istanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.”