ilk aşk

entry914 galeri9
    339.
  1. (bkz: aşkın çetelesini tutmak)

    bu ilk, bu ikinci, bu üçüncü... aşk bu mudur müdür..
    1 ...
  2. 338.
  3. 337.
  4. ilk olduğunu anlamak güçtür.birini sevdiniz ayrıldınız sonra başkasını daha da çok sevdiniz,şimdi hangisi ilk? ikincisi sanırım çünkü aşk,sevginin en güçlü, tutkulu halidir.
    1 ...
  5. 336.
  6. Hala gerçekleşemeyen hep rüyalarımda kalan...Ama bir şey biliyorum, ben hep kendimi seveceğim.Birgün aşık olacağız ve birgün unutacağız.Unutma beni içimde kalan, gerçekleşemeyen unutma...Yine kesişirse yollarımız sana bakacağım ve bana aşık olacaksın.Beni kendine bağladın çok da çabuk vazgeçtin.Sen kadın ruhundan anlamadın.Biliyor musun birgün birine aşık olacağım yine...Seni unutmuş olacağım demek değil bu.Tam tersi hep içimde yaşayacaksın, deniz mavi gözlerini anımsatacak bana, hatta bi yudum suda seni bulacağım.Aşk daima var ama kişiler değişir değil mi?Sen aldatabilen beni!Senden bir çocuk yapacağım ve onu daha çok seveceğim senden belki de...Çünkü bunu hakediyorsun sen, yalancı , umursamaz olmana rağmen...Çünkü ilk aşkım olacaktın sen...
    0 ...
  7. 335.
  8. 334.
  9. ara ara gelir aklına, hele yarım kaldıysa.

    ilk aşkım, tamamen unutacağım güne çok yaklaştığım ve o günü iple çektiğim. demek istediğim, hatırladığımda içimde hiçbir kıpırdanmanın olmayacağı o gündür gelmesinin istediğim. çok yakınım o evreyi tamamlamaya, yalnız periyodik olarak bi'yerlerden giriyor aklıma işte. engel olamıyo insan. sebebi de basit aslında; bir yıl boyunca neredeyse her gününü paylaştığın her kim veya her ne olursa olsun, yokluğu hissedilir. bunun artık canımı sıkacak derecede uzamasının tek sebebi ise bunun ilk aşk olmasından başka bir şey değil.

    ilk aşık olunan kişiyi o alengirli "ilk aşk" kelimesinin büyüsüyle sarınca zihninde zaten, daha bir değerli ve paha biçilemez gibi geliyor. ilk aşk, yanı sıra (daha önce yaşamadığın) yeni duygular ve değişik bir ruh haliyle geldiği için insana, her anlamda yeni şeyler getirecektir muhakkak. onun gelmesiyle birlikte aşk adına yaşadığın her şey onu özel kılar. fakat bu onun doğru kişi olacağı anlamına gelmez. ama o * saftır, güzeldir, mükemmel hissettirir, özgüvenin tavan yapar, aşk diye bir şey yaşıyosundur ve bu seni müthiş mutlu eder fakat olabilecek en mutlu, yaşanabilecek en harika aşk bile o'nun doğru kişi olduğunu göstermez. onun tek aşkın olmasını her ne kadar istersen iste, hayat sana fazlasını vermeyecektir asla. üstelik yaşayacağın hayal kırıklığı da seni hayli üzecektir. sadece ilk aşk olarak, güzel bir hatıra olarak kalıcak sende..

    aşk, gelişen değil beklenmedik bir duygu olduğu için aniden kendini içinde bulabilirsin. böylesine ani bir duyguyu akıl süzgecinden geçirip de olurunu olmazını değerlendiremezsin.
    ya içindesindir onun, ki aşktır bu.
    ya da dışında kalmışsındır, asla aşk olmayacak bir yolun.

    sen, ilk aşkım! beklemediğim bir anda geldiğin için 'hemen' geçtin hayatımdan.
    değerlendirme * şansımız olsaydı, yaşanmamış olurduk, hiç olmazdık..
    nitekim yaşanmış olduğumuz halde, şimdi yine hiçsin.
    4 ...
  10. 333.
  11. "pilot olmuş uçuyorsuuuuun" dediğim insan.
    *
    0 ...
  12. 332.
  13. asla evlenilmemesi gereken aşık olunmuş kişidir. zira kimseyi tanımadan, adam / kadın nedir, nasıldır bilmeden, gözünü açar açmaz tek kişiye kapılıp, sadece onu tanıyıp onunla olmak, uçurumdan atlamak gibidir. gerçi ilk aşkla mutlu sona ermek mucize denilecek kadar azdır zaten. ancak yine de ilk aşklar her zaman başkadır. unutulmaz derler kimi zaman ama ben yine de hatırlamıyorum. çok küçüktüm.
    0 ...
  14. 331.
  15. 330.
  16. bana hala acı çektirendir her gün her saat her dakika her saniye. liseli falanda değilim neredeyse üniversite mezunuyum, böyle aşkın ızdırabını sikeyim.
    3 ...
  17. 329.
  18. başlığı görünce yüzde hafiften gülümseme oluşur. akla düşmüştür bikere gecenin bi yarısı ne bahane uydurupta arasam diye düşünülür.sürekli gülüşü bu yazıyı yazarken akıldadır.offf çekilir...sonra bu saatte de rahatsız edilmez ki diye konu kapatılır.
    0 ...
  19. 328.
  20. okulun ilk günü, ön dişleri olmayan mavi gözlü, kirli çocuğu görmek ile başlayan; her türlü oyunda elini tutmak için bir sebep yaratılması ile alevlenen ve babanın "sen niye o'nun elinden tutup dolaşıyorsun sürekli" diyerek yüreğimde derin yareler bırakması ile sonlanan aşktır. yaş altıdır. ne yaptığını, neden sürekli bir insanın etrafında dolaşmak istediğini beyni almaz insanın.

    ne güzeldir.
    0 ...
  21. 327.
  22. yarın görülecek olansa gece gece "ne giysem, nasıl davransam" derdine düşer insan. yıllar geçmiş olsa bile.
    0 ...
  23. 326.
  24. en cok ihanete ugrayandir zavallim. onu unutayim derken kalbini unicef gibi gelene gidene acarsin.
    3 ...
  25. 325.
  26. aradan onca zaman geçmesine karşın unutulmayandır.
    0 ...
  27. 324.
  28. 323.
  29. dönüp dolaşıp aynı yere çıkmaktır benim için. asla vazgeçememek. asla unutamamak. her yeni sevgilide onu aramak. ardından başka bir sürü kişiye aşık olmaya çalışmak. ama başaramamak. herkesi onunla kıyaslamak. her yerde, herkeste onu görmektir ilk aşk benim için...
    1 ...
  30. 322.
  31. aslında aşık olunana değil, tamamen hayallerindeki insana aşık olmaktır ilk aşk... öyle bir ruh hali yaşatır ki hayallerinizin prensinin / prensesinin kim olduğunu ne olduğunu öğrenmenize asla izin vermez... zamanla gerçeklerle yüzleştiğinizde, birbirinize uygun olmadığınızı görebildiğinizde zaten aşkınız kalbinizi terketmeye başlar...

    geriye tekrar yaşanması mümkün olmayan kalp çarpıntılarının anıları kalır...
    0 ...
  32. 321.
  33. Yaşam boyunca akıllardan silinmeyendir. Hatırlandığında bir küçük tebessüme neden olandır.
    0 ...
  34. 320.
  35. her zaman evet demeye hazırsındır.
    1 ...
  36. 319.
  37. her ne kadar da bir yarım polat alemdarvari bir maço retoriği ile "ilk aşk vatan millet aşkıdır" demek istese de, diğer yarım "ilk ve son aşk annemdir" diyerek haraç mezat bir orta yol buluyor.*
    aslında ilk aşk nazarımda, aradan yıllar geçtikten sonra da hatırlanan o kesif, o kotarılamamış, hatırlandıkça burun direklerinde kekre kokusu ile birlikte bir sızlama getiren aşktır; meğer ki son aşkınız olmasın.
    _________________

    takriben 6-7 yaşlarındaydım. orta direk denen sosyal sınıfın yoğun olarak yaşadığı ve ne güzel komşumuzdun sen fahriye abla komşuluklarının yaşandığı bir mahallede aşkın metafiziği hakkında metafor anaforlarının sağanağı altında olan bitenlere anlam vermeye çalışıyordum. karşı komşumuzun kızı tuğba abla en güzel mankenlere taş çıkarabilecek kadar güzel liseli bir kız, peşinden koşan mahallenin delikanlıları -ki sayıları bir düzineyi bulur, aşklarını bisiklet/motosiklet üzerinde tek teker gitme, babalarından çarpmayı kotardıkları 70-80 model ford taunus, renault toros marka arabalarda son ses maykıl ceksın şarkıları çalma ve beraberinde kafa sallama senkopları şeklinde boy gösteriyorlardı. diğer yandan, bir diğer komşumuzun kızı olan nispeten olgun ve güzel hamiyet abla ihtimal evlilik paranoyalarından olsa gerek, cam altında serenat yapanlara su dökme, yağız delikanlılar peşinden dört nala koşarken beş nala kaçma ve kaçan kovalanır oyunu oynamakta idi. işte aşk hakkında bu debdebeli hummalar yaşanırken kafamda aşkın tanımı da birkaç sene daha bu olaylarla şekilleniyordu, ta ki ilkokul 4. sınıfa kadar.

    ***

    ilkokul dörtteyim. her sabah mehter takımı gibi okula gitmenin verdiği yorgunluktan olsa gerek, senenin daha ikinci haftasında bir pazartesi sabahı ikinci ders saatinde heyula gördüğümü sandım. ders başında sınıfın kapısı esrarengiz bir biçimde açılmış, içeri çıtı pıtı, güzel, tatlı mı tatlı bir kız ve yanında sert mizaçlı, ağır abla kılıklı, yanındaki kızın 8-10 katı büyüklüğünde bir kadın girmişti. görülen manzaranın ahenksizliğine rağmen içerdiği ambiyans beni o kadar etkilemişti ki kızın sınıfa yeni gelen bir öğrenci, yanındaki annesinin de bir başka sınıfın öğretmeni olduğunu idrak etmem hayli zaman almıştı. uzun lafın kısası, ilk görüşte çarpılmıştım a dostlar.

    yeni gelene, ama daha çok kızın güzelliğine binaen gösterilen ilgi ilk tenefüste etrafında büyük bir erkek popülasyonu halkası oluşturmuştu. çocuk mocuk demeyin gözümün önünde yazıldı daha ilk dakikada bir-iki velet. ben ise mevzuyu uzaktan uzaktan seyrediyor, avını düşürmek için uygun zaman ve mekanı kolayan kaplan misali sabrediyor, hassas kalbimi dizginleyerek planlar kuruyordum. günler haftalar bu sarkaç misali yakınlaşıp uzaklaşmalar ile geçerken ben bütün oportünistliğimle her fırsatta kızla kesişmeyi bekliyor, kesiştiğimde mahalledeki yağız delikanlılardan öğrendiğim kız tavlama tekniklerini kullanıyordum. yoktu ki ismail yk o zamanlar, iki klip seyredip vizyonumuzu genişletelim. maykıl ceksın şarkılarını sırf hava atmak için duyduğum gibi türkilizce söylüyor, sınıf maçlarında artistik hareketler yaparak çoğu zaman ümit özat tarzı topla birlikte taça çıkmalar yaşıyordum. nereden bileydim ki kader bizi sıra arkadaşı yapacak ağlarını üzerimize atsın.

    neden sonra, bu debdebeli gül-bülbül maceralarından sonra sınıfta yer değişikliği yapılmış ve öğretmen "pazartesi sabahı herkes yeni yerlerinde otursun" diye salık vermişti. her sabah iki ileri bir geri okula gelen küçük tezat o pazartesi on adımda oniki adım atarak okula koşmuş, hatta okulu görevlilerle birlikte açmıştı. tipimi sormayın gitsin. hayatımda o güne dek saç taramamış ben ilk kez bir dananın dil darbelerini saçlarında hissetmiştim.

    gel zaman git zaman hafif bir çekingenlikle başlayan diyaloğumuz zamanla hararetlenmiş, dönüşümlü yer değiştirerek oturduğumuz 3 kişilik sırada gözde* yanımdan ayrılmamak için sınıf öğretmeni ile i. melih gökçek tarzı ilişkiler kuruyor, araya diğer arkadaşı sokmak istemiyordu*. gözde, sadece benimle iyi geçinen, gözümün içine bakan sıradan bir sıra arkadaşı olmamış, sınıfın da en çalışkanı olmamdan mütevellit başta matematik olmak üzere birçok derste abaküs kafamın nimetlerinden faydalanmak istemiş, hatta annesinden evde birlikte çalışmak için izin ister olmuştu. bunun yanında gözde tenefüste dahi benimle dolaşır, eve dönerken birlikte yürümek için yolunu uzatır, beslenme tenefüsünde yemeklerini dahi bensiz yemez olmuştu. ben de kayıtsız değildim hani, yaptık birşeyler biz de artık allah ne verdiyse...

    yalnız bendeki durum zamanla, fuzuli'nin betimlediği aşk tarifi gibi bülbülün güle kavuşmasayla sönümlenmeye başlamıştı sanki. gözde bu süreçte sululuğa, ukalalığa yelken açmış, şahsım ise tepkisizleşme sürecine girmişti. bu düğüm de bir şakayla karışık kavga ile çözülmüştü zaten.

    birgün bizim gözde sıradaki diğer kız ile hem şarkı söylüyor, hem de fındık götüyle sıradan beni iterek düşürme girişiminde bulunuyordu. bir-iki derken ilerleyen bu seramoniye gönülsüz olarak direniyor, bir erkeğe 2, 3 hatta n sayıdaki kızın karşı koyamayacığının kontrollü deneyini yapıyordum. bir anda, boş bulunduğum bir zamana göt ile ittirme işlemini denk getiren gözde ve şürekası beni sıradan düşürmeyi başarmış, dahası şu kardeşiniz sadece düşüp kaseyi incitmekle kalmamış, kafayı da duvara toslamıştı. acıyı bir kenara itersek, düştüğüm pozisyon, içinde bulunduğum ohal, bütün kızların gözümün içine bakarak attığı kahkahalar o kadar koymuştu ki, hırsımı yenemeyip hayatımın hatalarından birini işlemiştim. kalktım, gözde'ye chuck norris'in filmlerinde giydiği texas kovboyu tarzı botumun tabanı ile öyle bir tepik attım ki, gözde sadece yerde sürüklenmedi, bana atılan kahkahalar da bıçak gibi kesildi. dahası gözde'nin yere düştüğünde fora olan önlük altı etek kısmından da epey bi' erkek nasiplendi ki eminim bana bunun için duacı olmuşlardır o zaman.

    az biraz gururluydu aslında. kalktı, silkindi, türk filmlerinden alışkın olduğumuz göz göze gelip tokat atma sahnesini es geçerek annesine koştu. anneee derken koridorda figan ederek koşan gözde'nin dönüşü tom ve jerry'de yenilen jerry'nin bull-dog ile birlikte gelmesi gibi annesiyle birlikte idi. işte o kızının 8-10 katı büyüklüğündeki anne geldiğinde burnundan değil, adeta götünden soluyordu. kızının parmağıyla naçiz bedenimi göstermesi esnasında gelebilecek saldırı planlarını hesaplayan ben kendimi en kötü senaryoya yani tekme tokat kombinasyonlarına hazırlıyordum. aslında en kötü senaryo, 100+ kiloluk bir kütle olan o kadının kendisini üzerime bırakması sonrası alacağım şeklin topolojisini kestirememekti. dolayısıyla sakin olmalıydım.

    oldum da. "sen misin benim kızımı döven" sözleri eşliğinde 50 cmlik cetvelini çıkarıp "aç bakayım elini" demesi bir oldu bizim çift porsiyonluk müstakbel kaybananın*. ani bir hareketle sağ elimde cetvelin sertlik derecesini test etmiş, acı ile başlayıp, mütemedi bir yanma ile devam eden sancım sol elimade farklı bir hal almıştı. haspa bir de elimi yumru haline getirtip parmak ucu ve tırnaklarımı hedef alan ikinci cetveli de o kısacık zaman dilimi içerisinde indirmişti. lakin hissettiğim asıl acı tekmeleyerek düşürdüğüm bir kızın ruhumdaki vicdan yansımasıydı.

    gösteri bitti, bana bakan ve sayısı 30 çifti bulan gözler yön değiştirdi, hayat normale döndü dönmesine de o gün hiç konuşmadık. hatta yanımda dahi oturmadı. ilerleyen zamanlarda göz göze gelmemeye bile özen gösterdik. ben kaçtım, o kaçtı, kovalayan ise gururlarımız oldu. derken bir daha da birbirimizi görmedik, sormadık. işte o gün bugündür bende bir alerji, bir reaksiyon oluştu. meğer "aşk aslında karşındakinin sende hissettirdiği duyguya karşı olanmış."

    bendeki ilk aşk da maykıl ceksın şarkılarıyla başlayıp, soğuk ve derin bir sessizlik ile bitmişti.

    anladım ki aşk da tıpkı yazıldığı gibiymiş. sesli başlayıp sessiz bitiyormuş.
    2 ...
  38. 318.
  39. platonikse, efsane olması muhtemeldir.
    1 ...
  40. 317.
  41. son aşkın yanında esamesi okunmaz.
    2 ...
  42. 316.
  43. Geçmişin karanlığı üzerini tamamen kaplamıştır. Akla gelmeyecek kadar eskimiş , yolda görülse tanınmayacaktır. Üzmez. incitmez. Belki tatlı bir burukluk getirir bünyeye ama ilk olduğundan değil. Zira diğerleriyle aynıdır. ilkinde de , sonunda da aynı duygu yoğunluğunu yaşar insan.
    1 ...
  44. 315.
  45. aşkların en güzelidir. unutulmaz. hatta derler ki; insan sadece ilk aşkında sevdiğine aşık olurmuş, sonrakilerinde ise sadece aşka aşık olurmuş.
    0 ...
© 2026 uludağ sözlük