Âlemce malûmdur ki, az bir kavmin âdetlerinden hakir, ehemmiyetsiz bir âdeti kaldırmak veya zelil, miskin bir taifenin cüz'î, zaîf huylarını ref'etmek; büyük bir hükümdara, uzun bir zamanda bile çok zahmetlere bağlıdır.
Acaba hâkim olmamakla beraber, az bir zamanda, nihayet derecede âdetlerine mutaassıb, inadcı ve kesretli bir kavimde rüsuh ve kuvvet peyda etmiş olan âdetleri ref' ve kalblerde istikrar peyda eden ve zamanlarca devam ve istimrar eden ahlâklarını terkettiren; hem yerlerine gayet yüksek âdetleri, güzel ahlâkları tesis eden bir zât, hârikulâde olmaz mı?
Yine âlemce malûmdur ki, devlet bir şahs-ı manevîdir. -Çocuk gibi- teşekkülü, büyümesi tedricîdir. Ve keza yeni teşekkül eden bir devletin, bir milletin ruhuna kadar nüfuz eden eski bir devlete galebe etmesi yine tedricîdir, zamana mütevakkıftır.
Acaba Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'ın bütün esasat-ı âliyeyi hâvi olan ve maddî manevî bütün terakkiyat ve medeniyet-i islâmiyenin kapısını açan, kısa bir zamanda def'aten teşkil ettiği bir devletle, dünyanın bütün devletlerine galebe edip maddî manevî hâkimiyetini muhafaza ve ibka ettiren, hârikulâdeliği değil midir?
Evet kahr u cebr ile zahirî bir hâkimiyet, sathî bir tahakküm, kısa bir zamanda ibka edilebilir. Fakat bütün kalblere, fikirlere, ruhlara icra-yı tesir ederek, zahiren ve bâtınen beğendirmek şartıyla vicdanlar üzerine hâkimiyetini muhafaza ve ibka etmek, -en büyük hârika olmakla- ancak nübüvvetin hâssalarından olabilir.
Fıtrat-ı beşeriyenin iktizasındandır ki; âdi bir insan da olsa, hattâ çocuk da olsa, hattâ küçük bir kavim içinde de bulunsa, pek kıymetsiz bir dava hususunda cumhura muhalefet edip yalan söylemeye cesaret edemez.
Acaba pek büyük bir haysiyet sahibi, âlemşümul bir davada, pek inadlı ve kesretli bir kavim içinde, ümmi yani okur-yazar sınıfından olmadığı halde, aklın tek başına idrakten âciz olduğu bazı şeylerden bahsedip kemal-i ciddiyetle âleme neşr ü ilân etmesi onun sıdkına delil olduğu gibi, o mes'elenin Allah'tan olduğuna da bir bürhan olmaz mı?
Ümmi bir adam, bir fennin ülemasıyla münakaşaya girişerek, beyn-el ülema ittifaklı olan mes'eleleri tasdik ve ihtilaflı olanları da tashih ederse; o adamın bu hârika olan hali, onun pek yüksekliğine ve onun ilminin de vehbî olduğuna delalet etmez mi?
Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'a bak ki: O zât herkesçe müsellem ümmiliğiyle beraber, geçmiş enbiya ile kavimlerinin ahvallerini görmüş ve müşahede etmiş gibi Kur'anın lisanıyla söylemiştir.
Ve onların ahvalini, sırlarını beyan ederek âleme neşr ü ilân etmiştir. Bilhâssa naklettiği onların kıssaları, bütün zekilerin nazar-ı dikkatini celbeden dava-yı nübüvvetini isbat içindir.
Ve naklettiği esasları, beyn-el enbiya ittifaklı olan kısmı tasdik, ihtilaflı olanı da tashih edip davasına mukaddeme yapmıştır. Sanki o zât, vahy-i ilahînin ma'kesi olan masum ruhuyla zaman ve mekânı tayyederek, o zamanın en derin derelerine girmiş ve gördüğü gibi söylemiştir.
Binaenaleyh o zâtın bu hali onun bir mu'cizesi olup nübüvvetine delil olduğu gibi, evvelki enbiyanın da nübüvvet delilleri manevî bir delil hükmünde olup, o zâtın nübüvvetini isbat eder.
Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm kendi kendine güneş gibi bir bürhandır. Ve keza o zâtın (A.S.M.) dört yaşından kırk yaşına kadar geçirmiş olduğu gençlik devresinde bir hilesi, bir hıyaneti görülmemiş ve bir yalanı işitilmemiştir.
Eğer o zâtın yaradılışında, tabiatında bir fenalık, bir kötülük hissi ve meyli olmuş olsaydı; behemehal gençlik saikasıyla dışarıya verecekti. Halbuki bütün yaşını, ömrünü kemal-i istikametle, metanetle, iffetle, bir ıttırad ve intizam üzerine geçirmiş, düşmanları bile hileye işaret eden bir halini görmemişlerdir.
Ve keza yaş kırka baliğ olduğunda iyi olsun, kötü olsun ve nasıl bir ahlâk olursa olsun rüsuh peyda eder, meleke haline gelir, daha terki mümkün olmaz.
Bu zâtın tam kırk yaşının başında iken yaptığı o inkılab-ı azîmi, âleme kabul ve tasdik ettiren ve âlemi celb ve cezbettiren, o zâtın (A.S.M.) evvel ve âhir herkesçe malûm olan sıdk u emaneti idi. Demek o zâtın (A.S.M.) sıdk u emaneti, dava-yı nübüvvetine en büyük bir bürhan olmuştur.
arkadaş konuştukça batıyor farkında değil. bunun farkında olmak için de bilgili sahibi olması gerekiyor ama öyle değil yani bir çıkmazdayız.
bir kere ateist sitelere gerek yok islami kaynaklar yeter diye saçmalamışın ama yazdığın önceki entrynde kendince problem yaşadığın konu ile islamın yada kuranın zerre bağlantısı yok. Bahsettiğin konular kuranda yoktur. yaşadığın problem tevrat ile, hz ibrahim ve hz musa ile ilgili.
fakat yaşadığın problem bir problem bile değil farkında değilsin çünkü o papirüsler o tabletler hz musa'dan sonra yazılmış da olabilir çünkü dünya üzerinde hiçbir insan evladı hz musanın yaşadığı dönemden emin değil. Sadece iddialar var.
Ve başka bir beyinsizliğin ise benim farklı coğrafyalardan derken ortadoğuyu kastetmiş olduğumu sanman. Ufkunun bu kadar dar olduğunu hesaba katmalıydım.
Hayır arkadaşım ortadoğuyu yada semavi dinleri kastetmedim. Çok tanrılı dinleri, milli dinleri, tabiata ruhanilik atfetmiş dinleri, yamyam dinlerini Amerika inançlarını kastettim. Senin kısır aklına göre oraya peygamber gelmişse ben peygamberim demek zorunda ama daha geniş düşünen milyonlarca kafa birbiri ile kıtasal anlamda bile ilişki bulunmayan dinlerde ibadet, üstün bir güce inanma, ruh, ödül, cennet cehennem, yıkayarak yıkanarak temizlenme ritüeli, kurban, oruç, yemesi yapması yasak şeyler, ortak büyük günahlar, huzurda bulunarak dua etme, tüm semavi dinlerde, budizmde, hinduizmde şintoizm de neredeyse yamyam dinlerinde bile bulunan şekil olarak secdenin aynısı olan bir tapınma hareketi vb...
Ne toplum aynı, ne coğrafya aynı, ne dil aynı...
Tekrarlıyorum: kuran 1400 yıldır her topluma uyarıcı gönderdiğini söylüyor fakat insanların onu bozduğunu, tanrının mesajını insanların değiştirdiğini söylüyor.
Yani budanın, konfiçyüsün, sokrates'in, töreyi yaymak için batıya sefer düzenleyen bilge kağanın yada adını bilmediğimiz sayısız din lideri insanın vakti zamanında Allahın gönderdiği dinin uyarıcıları olabilir çünkü bu bilgiler elden ele, kulaktan kulağa, savaşlardan geçip, kopyadan kopyaya, insandan insana şekillenerek binlerce yıl sonra bize geldi. Ve islam yaş olarak da aralarında en yeni olanı.
Platonun kitaplarında geçen sokrates'in ana fikri nedir bilir misin?
Ana fikri bu dünyada dosdoğru yaşamak, kimseye haksızlık yapmamak, kimseyi kandırmamak, bunları tek tanrı için yapmak ve öldükten sonra hesap gününde tanrının karşısına suçsuz çıkıp ebedi yaşamda kurtuluşa ermek. Birçok yerde tanrılar derken bir çok yerde de tek tanrı der. Tek tanrı hakkı için diye söze başlar. isimleri hiç görmeden sokratesi okusaydın islam evliyası sanar ona da sallardın.
Öncelikle beni pislikleştiren mesele cahil demen değil ki. Zerre tanımadığın insanlar hakkında genelleme yapman. Bunu anca az gelişmiş ortadoğulu bir mal yapar.
Sonracığıma benim anlam bilip bilmediğim konusunda da hala işkembeden sallamaya devam ediyorsun. Çünkü beni tanımıyorsun.
Ve şunu da bir türlü anlayamıyorsun. Bir kitlenin toptan cahil olması yada toptan bilgili olması mümkün değil. Ama sen beyinsizce bunun mümkün olduğunu iddia ettin. Oysa asgari zeka seviyesine sahip biri tüm insanların hatta aynı aileden bireylerin bile birbirinden bambaşka kişiler olduğunu bilirdi. Dolayısıyla peygamberimizi seven cahil insanlar olabileceği gibi seni cebinden çıkaracak insanlar da olabilir.
Neyse diğer konuya dönecek olursak bilgileri aldığın muhtemel ateist siteleri bile düzgün okuyamamışsın sanıyorum çünkü hz ibrahim ve firavun konularının kaynağı Tevrattır. Hani okuduğun yerleri bari düzgün oku rezil olma.
Ayrıca kronoloji kronoloji deyip durmuşsun ama birşeyi algılayamıyorsun sanırım.
Öncelikle tarih, eğer ortada kesin belge yoksa muhtemel yorumlardan ibarettir ve hz musa döneminden kalma zerre belge yoktur. Onun döneminden dini belge olarak kalan en eski, eski ahit kalıntısı onun yaşadığı muhtemel dönemden neredeyse 1000 küsür yıl sonrasına aittir.
Ve hz musanın muhtemel yaşadığı dönem dedim çünkü ne zaman yaşadığı tartışmalıdır.
Ve en nihayetinde eski ahiti hz musa da yazmamıştır. Bir çok peygamberin bölümleri vardır. Kimi ondan önce kimi ondan sonra.
Ve üstüne üstlük kuranda Allah vahyini aralıksız olarak tüm toplumlara bildirdiğini söylemektedir ve bir bakıyoruz ki dünyada birbirinden alakasız coğrafyalardaki dinler birbiri ile benzer özellikler gösteriyor. Hesap verme, ibadet, kurban, cennet cehennem, ruh, oruç, bayram, yıkayarak temizlik, günah, sevap...
Talak suresinde ise adet görmeyen kadınlar ile ilgili yaptığın çarpıtma ile ilgili gerekli aşağılamayı önceki entrymde yaptım sanıyorum. Önünde Google var aç bak aylarca adet görmeyen yada hiç adet görmeyen yetişkin kadın var mı yok mu...
Hani 25 yıl teheccüd namazı kıldın ya, ulan hiç mi düşünmedin...
Doğruyla yanlışı ayırd edemeyen adamın kıldığı namaz da üzerinde ancak bu kadar etkili olabilirdi.
Kıldığın namazdan, namazda söylediğin sözlerden haberin yoksa, namaz kılan bir inançsız isen bu seni anca bir amele yapar.
Ki 25 yıl gece namazı da kılmışsın bla bla. Nasıl olsa yalancıya birşey yapmıyorlar.
Hz musa'nın yaşadığı yıllar belli değilken, bir sürü tarihçi farklı şeyler söylerken gerçek olup olmadığı meçhul günümüz Tevratından gevelediğin şeylerin benzerinin bir başka kaynakta olması üzerinde düşünmek yerine "ben cahil değilim bak Tevrat bile biliyorum" reklamı yap.
Oysa sevenlerine hakaret ettiğin elçinin bildirdiği kuranda Allah senin bu mallığının da cevabını vererek, mesajını hz ademden beri aralıksız olarak tüm topluluklara vahyetmeye devam ettiğini söylüyor. Yani o kıldığını söylediğin namazdan haberin olsaydı Tevrattan geçen kişi ve olayların geçtiği başka kaynakların da Allahın gönderdiği haberler yada yaşanmış olaylar olduğunu anlardın.
Yada o namazdan haberin olsa, kuranda Allahın evlilik çağını akli olgunluğa ermiş olmak olarak açık şekilde bildirdiği ama yukarıda çarptarak gönderme yaptığın ayette biyolojik olarak yüzbinlerce yetişkin kadının türlü sebepten adetinin geciktiği ve gelmediğini de araştırıp bulurdun.
He yavrum sen teneke teneke 25 yıl namaz kıldın...
Mahşer günü bizlere kol kanat gerekecek kral peygamberimiz.
Yüce Allah ona diyecek ki :
+ Cennete gir ey muhammed.
Ama peygamberimiz:
+ valla hi ümmetim olmadan girmem...
Diyecek ve bizi bekleyecektir.
(bkz: hadis)
peygamber efendimiz alttaki cümleleri söylemiş:
Yeryüzündekilere merhamet ediniz ki, gökyüzündekiler (allah ve melekler) de size merhamet etsin." (Ebu Davud, Edeb, 66) "insanlara merhametli olmayanlara Allah da merhametli davranmaz.
dipnot: bunu muhtemelen saklayacaksınız ama bir tiyatro oyunu yazıp önemli ayetlerden ve önemli hadislerden bahsedicem. gizlemeye gücünüz yetmez.
Üstte ki entrye elcevab: peygamber'in çok eklenmesinin sebebi onları kurtarmaktır... zira yaşadığı dönemde kadınlar doğduğu anda toprağa gömülürdü... bu yüzden mecburiyetten onunla nikahlanmıştır...
islam'ın köleliği yasaklamamasının sebeblerinden biriside budur: Misal Ebu Bekir aleyhisselam bilal i habeşiyi mecburen köle olarak satın almış sonra Azad etmiştir...