artık ölüp nihayi huzura kavuşmak istiyorum;zira bana bu fani dünyada huzur verecek bir çift göz aradım durdum ama yok nafile.o halde haybiye yaşıyoruz.
sabah zar zor saat sesiyle uyandığında o gunun tatil olduğunu hatırladığın an
annenin dizine yattığın ve onun senin saçlarını okşadığı an
uzun soluklu yolculuklardan sonra evine döndüğün an
karlı bir pazar sabahı, babanın kahvaltı hazır die seslenişini duydugun an
süt kokan bir bebeğin sana sarılıp,gülümsediği an
zorlu bir günün ardından, sıcacık duştan çıkıp bembeyaz carsaflı yatağa uzandığın an
yolda yürürken birden bire en sevdiğin parçayı duyduğun an...
dunyadaki her şeyden bir adım, on adım, yüz adım, milyon adım önemli olan hissiyat. evet evet her şeyden önemli mutluluktan, sağlıktan bile. inanmıyorsan beyin arşivine scan yaptır.
mutlulukla kazanılamayacak bir kavram. huzur kendimize olan saygımız için ve doğru olanı yapmayla kazanılacak bir şey. insanın doyumsuzluğu huzursuzluğuna yol açar. huzuru olmayuan bir kişi bu dünyaya kendini kaptırmış ve doymak bilmeyen arzularının peşine düşmüş ve istediği şeylerin olmadığını gördüğünde de huzuru kaçmasıdır. ahmet altan'ın tanıştığı teyzenin dediği gibi "pek az kişi hazın başında bekler". insanlar hazlar peşinde koşar, bulduğunda da çok çabuk bitirir ve yeni hazlara yelken açar ve hayatı sürekli bir arayış içinde devam eder. huzurlu olmak için aza tamah etmek gerekir. "hiçbir kere hayat bayram olmadı, ya da her nefes alışımız bayramdı" ikilemi de çok doğrudur. hangisini seçersen siz osunuz. huzur ikincisiyle gelir. "olmak" huzur için yeterlidir.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın önemli romanıdır. Roman Mümtaz ile Nuran'ın aşkı merkezinde 1930'lu yılların sonlarında istanbul'da geçer. Tanpınar'ın sistemli bir şekilde olmasa da ayrı ayrı yazılarda belirttiği Türk modernleşmesi hakkındaki fikirleri romanda karakterler arasındaki sohbetlerde ve tartışmalarda verilir. Romandaki ihsan karakterinin Yahya Kemal'den esinlenildiği söylenir. Suat adındaki anarşist ruhlu karakter de dikkat çekicidir. ilk defa bu romanda Tanpınar Mümtaz ile Doğu-Batı arasında kalmış, iki kültüre de adapte olamayan kahramanı yaratır. Kendisinden önce Türk romanında bu yoktur. Romanın bazı bölümleri günümüz Türkiye'sini bir tablo gibi gözümüzün önüne serer. Bakalım ne demiş üstat:
" Birtakım mekteplerimiz var; birçok şeyler öğretiyoruz. Fakat hep eksik olan bir memur kadrosunu doldurmak için çalışıyoruz. Bu kadro dolduğu zaman ne yapacağız? Çocuklarımızı muayyen yaşlara kadar okutmayı adet edindik. Bu çok güzel bir şey! Fakat günün birinde bu mektepler sadece işsiz adam çıkartacak, bir yığın yarı münevver hayatı kaplayacak. O zaman ne olacak? Kriz... Halbuki maarifi istihsalin yardımcısı yapabiliriz ve dahili eşanjı arttırabiliriz."
ruh dinginliği, uzun süreli sorunlarından kurtulmanın mutluluğu. solmuş yanakların pembeleşmeye başlaması, kapanmak üzere anlamsızca bakan gözlerin yeni renklere bürünmesi, her an düşmeye hazır suratın ifadesindeki değişiklik, çevreye verilen selamlarda göz teması kurmak ve karşılığında "iyiyim ya sen?" cevabını almak istercesine beklemek en güzel belirtileri olsa gerek.
insani soyut bir duygudur. kişiye göre değişen aktivitelerle ferah sağlanabilir.
(bkz: kendini deniz kenarına atmak)
(bkz: ormanda koşmak)
(bkz: gökyüzünde oluşan bulut figürlerine değişik anlamlar yüklemek)
türk edebiyatının nesir kısmının en güçlü kalemi olan ahmet hamdi tanpınar'ın hemen her sayfasında müthiş tespitlere ve aforizma tadında leziz fikirlerine tesadüf edilebilen müthiş yoğun, kah gülümseten kah şaşırtan etkileyici eseri...
sevgilinin güzelim göğüslerine baş dayayıp, onun o güzelim kalbinin atışlarını dinleyerek mümkün olabilen, kavuşması zor, mahrum kalınması kolay his. arada öpülür o göğüsler de tadı alınır.
1949 tarihinde basılan "Huzur", Ahmet Hamdi Tanpınar'ın en tanınmış romanıdır. Dört bölümden oluşan kitabın her bölümü, öykünün dört kahramanının, ihsan, Nuran, Suat ve Mümtaz'ın adlarıyla verilir. Ancak, romanın ana karakteri Mümtaz'dır. Yazar, diğer üç karakteri de Mümtaz'la olan ilişkileri çerçevesinde tanıtır bize. Roman, bir olayı anlatmak için değil, karakterlerin ruh ve düşünce dünyalarını anlatmaya yöneliktir. Yine de kısa bir özet yapılması gerekirse, Mümtaz ve Suat'ın Nuran'a olan aşklarıdır öykünün merkezi. Mümtaz ve Nuran birbirini sevmekte ve evlenmeyi tasarlamaktadırlar. Ümitsizliğe düşen Suat ise kendini asarak intihar eder. Bu trajedi nedeni ile Nuran'dan ayrılan Mümtaz'ın iç dünyası yıkılmıştır. Radyoda II.Dünya savaşının başladığı haberi verildiği sırada, Suat'ın hayalini gören Mümtaz merdiven başına yıkılır (bazı edebiyat incelemecileri, sonda Mümtaz'ın öldüğü biçiminde yorumlar yapmış olsalar da, Tanpınar'ın metninde ölüm telaffuz edilmiyor).
"Huzur", Osmanlı-Türk romanının ana sorunsalı üzerine kurulu. Doğu-Batı karşıtlığı olarak özetlenebilecek bu sorunsal, Osmanlı aydınının kimliğini aramasının bir metaforudur. Geleneksel değerler ve ahlakı Doğu, Aydınlanma düşüncesini ve modernleşmeyi Batı temsil eder. Tanpınar, bu kez Cumhuriyet projesinin dönüp dolaşıp aynı karşıtlığa geldiğini savunuyor. Cumhuriyet devrimleri ile başlayan modern yaşam tarzları, geçmişi ihmale ve insanları kendisine yabancılaştırmaktadır. Yazar'a göre, "hayat ve halk, yani asıl kütle devlete yetişmek mecburiyetinde" kalmıştır.
Birinci dönem Türk romanında mekan Doğu-Batı değerlerini temsil etmek bakımından bir anlam taşıyor ve kent ikiye ayrılıyordu. istanbul tarafının mahalleleri Osmanlı-islam geleneklerinin, göreneklerinin değerlerinin yaşadığı semtlerdi. Beyoğlu tarafı ise kentin Batılılaşmış öteki yarısıydı. Oturulan mekan olarak konak ve apartman Doğu-Batı karşıtlığının simgesiydi. ilk dönem yazarları arasında, Doğu-Batı karşıtlığı ve kimlik sorununu, istanbul'un farklı semtlerini karşı karşı getirerek işleyen Ahmet Hamdi Tanpınar, kuşkusuz en rafine örnektir. "Beş Şehir"(1946) adlı denemesinde, "Beyoğlu, küçük ve orjinalite damgası çoktan kaybolmuş, hatta bu damgayı üstünde bir defa bile duymamış en ucuz cinsinden bir 19.yüzyıl Avrupa'sıdır" biçiminde vurguladığı Batılı semt farklılaşmasını, "Huzur" romanında, öykünün merkezine koymuştur. Tanpınar, "Huzur"un ilk bölümünde kentin yoksul mahallelerini ve insanlarını anlatır. "Bir nevi cüzzama yakalanmış, onun tarafından iki yana sıralanmış evlerin duvarına kadar yer yer soyulan yol..." cümleleriyle aktarılan hazin manzara, "Sefiller" romanında, Victor Hugo'nun "duvarlar sanki cüzzam illetine tutulmuşlardı" tasviriyle aynı imgede buluşur.
Romanın en başarılı yerleri, Mümtaz'ın içlerinde düşlerini yaşadığı istanbul manzaralarının "resmedildiği" yerlerdir. Tanpınar, okuyucusunu Mümtaz ile birlikte, Beyazıt Sahaflar Çarşısında, salaş dükkanlarda, bit pazarında, Çekmece'de balıkçı muhitinde ve kır kahvelerinde dolaştırırken, istanbul'un bir kronikçisi, istanbul'da eski zamanın donup kaldığı ve biriktiği köşelerin bir tasvircisi oluyor. Huzur'un sonraki bölümlerinde Boğaz'a, zengin bir eve, sanki başka bir dünyaya geçeriz. Pırıl pırıl görünen modern semtte önceleri çok mutlu olan Mümtaz, giderek bu çevrede yaşayan insanlardan kaynaklanan olayların sonucunda yıkılır. Geçilmemesi gereken bir sınırı çiğnemiştir o!
türk edebiyatının en iyi işlenmiş on romanından biridir. ahmet hamdi tanpınar arka plana, dış mekana ve iç mekana öylesine hakimdir ki... türk edebiyatında eşine az rastlanılacak başarıda doğa ve insan tasvirleri, mükemmel benzetmeler, ince ve duyarlı bir adamın zihninde olağandışı bir kültürle yoğrulmuş felsefe anlayışı. sanırım bu kitap bir kerede okunup kütüphanenin tozlu raflarına terkedilecek bir eser değil, sürekli baş ucunda bulunması gereken bir kitaptır. yaşamın içindeki her durum, kararsızlık, neşe, üzüntü ve insanoğlunun karşılasabileceği tüm kasvetli ve saadet dolu ruh halleri bu kitap da mevcuttur. ahmet hamdi tanpınar'ın 47 yaşında kaleme aldığı bu eser, dünü ve bugünü başarıyla resmeder. fotoğraf albümünün tozlu raflarında bir fotoğrafa mahkum kalmış eski dostlar canlanır; yüzyıllardır başıboş dolanan hayaletler anılmanın sevinciyle ruhunuza saldırırlar.
zaman nakkaşı tanpınar'ın siyah-beyaz film tadındaki romanı. marx'ı müşahhas kılan balzac ise cemil meriç'i ete kemiğe büründüren de aha bu romandır zannımca. (bkz: gayrikabili kıyas)