Mükemmel bir playlist eşliğinde ( özellikle içinde beirut, yann tiersen ve devotchka varsa tadından yenmez), kahve ve sigaranı alıp kitap okuma etkinliği.
bulunması ve kazanılması zor kaybedilmesi oldukça basit olan olgudur.genelde çevrenizde gelişen durumların bu ''huzur'' olgusunun kaçmasına sebep olduğu söylenir.oysa sorun bu eşi bulunmaz olan bu durumu kaçırmak için elinden geleni yapan bana göre hala ilkel bir beyine sahip ''insan'' dediğimiz türdür. **
sanki bugun son gun gibi yasayabiliyorsan hic birsey beklemeden, otesini berisini dusunmeden, sahip oldugun her seye sanki tek sende varmıs, dunyanın en kıymetli olgusu gibi sahip cıkabiliyorsan, aksam yastıga kafanı gulumsuyerek koyup, sabah gulumseyerek aynada ki yuzune gunaydın diyebiliyorsan kovalamana gerek olmayan olgu.
kimi için islam'dadır; kimi için isyanda. bazıları için paranın sıcak yüzüdür; bazıları için yarin göğüsleri. tuvalette iken dünyanın en huzurlu anlarının geçirildiğini söyler bilim adamları. evet işerken huzurluyum ama dostumla rakı içtiğim kadar değil. parayı severim ama sevdiceğin omuzu kadar değil.
Huzur, feragatle gelir.
Bunun için bazen mutluluk arayışından vazgeçmeniz gerekir; bazen başarıdan...
Sayarak, hesaplayarak, listeleyerek, biriktirerek huzurun bulunduğuna hiçbir geleneksel söylemde rastlanmamıştır.
--spoiler--
insanlık fena bir ihtimali bir kere kendisine ufuk bilmesin; bir kere uçurumu görmesin. Bir daha ondan geriye dönemez. Onu giyinir. Kıymetli bir şeyiniz, iyi bir yazma, güzel bir gramofon, bir acam halınız var mı, sakın onu satmayı bir imkan olarak düşünmeyin, evliyseniz karınızı boşamayı, seviyorsanız sevdiğiniz kadına darılmayı bir kere olsun aklınıza getirmeyin. Sonra bu işlerden ne kadar çekinirseniz çekinin, mıknatıslanmış gibi, arkanızdan itiyorlarmış gibi onu yaparsınız. insan hayatında sakınmak yoktur. Hele kütle halinde, asla. Bir kere uçurum göründü mü, ölüm simsiyah dili ile konuştu mu?
--spoiler--
biraz değerlerle alakalıdır.
gün içinde değerinize ters bir şey yapmış iseniz, huzurunuz kaçacaktır.
değerler iyi ve kötü olabilir. iyi olan da kötü olan da kendi tersine her ne yapmış ise huzuru kaçacaktır.
biri yalan söylediği için huzursuz olurken diğeri de, beş yalanına karşılık bir doğru söyleyerek kârından zarar ettiği için huzursuz olacaktır.
biri farkında olmadan hile yapmış olmaktan huzursuz olurken diğeri, uyanık birine rastlayarak hile yapamadığından dolayı huzursuz olur.
biraz da hedeflerle alakalıdır.
kendinize hedef koyarsınız. yapacağınız şeyi aklınızdan geçirirerek de hedeflersiniz.
elinizdeki işi 3 gün içinde bitirmeyi düşünmeniz, fazla olan 2 kilonuzu 2 hafta içinde vermeyi planlamanız, çocuğunuza birlikte zaman geçirme sözü vermeniz gibi...
bunları gerçekleştiremediğinizde içinizde gittikçe büyüyen his, huzursuzluk olacaktır.
kendine paralel, hedefe ulaşmış iseniz; içinizde büyüyen his, huzur olacaktır.
bazen tramvayda etrafını turistler sardığı zaman bile bulunabilecek maneviyat. bir oraya bir buraya koşturup herkesi memnun etmeye çalışan insanın sadece kendisiyle başbaşa kalma isteği ancak bu kadar yerine getirilebilir. bu ülkede kendi çaplarında yalnız olan turistler de sana ancak ve ancak boğaz vapuruna nası gidebilirim şeklinde yaklaşabiliyorlar. kimsenin kimseye dokunmadığı herkesin birbirine yabancı olduğu bu ortamda aradığın boşluğu bulabiliyorsun.
havanın feci sıcak olduğu bir günde klimalı ortam altında sigara ve kahve eşliğinde kafa bir arkadaşla saatlerce playstation oynamakla sonsuza kadar devam edebileceğini sandığım dünyadaki en değerli duygu.
şair, ho chih-fang ın temiz şeylerde bulduğu duygu.
-tertemiz şeylerden söz edeyim-
ilk sevdalarımdan, ilk dostlarımdan.
ne toprağın kokulu çiçekleri
ne yıldızlar
ne vahşi gönüllü, vahşi ruhlu insanlar ;
hiç, hiç bir şey kalmıyor ebedi olarak,
her şey kuruyor sabah çiğleri gibi.
ama bir şeyler kalıyor ki çok kıymetli.
işte bu kalıntıların parıltısı
bir emanet sanki sonsuzluğa.
çimenler üstünde oturmak
dostlarla bir şeyler okumak
dolaşmak yıldızların altında
gelecekten konuşmak...
rüyalar boyunca fakir çocuklar
zengin görünüyor insana
bir kız sevmiştim bir zamanlar
sessiz - sedasız
ne dilerse yapacaktım benden
on dördünde ay gibi tamdı sevdamız
ama şimdi zamanın külleriyle örtülüdür
gönlüm baştan başa.
uzun uzadıya yer etti bunlar hafızamda
koca bir ömür boyu
mezarlarında kaldı sevdalarım
artık genç de değilim ki
zaman gelip geçiyor yanımdan.
gala gençlik var ya dünyada
ve her yerde açılıyor ya genç gönüller
gelin ey genç dostlarım
vahşi diyarlara göç edelim
ve masmavi göğün altında
temiz, tertemiz şeylerden söz edelim
huzur ve rahatlık bunda.
bir ahmet hamdi tanpinar tefrikasi. onceleri cumhuriyet gazetesinde halka gunluk tefrika ile arz edilen yapit, daha sonra yazar tarafindan (yazar tarafindan yazan agizlari sikesiniz geliyor mu) toplanarak ve birkac paragraf calinarak (anadolu agzi ile katmak) gelistirilmis ve yky paranin anasini balya ustunde siksin diye camekanlardaki yerine nihayet biblovari gecmis.
sanirsin haftasonu ekine metin yazar iken uc bes kurus kazaniyor, yine de yuksek yuksek tepelerden bakiniyorum rotbalansini eksik etmiyorum. bu kez ediyorum anasini degil, anasina satayim. huzur'u elime, bir mukaddes basimi -zebur'dan tevrat'a-, azami 20 kere elime almisligimla karsilastirinca cok uzuluyorum. son fisek attigim, ayni yatagi paylastigim cananlarin, kitabin isminden, cumle mimlerinden ve iceriginden aldiklari sazi, hoyratvari bam telimi kanirta kanirta calmalari, okumaz isem cok sey kaciracagimi sakimalari beni okumaya sevketti. vaktim degerli, cunku uc bes kurus kazaniyorum, e tabi zaman da kiymetli beybi.
uzatmayayim. olmamis ahmed agabey.
degerli olan vaktimi, marifetlice harciyabilir, guzel kitap da, soyle boyleli bir kac tuyo mudafasiyla, elestirip, sivismamak icin skip atiyorum, fevkalede gazza geldim gazza.
orhan pamuk'un tanpinar begenisi, manitamin haddin son haliyle beni fiseklemesi, yetmedi.
kitabin takriben yuz sayfasini okudugum sirada, gecenin korunde, gozlerimi acip, akabindeki manitaya yakinlasip "bir dostoyevski" hickirigi, olmamisligi ve buram buram zavalliligi gozlemliyorum demistim. ah simdi sizin, kiymetten opulesi parmaklariniz eksi oya nasil gidiyor ise, manita da oyle bir siddetle gotunu dondu ki, anami siksinler dedim, bir daha fikrimi aciklamayacagim (ertesi gun almodavar'in filmini begenmedigim icin, gece ucte beni evden kovdu, baska bir entrye artik).
her ne ise, aslinda herneyse paralitesinden tek kelime ile kortalacak bir ucleme. artislik bende. iste, ta ki, takribi yuz sayfa okuyunuz allah ayetini, bir cile gibi doldurmus, tam da yuz birinci sayfaya gecmistim. ve ertesi sayfada, tanpinar dostoyevski'nin bir cografyayi ancak en guzel manasiyle aciklayacak tek adam oldugunu belirtti. kitap da canim, tefrika da balim, piril piril, huzurdu o an benimkisi. manitaya gosterdim, secde getirdim. huzur bu dedim.
1.olmak istediğin yerde, olmak istediğin kişiyle olmak/yapmak istediğin seyi yapmak.
2.değeri ancak kaybedilince anlasılan sey.
3.ayrıca ahmet hamdi tanpınarın en tanınmış romanıdır. tanpınar'daki tasvir etme ve insani ruh hallerini izah etme yeteneği bu romanda zirveye ulaşmıştır. Geçilmemesi gereken sınırlar gecildiği vakit yasanan iç huzursuzluk resmedilmiştir.
hissetmesi en zor olan duygudur, zorla huzur hissedemezsiniz. huzurlu haliniz hem size hem cevrenize yansir. genellikle tek basinayken veya cok sevdiginiz birisiyleyken hissedilir. zordur zor...
yıllardır huzurun bendeki tasviri hep aynı olmuştur.
uçsuz bucaksız bembeyaz bir mekan, tek bir obje yok. sadece yaradan ve ben. "o" hemen yanıbaşımda olacak. ben ise bir cenin gibi, ilk uyuyuşum gibi kıvrılıcam yanında ve sonsuza dek uyuyacağım. ne bilim, ne kadar kıvrılıp küçülürsem, yanlışlarım da o kadar küçülür gibi geliyor.
ya da şimdi anneme yaptığım gibi uyuyor taklidi yapıp, yorganaltı ağlayacağım.
bana huzuru ne sadık bir sevgili ne de anlayışlı bir eş verebilir. yaradan, o kadar derin yapmışsınki benim yaramı, ancak sen kapatabilirsin.
yıllardır sabırla, yanında uyuyacağım günü bekliyorum.
akli dengenin yerinde olması için gereken durum, tabiki sağlıktan sonra.
huzursuzuz diye oluyor birçok kavga ve tartışma..
paraymış, kariyermiş hepsi hikaye zira.
gunesin dogusunu izlemektir.
sevgiliyle opusmektir.
kamp yerindeki derenin sesidir.
guzel bir yemek yemektir.
butun gunun yorgunlugundan sonra en sevdigin sarkiyi dinleyerek uykuya dalmaktir.
bi dee tabiki para var huzur var.
''sevdiğim '' dediğin kişiye verebileceğin en mükemmel addır. yanında huzurluysan ''huzursun'' dersin ona . önemli olan tek şey de budur. yeter ki o 'huzur' hiç bozulmasın...
"huzur" ve "huzurda bulunmak" kavramlarının pek bir ilginç olduğu sezinlenmiştir.
insan; herşeyden önce kulluk için yaratılmış, bir garip ömre sahip, kendine bile hakim olmaktan aciz ama bir o kadar da kompleks ve mükemmel derecede detaylandırılmış yaşayan bir organizmadır. kendisini yaradanın kendisine sürekli vakıf olduğunu bilen insan kişisi "o'ndan" kaçış olmadığını da bilir. çünkü "o" heryerdedir, uzayda ve kalbinde ve rüyanda, fikrinde, şah damarından daha yakındır bize. hasılı bütün ömrümüz huzurda bulunmaktan ya da olmaktan ibarettir aslında.
peki ya "huzur" nerdedir?
eğer ki iman etmişsek "o" bize bizden daha yakındır diye, işte o anda huzurun "o'ndan" geçtiğini de bileceğizdir.
ve demiyor mu yaradan:
"Biliniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur." Ra'd suresi 28. ayet.
"o'nu" unutmak zaten huzursuzluktur. bizim huzur diye dillendirdiklerimiz hep onun sıfatlarının aksidir.
annenin merhameti, sevgilinin muhabbeti, dostluğun vefası, rüyanın hazzı, başarmanın keyfi...
öyleyse ey nefsim neden "huzurda bulunduğunu" bilmeden "huzuru" arzularsın.