19 ocakta katledilen yazar.'güvercin tedirginliği yaşıyorum ama bu ülkede güvercinleri öldürmezler'deyip nasıl da yanıldıgını kanıtlamıştır 19 ocak'ta.ve n yazıkki hrant 3 yıl önce düştüğü kaldırımda yatıyor hala..
cinayetinin hâlâ aydınlatılmamasında hükümetin payı vardır. ama bu ergenekoncuların maşalığını yapanları, onun "türklüğe hakaret"ten yargılanması sırasında her türlü iğrençliği sergileyen ulusalcı, faşist, kafatasçı "avukat" ve mafyatik asker bozuntularının fail koltuğundaki yerlerini sarsan bir durum değil.
devlet gözetiminde katillerle dolu bir arenada hedef tahtasına oturtuldu hrant abi. onu türklüğe hakaretten mahkum eden ve bunu sadece ona garezi olduğu, onun ermeni olmasından dolayı yaptığı aşikâr olan gukukçular paklanmıyor, bilakis fail koltuğunun kenarında pis pis sırıtıyorlar hâlâ.
3 bilirkişi, 3 öğretim üyesi rapor verdi "burada hakaret falan yok" diye, buna rağmen mahkum ettiler onu türklüğe hakaretten! türklüğe hakaret eden sizlersiniz asıl, türklüğü bu hale getiren, bizi dünyanın en vahşi konumuna hapseden sizler ve sizlerin emperyalist eziklik kokan türklük tahayyulünüz.
bir gün, katillerin alkışlandığı değil, onurlu insanların sokaklarda ölüm korkusu ile yürümediği bir gün, işte o gün türklük yücelecek ve biz de insan gibi insanların çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşıyor olacağız. tabi o zamana kadar yok edilmezsek!
Türk kimliğini aşağılayacaksam ben neden bu ülkede yaşıyorum ki? Gider uzaktan aşağılarım. Başıma da bu belalar gelmez. Türklüğü aşağılamak suçlaması, alnıma sürülmüş bir kara lekedir. Benim için bu dünyadaki en büyük suç ırkçılıktır. Eğer ben Türklüğü aşağılamışsam, yaptığım ırkçılıktır. Bu lekeyle nasıl yaşarım? insan aşağıladığı biriyle nasıl yan yana yaşar?... Hrant DINK
bugün ölüm yıldönümü. bugün umuda sıkılmış kurşunların yıldönümü.
ermeni asıllı olup bu ülkede yaşayan Hrant Dink bu ülkeye en milliyetçiyim diye geçinenlerden,bu ülkenin en çok menfaatini istediğini söyleyenlerden daha çok hizmet etmiştir.Ermeni diasporasının karşısında barışı ve kardeşliği savunmuştur. fakat ne yazıktır ki barışı, özgürlüğü, demokrasiyi isteyenlere hep (bkz: tü kaka)gözüyle bakılmıştır bu ülkede.
çok yaşadık umuda, ışığa, aydınlığa kurşun sıkılmasını.
atık yeter değil midir, artık bitmeli değil midir bu kavga, tükenmeli değil midir bu savaş!
''ruhun şad olsun Hrant sen ve senin gibi düşünen yiğitlerin''
öldürülüşünün ardından yapılan eylemleri, hareketlenmeleri tiyatro sahnesi izler gibi izlenilen zavallı adamdır.
ciddi manada kara mizah örneğidir bu adamın öldürülüşü sonrası sergilenen oyunlar. öldürüldüğü gün hafızamın iyi olması yüzünden aklımda. Uyandım, televizyonu açtım, yerde yatan üzeri örtülmüş bir ceset fazla bakmadım ayrıntıya girmedim, geçtim bilgisayarın başına meseneyi açtım, o arada aklıma gelen ilk şey "aha şimdi bütün medya,o, şu, bu Milli devletin, Milliyetçiliğin üzerine gelecek" meseneyi açtım dedim ya hemen bir arkadaş damladı, "olm seninkiler hrant dink'i vurmuş lan faşist diyorum size de kızıyorsun", benzer birçok iletiyle karşılaştım. valla ölümünün üzerinden 1-2 saat geçmesine rağmen gereken oyunun işlemeye başlamıştı.
Ben bile "lan acaba bizden biri mi çıkıp vurdu bu adamı" diye kendi kendime sordum bi ara. Lakin Ahmet türk dururken, bir ton DTPli dururken yazı yazmaktan başka bir iş yapmayan kişiyi kim neden vursun? neden hedef alsın?
sonrasında gelişen olaylarla da kimin ne için yaptığı doğrudan kendini belli etti.
Fethullahçının biri çıkıyor tvye Türklüğe saldırıyor, Liboşun biri çıkıyor tvye türklüğe saldırıyor.
aradan yıllar geçti süper hükümetimiz Ergenekonu bir çırpıda çözüverdi, lakin bir türlü hrant'ın katlini çözemedi.
Çözmek istemedi.
Suçu televizyonlarda ulusalcıların, milliyetçilerin üzerine attılar, ergenekonla bütün ipliklerini pazara çıkarttılar ulusalcıların, milliyetçilerin lakin o kadar derine ulaşan hükümet Hrant'ı çözmedi.
e Hrant'ın öldürülmesinin ardından ortaya çıkan dalga, kimin işine yaradı? KAradeniz insanının milliyetçiliği aşağılandı, Türk insanının milliyetçiliği aşağılandı, oradan Kuvva ruhu aşağılandı, Türk devrimleri aşağılandı, kimi cahil insanımızda aşağılık kompleksi oluşturuldu kimin işine yaradı he?
Valla ne kadar Türk düşmanı fethullahçı, liboş varsa onların işine yaradı.
bu zavallı adamı Fethullahçılar kamuoyu oluşturmak için katletti desek yanılmayız. koskoca paşaları içeri alan fethullahçı hükümet baksanıza çözmemek için ayak sürtüyor bu davayı.
Kaldı ki bu ülkede son zamanlarda işlenen ne kadar faili meçhul cinayet varsa Amerika- fethullahçı işbirliğinin eseridir.
Uğur mumcu'yu katlettiler arapçı siyasal islamcılara olayı ihale ettiler israil ve ülke içindeki bağlantıları çıktı (kim o bağlantılar acabaa), Ahmet Taner Kışlalı'yı katlettiler onun savunduklarını bugün kimlerin yıkmak istediği ortada, onun ihalesini de arapçılara yolladılar, Necip hablemitoğlu'nu katlettiler Fethullahçıların tehlikesini ve işbirliği yaptıkları vakıfları ortaya sermişti onu da Ergenekon'a ihale ettiler.
şimdi de çıkmışlar öldürdükleri hrant'ın ardından pis pis Türklüğe saldırıyorlar, pis pis Hrant'ı andıklarından dem vuruyorlar.
hocalı da katliam yapılırken de gazeteci olan bu şahıs acaba bir tek kelime yazdımı hamile kadınların karınları ermeni askerleri tarafından deşilirken, ya da 10 yaşındaki müslüman türk kızına tecavüz edilirken diye hep merak etmişimdir. araştırdım tek bir satır dahi yok.
hocalı da kendi soydaşları tarafından müslüman türk e zulum edilirken buna seyirci kalmış, gazetesindeki köşesinde tek satır dahi yazı yazmamış sevgi kelebeği.
öldürülen yazar. sayfalarca yazmayacağım. artık söze gerek yok. öldürdüler lan adamı, öldürenler aramızda, sağımızda solumuzda. adam öldü. öldü adam. adam öldürüldü. katilleri aramızda. katiller hala dışarda. katiller hala yaşıyor. adam kefenlendi. adamın karısı ağladı. çocukları babasız kaldı. haykırmak istiyorum sokaklarda adam öldüüüü diye. bilmem sesimi duyan olur mu?
sanırım bu adamla beraber bizimde onurumuz/gururumuz toprağa verildi.
kimin öldürdüğü arkasında kim olduğu, kimlerin aracılık ettiği bilinmesine rağmen aradan geçen üç yılda katillerine bir şey yapılamamış insan. gördükki bu ülkede öldürüleceği aylar önce belli olan bir insan [gazeteciymiş, ermeniymiş onlar sonraki şeyler ] bu ülkenin en meşhur caddelerinden birinde, herkesin gözleri önünde öldürüldü. öldürüleceğini emniyet valilik, jandarma herkes biliyordu.
böyle bir ülkede islamcı, islamın adaletinden, milliyetçi kavminin yüceliğinden, sosyalist özgürlük ya da emeğin kutsallığından bahsedemez. tek bir şeyden bahsedilebilinir, o da zalimliktir.
katledilişinin üçüncü yılında özlemle andığımız basın ve demokrasi şehidi. kendisini katledenleri türk bayrağıyla karşıladılar emniyette, sonra içeride besleyip 30 kilo aldırdılar, krallar gibi baktılar. kendisinin üçüncü ölüm yıldönümünde bir başka basın şehidi, bir başka güzel insan abdi ipekçi'nin katili dışarı çıktı ve kahramanlar gibi karşılandı... sen bu ülkeye fazla geldin maalesef güzel insan...
'fikrime barut kokusu sokuldu
medeniyeti ararlarken
özgürlük sırtından vurulmuş yerde yatıyordu'
yerde yatıyordu sadece birilerine farklı geldiği için, yerde yatıyordu hemde ayağında tabanı delik bir ayakkabıyla.
3 yıl önce bugün öldürülmesiyle ayağındaki ayakkabının delik olduğunu öğrendiğimiz güzel insan. bu topraklarda gözü vardı ama "alıp götürmek için değil, en dibine gömülmek için". bu kadar ölümden sonra lanet olsun bu topraklara...
yazılarını özlediğim ermeni.
evet ben bir türküm ve bu adamı öldüren de bir türk.
öldürülen ne ilk gazeteci, ne de son olacaktır.
kan bu toprakların yabancısı değil çünkü burada hesaplar bitmez.
hesabın biri kesilir biri başlar.
birileri de hrant gibi bedel öder.
türk insanı misafirperver ve yardımseverdir, fatih sultan mehmetten bu yana azınlıklara hep müsamaha gösterilmiştir yalanının en açık kanıtıdır hrant.keşke hrantın öldürülmesine alkış tutanlar bir iki yazısını okusalardı.herhalde kendilerinden utanırlardı.
Soğuk
En soğuk günüydü yılın
Pusudaki rüzgarların görünmezliği
Yüzlerimizdeydi
Vicdanlarımızdaydı... See More
Tehlikeli bir virüstü o gün soğuk
Dalga dalga yayılacak bir Ağrı'nın acısıydı tenimizde
Kentin sokaklarında ağır çekim yalnızlıktı soğuk
Çok üşüyordum
Sokağındaydım gün boyu soğuğun...
Ne ellerimi ısıtabildiğim
Ne de yüzümü tokatlayan felçli rüzgarlardan sakınabildiğim
Şirret bir soğuktu yaşanan
Tek istediğim bitmesiydi günün
Isınabilmekti sokaklardan uzakta
Ve gün bitti
Dönünce akşam eve anladım ki
O hastalıklı soğuk
Ilık bir baharmış
Ruhumu sonsuza dek üşütecek olan
Günlerden ondokuz ocakmış..
Yıl 2006, aylardan Kasım. Okuldan eve dönerken yüzün geliyor gözlerimin önüne. Seni çok özlüyorum. Eve varınca telefonu elime alıp arıyorum seni. Nasıl olduğunu soruyorum önce. "iyiyim canım yavrum sen nasılsın?" diyorsun her zamanki içtenliğinle. Söylemeyi başarabileceğimden hala emin değilim o an ama birden dökülüveriyor duygularım dilimden: "Seni çok özledim ve sadece sesini duymak istedim amca." Şaşırıyorsun. Duygulanıyorsun. Kısa bir sessizlik geliyor ardından. Sarılıyoruz birbirimize o sessizlikte. Vedalaşıyoruz belki bilmeden. Aramızdaki en dolu ve en özel konuşmayı yapıyoruz 5 dakika içerisinde. O akşam Rakel yengeme bunu anlattığını, ne kadar mutlu olduğunu sonradan öğreniyorum. Telefonu kapatırken huzur doluyor içim. Mutlu bir aileydik o zamanlar. Masallarda rastlanabilecek bir mutluluk bizimkisi. Birbirimize olan sevgimiz ise bize özel. Ondan yok hiç bir yerde.
Telefonu kapadıktan sonra mırıldanıyorum: "Bir de seni çok seviyorum amca." Duymuyorsun!
Yıl 2007, Ocak 19. Okuldan erken çıkıp Osmanbey'e geçiyorum. Özlemişim seni gene. "Seni görmeye geldim amca" diyeceğim, sarılacağız birbirimize ve uzun uzun sohbet edeceğiz o gün.
Saat 15.30'da telefonum çalıyor. Eve gitmem gerektiğini söylüyor bir arkadaşım. Kapatıp annemi arıyorum. Annem kendinde değil. Çığlıkları geliyor kulağıma. Ne olduğunu söylemesi için yalvarıyorum. "Hrant amcanı öldürdüler" diye haykırıyor bir ses. Annem değil telefonun diğer ucundaki. Ölen benim amcam değil. Ben de ben değilim o an! Bilinçsizce koşuyorum sokaklarda bir süre. Kendimi topladıktan sonra eve gidiyorum doğruca. Ev kalabalık. Ben buz gibiyim. Televizyonun olduğu odaya geçiyorum. Sen olduğunu söyledikleri adama bakıyorum amca. Bu bir açık oturum değil. Söyleşi değil. Bizim için olağan hale gelen 301 davalarının konu edildiği bir program da değil. Neden televizyondasın o halde?
"Hrant Dink öldürüldü." Yerde kan var, Yüzünü göremiyorum amca! Ellerini görüyorum! Elini tumak istiyorum sadece! Uzun uzun ve sıkıca!
Ve haykırıyorum: "Gitme amca..." Duymuyorsun.
Nare çıkıp geliveriyor bir Cuma. Sen gittiğinde de günlerden Cuma'ydı. Onunla geri döneceğini, "Nora Nare Hoy Nare"yi sensiz söylememize izin vermeyeceğini düşünüyorum. Sesini arıyorum hastane koridorlarında. Belki de en çok o gün hissediyorum yokluğunu. Giderek artan, arttıkça ağırlaşan, ağırlaştıkça içimizi yakan yokluğunu. Bir kez daha eziliyor yüreklerimiz tarifi olmayan bir eksiklikle, sensizlikle.
Şimdi uzun bir güvercin masalımız var Nare'ye anlatacağımız. Bizim gerçekten doğma hikâyemiz yazılırken, birilerinin de gerçekten bozma "sözde" hikâyelerine bir yenisi daha ekleniyor. Şimdi 90 yıl önce hastalıktan ölen birkaç bin Ermeni'den bahsedilirken, bundan 90 yıl sonra ayağı kayıp düşmüş ölmüş Ermeni bir gazeteciden söz edebilir de birileri! (Biz arşivimizi yaptık, ne olur ne olmaz.) Dünyanın gözü önünde olması değiştirmiyor bir şeyi çünkü, yıllar önce de dünya izlemiş ve engelleyememişti yaşananları. Beni heyecanlandıran, cenazendeki o kalabalık oluyor asıl. "Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeni'yiz" diyerek seni anladıklarını gösteren yüzbinlerce kişi (gerçi birilerine göre hepimiz pankartız!) bu ülkede hala bir arada yaşayabileceğimize dair umutlarımızı besliyor. Bir zamanlar "Ermeni'yim" demenin korkulduğu, karşıdakinin bunu küfür olarak algıladığı bu ülkede, yüzbinlerce kişi ardından "Ermeni'yim" diye bağırıyor! Ah be amca... Duymuyorsun!
Paramparça zamanlarda görüyorum kendimi artık. Geçmişim, bugünüm, geleceğim iç içe. Seninle dolu günlerim canlanıyor şimdi gözümde. Sonra yavaş yavaş uzaklaşıyor sesler, kayboluyor görüntüler. Ve ben üşüyorum artık her mevsim bu ülkede. En çok da güneşin kendini gösterdiği günlerde. Birilerinin bir yerlerde balık tutuyor olması acıtıyor canımı. Senin büyük bir keyifle tutmadığın balığı da yemek istemiyorum artık. Seni yaşatmayan bu ülkede, insanların "sözde" öldürüldüğü bu ülkede, ben de "sözde" yaşıyorum bu aralar anlayacağın. Sana elinde haritayla gelenlere asıl zenginliğin bu toprakların üstünde olduğunu hatırlattığın geliyor aklıma. Benim sahip olduğum en değerli hazine artık bu toprakların altında amca. Şimdi yapacak çok işimiz, anlatacak çok şeyimiz var. Yapacağız. Anlatacağız. Yaşayacağız. Ve bundan böyle bizim için yaşamak, öncelikle seni yaşatmak! Aklının, kalbinin ve hayallerinin ışığında koşmak. Başka türlüsü sadece nefes almak...