modern hayatın dikte ettikleri bir gün çok anlamsız gelecek ve ben hayatımı boşa harcadığımı düşüneceğim. yaşlanınca bunu düşünmemek için akan moda, toplum ve kalıplarına uymamaya çalışıyorum.
mesela manken gibi olmak, trendi yakalamak onun içinde yaşamak, davranmak. gündemde olan kitabı okumak, sporu yapmak,ürünü kullanmak. popülerleşmiş şarkıyı dinlemek, en iyi restorana/plaja/ kafeye gidip fotoğraf paylaşmak. sosyal medyada kendimi paylaşmak. her yerde durup fotoğraf çekilmek. bunların hepsinin bir gün hiç olacağını, kıymetsizleşeceğini uygun olana değil uygun gördüğümce yaşamayı öğretti.
amk kimse bize "mutluluk" ölçekli bir hayat formülü yaklaşımı öğretmedi göstermedi. şu ol bu ol, şunun olsun bunun olsun şeklinde oldu hep.
kırkından sonra diyor insan zikerim şununu bununu beni ne nasıl mutlu ediyorsa öyle yaşıyacağım diye... hoş 28-30 falanken salmıştım kendimi bunu görüp.
evrende hiçbir şeyin durağan halde olmaması. biz yerini değiştirmesek olduğu yerde çürüyecek olan şu masanın bile içerisinde milyarlarca atom bulunması ve hepsinin yörüngelerindeki elektronların saniyede 1000 km hızla dönmeleri ve atomların sürekli hareket halinde olması, titreşim hızlarının saniye 400 metre olması.
her şey hareket ediyor sözlük, gerçekten tüm evren semah dönüyormuş. bu harika bir şey
Fazla anarşi ve despotluğun kimseye fayda getirmediğini öğrendim. Bunun yanında bir de önyargı varsa insanın insanlık sıfatından çıktığına birçok kez şahit oldum.
insanı kâmil olmak da bir mücadele işidir ancak kolayı inkardır.
Hayat adil değildir. Kiminin rahatlıkla ulaştığı bir noktaya siz yıllar süren çabalar ve bu sırada verdiğiniz sinir harbiyle ancak varabilirsiniz. Belki hiç varamazsınız.
Süreç sonunda öğrendiğiniz şey, insanın her türlü melanete alışabilen bir varlık olduğudur.