öğrendiklerimizle alakalıdır..
bildiğimiz şeyleri yaşarız sadece, yeşilin yeşil olduğunu bildiğimiz için yeşildir bize, sıcağın sıcak, soğun soğuk olduğunu öğrendiğimiz için..
sevgiyi öğrendiğimiz için aşık oluruz, nefret etmeyi öğrendiğimiz için kızarız. erkek olduğumuzu öğrendiğimiz için ilgi duyarız kızlara, kadınları ve erojen bölgelerini öğrendikten sonra boyutlarıyla ilgileniriz onların da.
özlemeyi öğrendiğimiz için özlemek deriz aslında. aylardır görmediğiniz kardeşiniz, kaybolduysa merak etmeye başlarsınız. merak etmeniz onun sizin kardeşiniz olduğu öğretildiği için duyulan bir meraktır oda. bencilcedir aslında..
ve sahip olmamız gerektiğini öğrendiğimiz için sevgili ediniriz kendimize, ait olmamız gerektiğini için beğendirmeye çalışırız kendimizi birilerine.. sosyal olmamız gerektiği öğretildiği için arkadaşlıklar kurarız, yanlız olunmaz diye bildiğimiz için yanlız kalınca arar sorarız hatta..
ve asıl hayat, tüm öğrendiklerimizi unutmakla başlayacağımız olandır aslında. tüm kabullerimizi yıkmak, tüm ezberlerimizi bozmakla. ya da sonlandırmakla...
hayat seni öyle bir noktaya getirir ki kendini sevdiklerinle savaşırken ve nefret ettiklerinle sevişirken bulursun. üzülürsün. pişman olursun. sonra biraz zaman geçer ve tersinin bu dünyada işlemediğini anlarsın.
biteceğini bildiğimiz halde bitmeyecekmiş gibi yaşadığımız, ''bitecekse neden başladı?'' olarak sorguladığımız, yirmili yaşlarda olmamıza rağmen yorgunluğumuzun sebebi hayat...
"hayat satranca benzer. ikisine de başladığınızda onlarca mantıklı hamle vardır. ancak oyunun * sonuna geldiğinizde mantıklı bir hamle için saatlerce düşünürsünüz."
ps: bu sözü nereden duydum, kim söyledi bilmiyorum. bilen varsa mesaj atsın.
yaralanmamıza rağmen oyundan çıkarmayandır.
kenara çekilip yaralarımı sarmak istiyorum izin vermiyor. kısa bir mola bari ? geçtiğim yollar kan içinde kaldı.
mizahçıların anlattığı kadar basit ve dalgaya alınacak şekilde değil, edebiyatçıların anlattığı kadar zor ve karmaşık değil.ikisinin arasındaki ince çizgide hayat.