--spoiler--
Hayat üç bölümdür: Dünyayı değiştireceğini sandığın,
dünyanın değişmeyeceğine inandığın
ve dünyanın seni değiştirdiğine emin olduğun.
--spoiler-- *
Hayatın ne de cok acimasiz olduğundan en çok dem vuranlar hayati geç ogrenebilmis ergen ruhlulardir. Halbuki saga sola kosturmaktan ziyade bir koseye çekilip dusunebiliyor olmak, Olmuş ve olacak olanlanların hayatin olağan akışının birer parçasi olduğunu anlamak için gerekli ve yeterlidir.o küçük beyinler; bir tokat yenilmişse bunun, acımasızlığın bir sonucu olduğu sonucuna varır dururlar ve bu yanilgiyi farketmek şöyle dursun, bunu evrenin sır kapılarını çözmüşcesine haykirir da haykırırlar... bir köşeye çekilip düşünmezler, çünkü bu, zahmet ve sıkıntı veren bir eylemdir, Çünkü onlar kendilerinin ve ötekilerin hikayelerinin kahramanı olmak için koşullanmışlardir. Biraz kenarda kalsalar, vitrinin biraz arkasına duşseler mağlup olacaklarından korkmaktadirlar.
Hayat hepimizi trollüyor biz boş yere kasıyoruz bu kadar. Gülümseyelim. Bir de espri yapayım boş boş gülmeyin; rapunzel neden rockpunzel değil ? Ahahahaahhahahaahahhagag
Bu dünyaya gözlerini açtığın andan sonsuzluğa doğru kapadığın ana kadar geçen süredir hayat.Hayat yaşanmayı gerektirir,fakat kim ne kadar yaşar orası tam bir muammadır.Boşuna harcanmış bir hayat kadar,yaşanmamış bir hayat kadar acı bir şey yoktur bana kalırsa.Yaşamak kavramı ise bu süre zarfına ne kadar fazla acı,mutluluk ve hayal sığdırabildiğinle alakalıdır.Ne kadar fazla yaşamışsan o kadar fazla acı çekmiş ve o kadar fazla mutlu olmuşsun demektir ,cesarette ister biraz korkakların işi değildir.Çoğu insan bu yüzden günlük rutinlere bağlar kendini,küçük mutluluklar yaratır kendine.Düşündüğü geceler olur elbet hayallerini,isteklerini.Acaba çabalasaydım onlar için gerçek olsalardı daha çok mu üzülürdüm ya da daha çok mu mutlu olurdum şimdikinden ,değer miydi çabalarıma? ve benzeri düşünceler sarar dört bir yanını.Acı bir hüzün çöker geceye sonra,doğan güneşle birlikte yitip giden karanlıkla onlarda kaybolur tabi.Yaşadıklarına inandıkları hayatı sürdürmeye devam ederler.Oysa ellerinde kalan koca bir boşluktur.
doğum ile ölüm arası yaşanan zaman. insan evladının hiç biri annesi babasını, ailesini, ırkını, memleketini seçmeden doğar. kimisi sağlıklı kimisi engelli kimisi de o kadar fakir. yaradan bu kısacık rüyayı bizim için sınama yeri olarak seçmiş. herkesi verdiği eksik kadar yükümlülük vermiş fazlasını da istemez emin olun. çok zengin veya şatafatlı görünen yaşamlar bir afrikalı sıcak altında çalışan insan kadar ne değerlidir bazen ne de mutludur. dünya kadar da paran olsa bir baş ağrısı servetten vazgeçme nedenidir bazen.
ana rahminden mezara uzanan kısa yolculukta Allah bizim yardımcımız olsun..
bir günü yirmi dört saat olduğu halde hiçbir anını istediğimiz gibi yaşayamadığımız şey. sorumluluklar arasında sevdiklerimize bir türlü vakit ayıramadığımız şey. yarın yanımızda olup olmayacağından emin olamadığımız insanlar için vakit yaratmaya uğraştığımız, bunu yapmanın bile sorumluluktan kaçmak olarak görüldüğü azap veren zaman dilimi. oysa ne vardı insan gibi geçirebilsek hayatı. sevdiğimiz insanlarla anı biriktirebilsek, yanlarındayken bile onları özlemesek, on üç yaşında çocuğun intiharına sebep olacak kadar sorumluluklar yüklemesek el kadar bebelere. biraz özgür olsak, biraz daha mutlu, daha çok gülerdik belki, daha neşeli olurduk, daha yaşanılası olurdu hayatımız. bir düşünsenize, hepimiz her gün hiç sevmediğimiz, görmeye bile dayanamadığımız insanlarla sekiz belki on saat geçiriyoruz. bunu haftanın beş ya da altı günü tekrarlıyoruz. minicik bir vakit ailemize, eşimize, dostumuza kalan. ufacık. define aramak gibi bir şey hayat, hep beklemek, hep koşturmak, hep başı su üstünde tutmaya çalışmak. halbuki sırt üstü uzanıp sulara götürdüğü yere gitmek de güzel, koşmaktansa ağır ağır yürümek de güzel, yokuş yukarı çıkmaktansa düz bir yolda yürümek de öyle. sürekli koşmak çok sık düşmek demek. dizlerde hep yara demek. hayat dediğinin yaşamaya değer kısmı çok uzaklarda, belki bir ihtimal hala. ama cidden çok uzakta.