dün başıma bir şey geldi. hayatın ne kadar dandirik, ne kadar abuk bir şey olduğunu bir kere daha fark ettim.
bir kaç gün sonra nişanlanıyorum. davetlilerin oturma planını yapmakla uğraşıyoruz kaç gündür. dün en son saçma bir şeyden bizimkilere sinirlendim ama o nasıl bir sinir. ağlayacağım yani o kadar. odama geçtim, kendi kendime söyleniyorum. derken twitter'da gördüğüm bir video ile kendimden tiksindim. idlib'deki zehirli gaz saldırısı.. saldırıda ölen ufacık çocukları yan yana yatırmışlar. 2 sıra halinde. ölen kim bilir kaç çocuk, kaç insan var. suratlarında dehşet ifadesi. dudakları morarmış. ciltlerinin rengi soluklaşmış. çocuklar lan daha! en büyükleri en fazla 11-12 yaşında. neyin içinde olduklarını bilmeden, neden bu dehşete maruz kaldıklarını anlamadan, daha hiçbir şey yaşayamadan ölüp giden onlarca, yüzlerce çocuk. ben? bense dünyanın bir yerinde bunlar olurken nişanda kim hangi masada oturacakmış gibi zottirik bir nedenden dolayı üzülüyorum. birileri nedensiz yere canından olurken bendeki derde (!) bakar mısın? derdine sokayım dedim amk, derdine sokayım!
Hiç öyle üzerine derin yorumlar yapılacak bir kavram değildir.en ufak bir hatada,bir anlık dalgınlıkta yaptığınız bütün planlar mahvolabilir,vazgeçilmez sandığınız her şey bir anda ellerinizden kayıp gidebilir.
bilmezsiniz. eskiden bilge baykuşlar güzel gece sohbetleri yapardı. ve hayat üzerine güzel kelam ederlerdi. her akşam evimizin bahçesindeki dut ağacının üzerinde iki-üç baykuş sohbet eder, ben de onların kulak misafiri olurdum. beni fark etmelerine izin vermezdim. fark ettikleri anda uçup gidiyorlardı çünkü.
yine bir akşam dut ağacına konan iki baykuşun sohbetinde duydum bu cümleyi;
"hayat, arttırılmış gerçeklik barındıran feci bir rüyadır" demişti baykuş. diğeri de kafasıyla onu onaylamıştı. biraz daha yakından dinlemek için tam ağaca doğru yaklaşıyordum.. pet şişenin üzerine basıp ses çıkardım. onlar da beni görüp hemen uçtular. oysa onlara sorularım vardı.
Son derece adaletsiz, bir günü bir gününü tutmayan, garibin belini büken, gece yarısı insanın gözünden şırıl şırıl yaşları döken bir o kadar da zalim bir yoldur.
içeri bir adım attın mı kurtuluşun yoktur. kurtuluş ya bir an önce vaz geçip uçurumdan aşağı şürmek yada, yadası yok bitmiyor hep bir engelle karşılaştırıyor.
ne yapacağımı şaşırdım. huzursuzum, huzura hasret kaldım.
bir an dinlenmek istiyorum ama yok. daha fazlasını üstüme yüklüyor.
bütün bu yaşadıklarımın bir anlamı bir sebebi olmalı. bu yarım kalmışlık hissinin, eksikliklerin, başkasına çok kolay olanların bana zor olmasının... inşallah hepsi bir sebebe bağlı olarak yaşanıyordur. bir yerden sonra bekliyor insan birşey olsun diye. olmazsa üzülürüm.
Bu dünyada çoğu zaman tarifi ve tasviri zor düşünceler, duygular, renkler, tatlar, lezzetler, kelimeler vardır.
"Hayatta" bunlardan bir tanesidir belki de tarifi en zor olanıdır, çünkü herkesin bir bildiği vardır, onun hakkında.
Bu dünyada varolabilmiş herşey o mütenahi çatısı altına girmiş ve bir iz bırakmıştır.
Kimi zaman muhayyel olmuştur insanların fantezi dünyası şekillendirmiştir onu.
Bu yüzden açıklamak zordur "hayatı"
Kimi zaman hayat; yorucu denmiştir uğruna verilen mücadelelerin bütünü olarak nitelendiriilmiştir.
Kimi zaman hayat; hayat için çabalarken geçen bir zamandır.
Kimi zaman hayat; zor olmuştur zorluklarını görebilene.
Kimi zaman hayat; daha bilimsel bir tanım almış biyolojik döngü denmiştir adına.
Kimi zaman hayat; suya denmiştir kimi zaman sevilen bir insana, bağlı olunan bir tutkuya.
Kimi zaman hayat; somutluğun bezginleştirdiği dünyada bir soyut evren var etmektir.
Kimi zaman hayat; sona değil sonsuzluğu gitmektir.
Kimi zaman hayat; bir nefestir bir kalptir atan, yaşayabilmektir.
Kimi zaman hayat; bir umuttur, amaçtır ya da.
Kimi zaman hayat; doğaya evrene kulak kesilmektir, kuşları izlemek çiçekleri koklamak gökyüzüne bakmaktır.
Kimi zamansa "Hayat işte bu" dediğimizde karşımıza bambaşka bir formda çıkandır.
Tam bitti derken -nasıloluverir meçhul- yeniden başlayandır.
Herşey bir denklemin, hatanın sonucu bir ihtimal spontane oluşan, sonsuz sayıda olasılık ile yaşamını devam ettirme hissi beni boğuyor çok ihtimal var çok.
Başlangıçta birer sandık veriliyor insanlara. Bunlar özelliklerimiz, yatkın olduğumuz şeyler, karakter yapımız...
Bu kısım tamamen şanstan ibaret yani hiç kimse nasıl ne koşullarda ve ne şekilde başlayacağını seçemiyor. Ardından bu kutudan çıkan şeyler sizin işinize yarasa da yaramasa da onları kullanarak bir yerlere gelmeniz gerekiyor bu da hayatın ikinci ayrımcı kısmı oluyor.
Ardından üçüncü bir kısım başlıyor bizde olmayan şeylere de ulaşmak. Bu konudaysa çoğu kişi adeta pandoranın kutusunu arıyor. Çok parlak ve içerisinde harikaların olduğunu "düşündüğü kutu" ama bu kutuyu henüz bulabilen yok.
Bulunsa da içerisinden güzel şeylerin çıkacağı kesin değil. O yüzden daha orta boyutlu hazinelere ulaşmaya çalışmak en makulu olduğu gibi bu hazine arayışı da son aşamayı oluşturuyor. Kimisi bulduktan sonra mutlu olurken kimisi içinse yine eksik bir şeyler kalıyor.
Bazı kişiler içinse bir hazine arayışı bile yok. Onlar çoktan hazineye ulaşamayacağını kabullenmişler ve pes etmişler. Umutsuzluk ve karamsarlıkla bir defa bize bahşedilen bu hayatta yolda ilerlemek yerine durmuşlar.
Kimin kazanıp kimin kaybedeceği belli olmaz tabi ki. Ama yine de her zaman bir kazanma mücadelesi olacak bu dünyada.