Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
işte budur hayat!
işte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin.
bazen uzay resimlerine bakıyorum. uçsuz bucaksız bir evren. benim gezegenim evrendeki bir toz tanesi. ben de gezegenimin içinde ancak toz tanesinin üzerindeki bakteri falan olurum herhalde. bu sebeple sinirlenmeye, kasmaya gerek yok. hiçin içindeki hiçiz zaten. ne diye bu dert tasa?
çok acayip bir film şeridi. anlam yüklemek ile uğraşırken, yanınızdan bir çok fırsatın geçip gidebildiği bir oyun. anlamaya çalışırken zamanın acımasızca yitip gidiverdiği bir sanrı. beklenmediklerle dolu bir puzzle. tam parçayı yerine oturtacakken, başa dönme eylemi. bir tür halka, her kıvrımdan geçerken içinizin, canınızın yandığı. bileşke almışken tam, integral sunan. gereksiz oksijen tüketip ozon deliğinin daha da çok büyümesine vesile olan, adı 'canlı' olan yaratıklarla dolu bir strateji.
ölümün biyolojik olarak aktif sahasıdır. hiçbirimiz yaşamıyoruz, sadece ölüyoruz.
(bkz: fight club)
uzun ama bir anda final yapan drama dizi gibidir. zorluklar içinde yaşamayı acıyla vicdan azabıyla yaşamayı öğrenmek gerekir yoksa insanın ruhu bu acıya dayanamaz.
Hayatta yaptığımız her eylem aslında iki amaç içindir; ya elimizdekini korumak veya eksikliğimizi gidermek.
Bir işe girip çalışıyoruz. Peki neden? Çünkü hayatta kalmalıyız , yaşamamızı korumak için. Bazen işimizi değiştirmek istiyoruz. neden? Cunku o iş artik bizi maddi veya manevi yönden tatmin etmiyor veya eski huzurumuz kalmadığından dolayi o huzur eksikliğini gidermek için kafamızın rahat olacağı bir işe geçiyoruz.
Bence hayat görece basit ama asıl zor olan onu basit oynamak galiba.
nedir hayat? kuyudur. içinde can çekişen taşın sesini dışarı duyurmamak hayatın huyudur. hayatın dibindeki taş, suyudur. bu kuyudan su içmek isteyen, yani yaşamak isteyen, taşı sıkmalı, ölmek için bu kuyuyu yıkmalı. peki intihar isteyen? kuyuya bakraçla inip kuyudan bakraçsız çıkmalı.