istemediğim bir alanda zorlayarak doktora yaparken kafamda bir romanı taşıyan ve anadolu'nun ücra bir ilçesine sırf memuriyet nedeniyle sevdiği işini bırakan beni hocalığa kadar sürüklemiştir. L
O ses türkiye arkada fonda, bense bu karanlık otel odasında kendime karşı mahçubum. istediğim işi alıp alnının üstüne çarparım diyen özgüvenim ile yollarımızı ayrılalı yıllar oluyor.
Meyvesiz ağaç odundur der üstad necip fazıl. insan kapana kısmadıkça üretken olamıyor sanırım. Tek tutunduğum dal bu daldır.
Başlangıçta birer sandık veriliyor insanlara. Bunlar özelliklerimiz, yatkın olduğumuz şeyler, karakter yapımız...
Bu kısım tamamen şanstan ibaret yani hiç kimse nasıl ne koşullarda ve ne şekilde başlayacağını seçemiyor. Ardından bu kutudan çıkan şeyler sizin işinize yarasa da yaramasa da onları kullanarak bir yerlere gelmeniz gerekiyor bu da hayatın ikinci ayrımcı kısmı oluyor.
Ardından üçüncü bir kısım başlıyor bizde olmayan şeylere de ulaşmak. Bu konudaysa çoğu kişi adeta pandoranın kutusunu arıyor. Çok parlak ve içerisinde harikaların olduğunu "düşündüğü kutu" ama bu kutuyu henüz bulabilen yok.
Bulunsa da içerisinden güzel şeylerin çıkacağı kesin değil. O yüzden daha orta boyutlu hazinelere ulaşmaya çalışmak en makulu olduğu gibi bu hazine arayışı da son aşamayı oluşturuyor. Kimisi bulduktan sonra mutlu olurken kimisi içinse yine eksik bir şeyler kalıyor.
Bazı kişiler içinse bir hazine arayışı bile yok. Onlar çoktan hazineye ulaşamayacağını kabullenmişler ve pes etmişler. Umutsuzluk ve karamsarlıkla bir defa bize bahşedilen bu hayatta yolda ilerlemek yerine durmuşlar.
Kimin kazanıp kimin kaybedeceği belli olmaz tabi ki. Ama yine de her zaman bir kazanma mücadelesi olacak bu dünyada.