uzaktan kumandası yoktur, ne yazık ki götünü kaldırıp kendin yapman gerekir her şeyi.
üşensen de, hastaysan da...
insanlar ölür, en sevdiklerin.
sınıfta bırakırlar seni.
dışlarlar.
insanlar gider, ışıklar kapanır.
en çok sevdiğin seni siklemez bile.
ve sen hep denersin.
yılarsın, umudunu kaybedersin. artık olmaz dersin ama olanlar olur, devam eder.
bu cümleyi herkes ne kadar da kolay kullaniyor.
hayatinda eli sicak sudan soguk suya degmemis ama ufak bir sorunu olup sikayet eden de, hayattan saglam bir sille yemis olan da!
bakildigi zaman insanlik zavalli, hayatsa bunun pezevenkligini yapiyor.
bir taraf zevk-i sefa, diger taraf derd-i cefa icinde.
ne dinler, ne insanlik, ne adalet , ne hayatin duzen ve uyum icinde aksedisi kurtamiyor cogu zaman hayat denilen pezevengi pezevenklikten.
huzur vermiyor aslinda hayat, nasil verir ki?
sen dine sığın, vicdanına sığın, dusuncene sığın... degisir mi sonuc?
huzuru bulan birisi icin hayat huzurludur, boyle denilir. ama o ic huzur aslinda yoktur, var sanir insanlar hayat denen pezevengin kollarindayken.
uyusturucuyu da saglar bu pezevenk hayat, zevk veren fahiseleri de, kisa yoldan kose donmeyi de.
bunlarin hepsini verdiginde adamin ya kafasi guzel olur, ya zevkten kendinden gecer, ya beyni uyusur, ya da duyarsizlasip vicdansizin onde gideni olur.
din, para, güç, rekabet, hırs... iste bunlar hayatin huzurlu bir yer oldugunu zannettirir insana.
bir tarafta pezevenk hayatin harcadigi insanlar varken, aclar varken, sucsuz yere olenler varken sen istedigin dine inan sigin; istedigin kadar para kazan, basarili ol...
kurallarina uydugun din dunyayi duzeltebiliyor mu? paran her sey i satin alabiliyor mu, kisisel basarilarin senden baska kimi huzura erdiriyor?
bunlarin cevabi yok, hayat denilen pezevenk sarmis sarmalamis, sen gunu atlattigin icin sukret, degil mi!
bunlari bu kadar dusunmeyenlerindir hayat, caktirmadan çaktıran bir pezevengin esiri, eseridir bu insanlik.
Serdar Ortaç'a göre yorandır, Doğuş'a göre ise uçurum kenarından sırıtandır. Kimilerine göre ise yarım saatte bir bilgisayar ile buzdolabı arasında mekik dokumaktır.
Dün var, bugün var, yarın var.
Mizah var, hüzün var.
Çocukluk var, ergenlik var, olgunluk var.
"Keşke" var, "iyi ki" var.
Doğum var, yaşam var, ölüm var.
yüksek sadakat küçük kral şarkısında çokta güzel özetlemiştir hayatı. üzerine bir şey yazmam doğru olmaz.
--spoiler--
Hayat garip, nasıl derler bilmece
Soldan sağa beş harfli iki hece
Belki karma, belki layığımı buldum
Seni gördüm, gördüğüm yerde durdum
--spoiler--
--spoiler--
Hayat bütün beklentilerin tam tersi, bu anda kalan ve değişimleri yaşayandır. Hayat bir çocuğun oyun bahçesidir. Hangi çocuk bir gün benim de böyle güzel bir oyuncağım olsun diye oyununu erteler? O, yoklukta bile oyuncağını yaratır. Ağlayan gözlerini yaşlı bırakmaz, her zaman değiştirir. Senin için kibrit çöpü, onun için bir savaş uçağı haline gelir ve oyununa kaldığı yerden devam eder. Sen hiç oynamak için oyuncak bekleyen çocuk gördün mü? O zaman sen neden mutlu olmak için umudu bekliyorsun? Umut ölüm gibidir. Düşünceni değiştir, artık o bir kibrit çöpü değil bir savaş uçağı. Bu mutluluktur. Yaşam ve mutluluk aynı kelimedir.
Yaşamını umutla değiştirdiysen, gün gelir ölüler diyarında senin anladığın umut bile sonun olur.