Zorla çiçek satan kadın,
Pörsümüş köfteler,
Altını ıslatmış sakallı ayyaş
Yalancı bir dilenci,
Ve sen Üsküdar motorunda
Bu işte hayat
Bu kadar
Her gün bu
Bir otobüs durağı,
iki bilet
Cepte unuttuğun jeton,
Köprüdeki kedi
Kötü kokan araba tekeri
Ter, boncuk boncuk
Benzin istasyonunda
Sigara aldığın tezgahtar çocuk
Çocuk,
Çiçek, pas, demir
Ve sen apartman boşluğunda
Kareli matematik defteri
Yanlış saptanmış bir aritmetik
Hayat
Bayat ekmek
Islatılmış bayat ekmek köfteci tezgahında
Yine tezgahtar çocuk
Körüklü otobüs
Leş gibi mazot kokusu
is, baca, bol sigara
Üzerindeki kazakta
Ve sen yeşil bir kazakla lüzumsuz bir banka kuyruğunda
Bu işte hayat
Bu kadar
Her gün bu.
Tokalaşma,
Kırmızı tokalı 3-4 yaşındaki kız çocuğu
Ana kucağı
Taziye,
Uzun zamandır duymadığın tuhaf bir isim
Raziye!
Parafin, evde güzel kokular,
Komşuda pişen bize de düşen
Bi tabak lokma
Bi lokmacık sevgi
Sevgi, silgi, kalemlik, telli dosya,
Telli babaya adak
adak kesilir yazılı tahta pankart ve sanki kanla
Kanla yazılmış olabilir mi?
inandırıcı olsa da
Ve sen bilmediğin sokakta
Eldeki adresin dairesini aramakta
Daire
işte bu,
Bu kadar, hayat
Şifonyerin altına dizili dört çekmece yani
Sen gideli beri üç çekmece, bir kilit
Her on güne biten damacana
Aynı telefon konuşması
4356 ya bir su lütfen!
Telefondaki adama her gün söylenen
Eskiyen, eksilen pekiler
Pekiyiler
ilkokul karneleri
Gençliğe hitap
Az biraz hitabet sanatı!
Baktın olmuyor
Vur enseye al lokmasını
Ahhh
Komşundan kalmış lokma tabağı
Bakma boş boş!
Dolduruver tut adamın gönlünü hoş!
Ve sen gündüz uykunda,
Geceler uzun ve zordur sana
Kutularında sakladığın aşk mektupları
Hala kalemle yazı yazılan bir çağın
Kayıp çocukları
Kahkaha, göz yaşı
Klişeli söz yumağı
Bir çatal bir kaşık
Ağız dolusu küfür
Üfür tüm mutsuzlukları.
Evinde sakladığın bir büyü kitabı
Para üstüne denk kavunlu çiklet
Çiğneyip çiğneyip tükürdüğün
Bir dünün hatırası.
Ve sen eski bir sevgilinin aklında
Yere düşemediğin tutsaklıkla
Yani işte budur hayat
Bir sudur
iç iç kudur
Uzun bir şarkı
Ölüme inat yazılan şiir
Dünyanın her yerinde farklı zamanlarda
Yapılan sıcak kahvaltı
iki tabağı kırık gece sofrasında.
Mutsuz akşam lakırdısı
Emekli aşkların zorlu takıntısı
Derde denk rakı
Sohbete eş kadeh
Dilden düşemeyen efkar
Kendini sevmek için başkalarına uydurduğun şaka!
Şaka gibi hayat
Bir yaratım, algılama
Gözden yaş gelinceye kadar kahkaha
Neye güldüğünü beş dakika sonra unutma
Aman ha sakın unutma!
Ve sen mahalle kahvesinde
Elinde ucu açılmayı unutmuş bir kalemle
Çiçek toplamakta
Yani işte budur hayat
Bu kadar çokken
Oturulur mu bir taburede
Daha yazılacak onca şeye gebe
Bir çağrışım, renkli ibrişim
Kaç kez ben diyebileceksen kendine
O kadar işte
Ben kere
Bi' kere
doğumdan ölüme kadar olan süreçte, farklı duyguların yaşandığı, türlü entrikaların döndüğü, kiminin uzun kiminin kısa kulvarlarda mücadele etmesinden ibarettir.
hayatın anlamlı olduğunu düşünmemiz için birçok neden varken hayatın amlamsızlığı sendromunu çoğu zaman yaşarız.
her şey yolunda gidiyorsa, moralimiz bozuk değilse hayat çok anlamlı gelir bize. oysa işler her zaman böyle gitmeyebilir..
bazen hayat tünelinin sonundaki ışığı göremeyebilir ve her yolun çıkmaz olduğunu düşünebiliriz. işte o zaman hayatın anlamsızlığına karşı savaş açmalı,
tünelin sonundaki ışığı mutlaka aramalıyız..
kızların sks üzerine kurdukları, erkeklerin ayak uydurmakta zorlandıkları ince bir çizgidir. kalın ve uzunca olanları da vardır ki kızların daha çok ilgisini çeker.
izlenilecek çok film, sevilmeyi hakedecek çok kadın...
okunacak çok kitap, izlenilecek çok maç...
dinlenilecek çok müzik, beklenilecek çok yarın...
binilecek çok araç, uzatılacak çok saç var.
bitecek bugün, gün doğacak;
herşey çok güzel olacak...
insanlar için çok ağır bir yük (şu durumda) bu yüzden anlıyorum, hepinizi anlıyorum, her şeyinizi makul görüyorum, bütün aşırılıklarınıza gülümsüyorum, bütün salaklıklarınızı anlıyorum, yalnızlaşmanızı anlıyorum, mutsuzluğunuzu görüyorum, cehaletinizi biliyorum, düşünmeyişinizi kabul ediyorum, ufak saçma salak hikayelerle yaşadığınızı görüyorum, içi booş günlük mutsuzluklarınızın-acılarınızın olduğunun farkındayım hep bir seveninizin olmasını istediğinizin farkındayım, küçük sevgililik oyunlarınızı izliyorum, küçük ailecilik oyunlarınızı izliyorum, küçük dostluk oyunlarınızı izliyorum, küçük milliyetçilik oyunlarınızı izliyorum, küçük tanrıcılık oyunlarınızı izliyorum... çok iyi anlıyorum kim ne diyebilir ki dediğim gibi bu sizin için çok ağır?
dünyanız çok büyük ve bir o kadar da küçük. kabul ediyorum. varoluşunuz gereği yaptığınız tüm bu aptallıkları-saçmalıklarınızı yerinde buluyorum. kızmıyorum, gücenmiyorum, utanmıyorum, beklentim pek yok, davranışlarınızı sorgulamıyorum, nedenlerle ve sonuçlarla bakıyorum size.
henüz aşağıdasınız henüz mağaranın dibindesiniz sorumluluk tümüyle sizin değil. ama size tavsiyem "fazla zorlamayın" olan size oluyor görüyorsunuz. boş yere üzülüyorsunuz boş yere ağlıyorsunuz boş yere umut ediyorsunuz boş yere savvaşıyorsunuz boş yere istiyorsunuz boş yere bekliyorsunuz ve böyle oldukça da boş yere yaşıyorsunuz. biraz uzaklaşın şu salak meselelerinizden ve avcunuza alın dünyayı oturun biraz izleyin o'nu götünüzle güleceksiniz. düştüğümüz duruma-ağlanacak halimize kahkahalar atarak güleceksiniz. ve şimdi bırakın aptal değerlerinizi biraz kendinize gelin.
doğa acımasız, şartlar ağır, yaşamak zor karınınız doyuyorsa ve üşümüyorsanız aptallaşmayın ve daha yükseklere çıkın vaktiniz ve hacminiz varsa çelik çomak oynamakla geçirmeyin zamanınızı fırsat varken düşünün-sorgulayın-merak edin! ama yapmayacaksınız-yapamayacaksınız biliyorum malesef biliyorum.
ek: diğer başlık yerine burda olması daha doğruymuş.
hayat bize secme şansı verilmeden sırtımıza yüklenen sorumluluk kimse demiyor dünya'ya gitmek istermisin diye alenen ya bu deveyi güdeceksin yada bu diyardan gideceksin deniliyor.
sonrada kalk altından kalkabilirsen uğraş didin dur. bazen kendimi hayatı sanslı yaşanlardan sayarken bazende isyan ediyorum neden ben diye bu dönemi alın akıyla geçirmek beceri, cesaret, güç isteyen bir durum bazen 70 yıl kadar sürdüğü görülüyor. iyi geçirmekde kötü geçirmekde insanların elinde eger doğuştan ciddi sanssızlık yoksa bir ingiliz atasözü derki hayat senin sanatındır mükemmel bir tablo yarat ölünce bile hayranlarn olsun seni ansın yada rezil bir eser bırak kulağın küfürlerle çınlasın.
kimse kötü bir tablo bırakmak için çabalamıyor sadece hayat şartları başa gelen beklenmedik olaylar insanları yönlendiriyor kim isterki kötü anılmayı.
bende bu tabloyu en iyi sekilde tamamlamak için elimden gelen herseyi yapıyorum ama sanırım daha en basından çok zor bir resim seçmişim yapmak için.
belki asla bir pablo picassosalvador dali yada vincent gorg olamam ama bu demek olmuyor tabloyu tamamlamaktan vazgeçmeliyim bırakılırsam acizlik etmiş olurum elimden geldiği şekilde tamamlamalıyım. hakkını vermeliyim bana verilen bu sorumlulugun.