"bir dokunuşta yitip gider hayat. bir dokunuşta geri gelir sessizce, bir başka dokunuşta yitirilmek üzere. yine ve yeniden.
belki tüm bunlar su ile ateş arasında bir yer olmadığından.
hayat ile öykü arasında ve düş ile gerçek arasında bir yer.
olmadığından." *
her yoruldugunda, her defasında istediklerine, belki de hayallerine yine yenik düşerek nefret ettiğinde;bir kez daha bu oyuna, içinde az da olsa hep olan o umut kırıntılarıyla dahil olduğundur.
hz. adem 960 sene yaşamıştı. o dönemde, nüfusun artması için insanların ömrü daha uzundu ve ortalama 1000 yıldı. hz. adem de normalde 1000 yıl yaşayacaktı, fakat ömrünün 40 yılını kendisinden sonra gelecek olan peygamberlerden birine, hz. davud'a vermiştir: tam olarak nasıl gerçekleştiğini hatırlamamakla beraber "bir gün, cebrail, hz.adem'e, geleceği gösteren bir küre getirir ve izlemesine izin verir. küreyi izlerken kendisinden sonra gelecek peygamberlerin hayatını da teker teker gören hz.adem, hz. davud'un 40 yaşında öleceğini öğrenince üzülür ve ömrünün 40 yılını ona bağışlar. böylelikle 80 yaşına kadar yaşayan hz. davud da 60 sene peygamberlik yapar."
benjamin button, her insan gibi bir kadın rahminde yaklaşık 9 ay durduktan sonra doğmuştu. bir küçük embriyodan, bir bebek meydana gelmişti bu mühlette. fakat bu bebek doğduğunda hayatı, zaman bakımından; yepyeni bir saat olarak, bir gün bitmek üzere, sıfırdan ileriye doğru çalışmaya başlamamış; bilakis durmak üzere olan bir saat gibi vücudu, bu saatin zamanda geriye doğru çalışmasıyla, yaşlı bir insanın gençleşmesine benzer şekilde ilerleme göstermiştir. bittabi, nasıl normal insanlar 0'dan belli bir noktaya gelince bitirdiyse hayatı, 0'a gelince bitirdi hayatını benjamin button.
hayat mı...? o kadar, bilinmeden biten hayatlar, o kadar, unutulmamış; ezberlenmiş yaşamlar var ki...oysa kendi yaşamımız var bizim. egoizm, narsizm kokuyor ondan bahsetmek başkalarına. çünkü başkalarının da kendi yaşamları var, onlara ne ki bizim yaşamımızdan!
bir de şemsi efendi mektebi'nde okumuş ata'mız var; o kadar özverili, sağduğulu, vefakar(!!!) bir millet ki bunu unutmamış ama ahlaktan bihaber. ahlâk. yaşamın içerdiği, haz alınan, haz veren, saygıyla bakılan davranışlar bütünü. yani yaşamdan alakasız değil ki. hatta, buraya yazılacak her şey yaşamın tanımına uygun hâle sokulabilir. bir yaşamdan çıkan küçük tespitler. milyonlarca yaşamdan çıkan küçük tespitler. milyonlarca yaşamdan hiç çıkmayan tespitler. bir yaşamdan çıkan büyük tespitler. "hayat çok acımasız" derler. bunu hayatı çok önemsemekle bağdaştırıp eleştirir tasavvufi kişiler. madem öyle, neden onca tapılası insan var, neden bunca başarılı insan var ve geri kalan tüm insanlar unutulup giderken, sen ölüp gidecekken nasıl demezsin ki; acı acı gülümseyerek de olsa: "ruhuma misafirlik yapmaya gelmiş hayat, seni uğurlamaktan hiç zevk almıyorum.". fazla kompleksli bir insan görüşü gibi geliyor bana bunlar şöyle bir bakınca: hayatı fazla takan, yaşamayan gibi. öyle sanmayın. düşününce farkına varıyorsunuz. üzerine kafa yorunca birazcık, aslında çok da uzakta olmadığını görüyorsunuz bu düşüncelerin size.
hayat.
yaşa gitsin. bitsin. yoruldum, uyumak istiyorum. uyku. sonsuz bir uyku. karanlık. huzur, sükûnet. bir ateist böyle düşler herhalde ölümü. toprağın sıcağında bir uyku ya da dünyanın dağınıklığında uçuşan mince küller.
bir müslüman olarak ölümü düşündüğümde hep bi tamahkârlık, korku vb. duygular sezinlemişimdir ardında. cennet..cehennem. bunlar hayatı aşan konular. hayat içinde tartışılan ve hayatı tüketen. hayatı ne tüketmiyor ki sanki...?
hayat. bir de kardeşi vardır, bilirsiniz adını: (bkz: ölüm).
hepsi bu dünyada...
"dünya bir düştür. evet, dünya...ah! evet, dünya bir masaldır."*
bir sınavdır. ama bu dünyada kalacak bir sınav. bizden sonra geleceklerin değerlendireceği bir sınav, doğaüstü varlıkların değil. hakkını vererek yaşamak gerekir.
yaşam boyunca içinde nefes aldığın sonsuz döngü. kimi zaman mutluluklar paylaştığın kimi zamansa hüzünlendiğin içinde. bazen en yakın arkadaşın bazense kanlın,can düşmanın ama her zaman yanında olan. doğduğun ilk andan son nefesine kadar giydiğin bi elbise bazen. bazense vazgeçememezliğin en iyi kanıtı belkide sadece...
Hayat aslında hep yanı başımızdaydı. Yanı başımızdaki bi gece lambası gibi hep orada duruyodu. Zaman zaman küçük parmak hareketleriyle ışığını açtık, zaman zaman aynı şekilde ışığını kapadık. Çok abartı durumlarda uyku sersemi haliyle bi türlü ışığı açamadık. Bazen hiç istemezken, kolumuzun ufak bi çarpmasıyla ışığını bize yansıtıverdi.
Nefesini tut, kalp atışların yavaşlasın. Gözlerini kapat, hayalgücün canlansın. Kozanda hareketsizsin şimdi, etrafından milyonlarca hayat geçiyo. Her şey seçemeyecek kadar çok hızlı hareket ediyo, Yakalamakta da bi hayli zorlanıyosun. Her insan gibi gözlerini kırpmak mecburiyetinde kalıyosun bi an, savunmasızsın. Gözlerini kapatıp açana kadar o gelmiş, görüş açını tamamıyla kapatmış, içine gülümsüyor. Milyonlarca hayatın koşturduğu örümcek ağlarında, tüm kurmacanın içerisinden çıkagelmiş. Elini uzatıp uzatmamak ikileminde, bakış açının sol üst köşesine yoğunlaşmışsın. Bu savunmasızlıkta bi temasla dikkatin dağılıyo aniden. Sen daha olur olmazlar arasında çıkarımlar yaparken o elini uzatmış, "hadi" diyo gülerek, "hadi, gidelim?" diye ısrar ediyo.
Şaşkınsın..
Prodüksiyonu gayet katmerli bi yapımda, şaryo üzerindeki kameraman gibisin. Muntazaman bi bakış açısı, yorulmadan, görmeden sürükleniyosun geriye geriye. Kozan iki kişilik. Hani "ben nasıl sığıyorum, kendime yetiyorum bu kodumunun yerinde?" diye çemkirdiğin koza. Resmen iki kişilik olmuş, ama doğruluğundan emin olduğun tek gerçek üçüncü bir kişinin fazlalığı. Bi başkası gelecek diye o kadar tetiktesin ki, beni kendi kozamdan atacak, yerime geçecek diye diken üzerindesin. Hani en zararsızı bile gelse, "burası 2 kişilik amına kodumunununun!!" diyerek gereksiz bi asabiyet ve sinir harbi içerisinde saçmalayarak kovalayacaksın. Bu kadar dikkat içerisinde bazı şeylere yoğunlaşmışken elbette kaçıracakların da olacak. Hepsini sktir et, boşver. Boşver çünkü hayatı ıskalama lüksün yok senin.
Baktın o da yetmiyo uzat ayaklarını, kapa gözlerini, yanıbaşındaki gece lambanı fişten çek, patlat bi pafküf ve müziğin sesini olabildiğince aç, bak keyfine..
in that room did you care
i never knew anyone who stared at me
quite like the way your staring at me now
and if all these empty words you speak
could change the boy who's at your feet
i think you need not look farther than your arms
belki de kendimi kandırıyorum ama gerçekten ölüm ile bittiğine inanmadığım olgu. bu şekilde düşünmeme en büyük etken dedem olmuştur. dedem gerçekten bilge bir insandı ve çocukluğumda kişiliğime büyük etkileri olmuş bir insandı. bir kaç yıl önce kendisini kaybettik. ama ben hala onun yaşadığını hissediyorum. bu ölümü kabullenmemek ile alakalı değil. bedenen öldüğünü tamamen kabul ediyorum. ama o sanki hala yaşıyor. içimde. çevresinde kendisini etkilemiş insanların içinde. sanki hala yanımızda. o bize bir miras bıraktı. biz de onun mirasına katkılarda bulunuyoruz. hayat böyle aslında. yüzyılların mirası. biz de katkımızı yapıyoruz. biz de bir miras bırakacağız ve başkaları bizi o mirasta yaşatacak. önemli olan o katkıyı yapabilmek ve mirası bırakabilmek.