-önümü göremiyorum... umut yok. içimdeki her şey bitmiş, başlamak da istemiyor. hesaplaşma mı? bunca gergin ve işle dolu yıllardan sonra kimim ben?
-ihtiyarlığa bağlı kireçlenmenin, bunak yüzyılı, aynı zamanda, biçim ve içgüdü arasındaki ateşkes...büyük olasılıkla, kırsal ruhumuza, kendini gösteren derinlikte bir boşluk yarattığında oluşan kör bir cüretin yüzyılı.
-zamandan çıkan yüzümü görmeye başlıyorum. buna, ertelenemez kesinliğin tasavvurunun önceden gelen hazzı eşlik ediyor. coşku.
Kimse günlüğüne, bilanço muhasebe yazmadı. Ama belki mia yazardı. Birkaç defa günlük tutmasını tavsiye ettiğimde o kadar uzun yazmıştı ki, okurken ben yoruldum. Bunu hergün yapamayacağı belliydi. O da devam etmedi zaten.
Şöyle yazmıştı, ablamla oynarken annem bağırdı ve çok korktum. Ablasına da annesine de bu yazıyı okutup, mia'ya geri verdim.
***
Okuduğumuz romanın kahramanları da tozlu sandıktan bukdukları günlüğü okumaya başladılar ve ilerleyip ilerleyip, sona geldiklerinde "sonunu okumayalım, özel hayatı ona kalsın" deyip, kapattılar. insan uygar doğmaz ama medeni olmayı öğrenebilir. Kimse bu hikayedeki güzel kadın ve erkek arkadaşları olmayı seçmedi doğarken, ama kendilerini yetiştirdiler ve yazara bu saygıyı duydular. Halbuki hiç tanımıyorlardı. Allah kimseye doğarken küçük enişte ismail özdemir olmak ister misin diye sormaz, sen seçersin.
***
Çok dua ettim, ama hep bir yerde tıkandım. Aylarca sadece yasin okudum, ama bu aralar alış satış işlerimiz olduğundan mülk suresini okumayı denedim. Çok rahat okuduğumu görünce, 50. Sayfasına kadar önceden okuduğum kuranı yeniden okumaya başladım.
Ne için dua edeceğim? Kesin değil, ama tahmin etmek de zor değil. Zaten bitmesine en az 4-5 ay var, söz edeceğim dua da netleşince anlatacağım.
günün ardından akılda kalanları bir yerlere bırakma alışkanlığı.
benimki biraz daha dijital. bilgisayarımda yıllardır duran bir not defteri var; düşünceler, cümleler, yarım kalmış fikirler, o an komik gelen bir ayrıntı, bazen de yalnızca gecenin bir vakti aklıma düşen saçma bir mesele. çoğunun bir daha yüzüne bakmıyorum.
bazılarını ise yıllar sonra yeniden açıyorum. bir kısmı hala kendime ait geliyor, bir kısmına bakıp “bunu da mı ben yazmışım?” diyorum. arada birkaç tanesi de yolunu buraya düşürüyor.
galiba günlük dediğimiz şey, insanın kendisiyle baş başa kaldığında geriye bıraktığı küçük tortu.