gölgeler

entry40 galeri4
    26.
  1. 27.
  2. insanın sorduğu sorudan o meseleye ne kadar vakıf olduğunu anlayabiliriz.

    salih mirzabeyoğlu- gölgeler
    0 ...
  3. 28.
  4. güçsüzlerin sayısı arttıkça, güçsüzlükleri de artar; yığınlar her zaman hareketsizdir.

    salih mirzabeyoğlu - gölgeler sf:16
    0 ...
  5. 29.
  6. bir insan ki, islâmcılık iddiasındadır ama erkek ve kadın olmanın bir keyfiyet işi olduğunu tınmaz; geç!
    bir insan ki, namus sözünü sadece kadına ait görür ve onu eve kapadıktan sonra kendi namussuzluğunu meşru görür; geç!

    salih mirzabeyoğlu - gölgeler
    1 ...
  7. 30.
  8. senden bir şey istiyorum, biricik şey, tek şey: samimiyet!

    salih mirzabeyoğlu - gölgeler sf :194
    0 ...
  9. 31.
  10. .. özellikle solun köpürttüğü bir gözbağcılığına bir misal vereyim: anlatırken "ben geliyorum!" diyeceğine, "ben var gelmek eylemi!" dercesine bir cehdle bütün gücünü klişe deformasyonuna verince, bunun adı "kendine has bir dil ve estetik" oluşturmak!
    oysa iş, satırlar arasına kıvrılan fikir edasında; ve estetik ile dil, bu edayı temin eden görünüşte...
    yoksa keyfiyet davası, kuru kabuk değil!

    salih mirzabeyoğlu - gölgeler sf:151
    0 ...
  11. 32.
  12. saat dediğimiz zaman bölümü, mesafeleri ve zamanları geçerek bize doğru gelmeye çalışır.
    bunun bize yaklaşması bir gaye güder; o gaye de, nefeslerimizi kesmek içindir.
    kendisine saati varmış kimse derhal ölmüş olur.

    salih mirzabeyoğlu - gölgeler
    0 ...
  13. 33.
  14. bir zorlukla karşılaştığın zaman, o zorluğun tâ gözünün içine bakabilmelisin...

    salih mirzabeyoğlu -gölgeler
    0 ...
  15. 34.
  16. öyle ya, seyircisiniz lafın gelişi...
    oysa, kendi oyununuzdur seyrettiğiniz;
    aşk ve keder, kahkaha ve gözyaşı,
    korku, kaygı, umut, şah hüzün.
    kanlı canlı, durgun ve heyecanlı;
    bütün bunlar insan olduğunuzdan...
    işte, çetin bilmecemiz!...

    salih mirzabeyoğlu - gölgeler
    1 ...
  17. 35.
  18. Orhan gencebay'ın ismi gibi gölgede kalmış harika ve nadide bir şarkısı.
    0 ...
  19. 36.
  20. anlamak değil, inanmak lazım! inanacaksın ve ömür boyu mutlak fikre nisbetle, olacağını olmak yolunda arayacaksın.
    rabbini bildiğin kadar kendini bileceksin... işte aşkın yolu!..
    salih mirzabeyoğlu - gölgeler
    0 ...
  21. 37.
  22. Yağmur yağıyor; yine yağmur, yine yalnızlığımın üstüne...
    Hem de nasıl!..
    Yağmur yağıyor; hayâlle hakikat arası bir alacakaranlıkta, böyle bir geceydi kendimden kaçışım...
    Ve herkesten...

    salih mirzabeyoğlu -gölgeler sf:84
    0 ...
  23. 38.
  24. paslı bir hançer yarası gibi,
    Belki aşk, belki korku, hep soru,
    işliyor derine derine...
    Orası onun bileceği iş!...

    ya ben kimim, ya ben?
    Burası sizin bileceğiniz iş!
    Eğlence değil, düşünce diliyorum;
    Haydi iyi düşünceler!...

    salih mirzabeyoğlu - gölgeler
    0 ...
  25. 39.
  26. haramilere bir selam çak (selam, selam, selam) .
    0 ...
  27. 40.
  28. ''gölgeler''
    salih Mirzabeyoğlu'nun 1986 yılında yayınlanan romanı...
    hemen söyleyeyim, Tilki Günlüğü'ne benzemiyor, onun gibi "ilmî yönü baskın", "zor anlaşılır" veya "karışık" nitelemelerine mevzu değil... Son derece basit, günlük insan ilişkileri ve karakterleri üzerinde, heyecanla okunacak bir hikâye havası taşıyor.

    Şunu da ilave edeyim: Bugüne kadar Batı klasiklerinin birçoğunu elden geçirmiş, yerli roman alanında da bir hayli dolaşmış, daha lise yıllarında ruhu Genç Werther'le, Pavel ile, Langais Düşesi ile alevlenmiş, yani roman âleminde epey bir fenni olan biri sıfatıyla belirtecek olursam, Gölgeler, çok farklı bir lezzet bırakıyor damakta, pek öyle kimselere benzemeyen çok hoş bir koku veriyor insanın kalbine...

    Belki en büyük handikapı, Salih Mirzabeyoğlu gibi biri tarafından yazılmış olması... Meselâ onu Orhan Pamuk yazmış olsaydı -kendisini beğenmediğim için söylemiyorum bunu-, en az 50 dünya diline çevirilmiş olmakla kalmaz, bana kalırsa, aldığı Nobel'in de tanımlanmış gerekçesi olurdu. Veya ne bileyim, islâmcı camiada daha az sivri siyasî iddiaları olan biri tarafından kaleme alınmış olsaydı, bugüne kadar 100 baskı rahat yapar, hatta satır satır ezberlenirdi çoktan...

    Fakat Salih Mirzabeyoğlu'nun hikâyesi bu...
    Onun edebiyat hünerine aşina olanlar için sürpriz değil: Bir seçim günü, seçim sandığında görevli kimseler arasında başlıyor hikâye...

    Sonra onların ve onlarla ilişkide olan kimselerin hikâyesi olarak devam ediyor. Ressamlar, aktörler, iş adamları, bar kadınları, hayal gören genç kızlar, veremliler, teröristler, banka soyguncuları, kimlik arayışları, kadın erkek ilişkileri, reenkarnasyon, varoluşçuluk, sosyalizm, Büyük Doğu, hayatın kendisi, hayatın anlamı giriyor devreye...

    Herbiri "uçarı", ressamların "hafif dokunuşlar" dediği tarzda ve herbiri içinde akılda kalır, fikri yönü ağır sözler, tesbitler eşliğinde...

    Bir yerde, Baudelaire'in o ünlü Albatros şiiri geçiyor. Metris'teyken birkaç defa bu şiirden bahsettiğini hatırlayorum. Sanırım, şiirin o gün için en dikkat çekmek istediği mısra şuydu:

    -"Yeryüzüne sürülmüş yuhalar arasında..."

    Şairi böyle nitelendiriyor Baudelaire, onu, gemiciler tarafından yakalanmış ve onların alaylarına, kahkahalarına konu olan Albatros'a benzetiyor. Sonradan varoluşçuların "uyumsuz" adı vereceği, çevreyle uyumsuz, dıştan bakınca bir anlam verilemeyen, kolayca tanımlanamayan, yuhalara ve kahkahalara konu olan, yeryüzüne sürülmüş, başka bir âlemin sürgünü:

    "Exilé sur le sol au milieu des huées..."

    Gölgeler'in kendisi gibi... Ve tuhaf biçimde, iskilipli Atıf Hoca'nın hikâyesi ile sona eriyor roman; onun yakalanıp asılmasıyla...
    28 Kasım 2011
    ilginç değil mi? Bence de... Daha ilginci de var: Bu hikayenin, Mütefekkir Salih MiRZABEYOĞLU'nun Gölgeler romanında(1986) ayrıntılarıyla yer alması...
    Neden acaba? 25 yıl sonra kendisine "Zamanın Atıf Hoca"sı lakabı yakıştırılacağını tahmin ettiği için mi?..

    Selim Gürselgil
    0 ...
© 2026 uludağ sözlük