bilinebilirciliği savunarak agnostisizmin karşısında yer alır. (a)gnostik, gnostiğin olumsuzlanmasıdır; teist - (a)teist gibi. savunduğu bilinebilirlik evrenin sırları ve bu sırlarla ona etki edilebileceği düşüncesidir.
Antikçağ Yunan felsefesini gizemcilik ve Hristiyanlık'la kaynaştırmaya çalışan dinsel-gizemci düşünürler.. M. S. 1. ve 2. yüzyıllarda yaşayan Valentin, Simon, Basilide, Corpocrade, Saturnin, Marcion vb. düşünürler gizemsel- dinsel bir felsefe oluşturmuşlardır. Bu felsefe, antik çağ Yunan felsefesini ve özellikle Platonculuğu, Pitagorasçılığı, ilk Çağ'ın gizemsel dinlerini, Yahudiliği ve Hristiyanlığı seçmeci bir tutumla kaynaştırarak biçimlendirmiştir. Temel düşünceleri, saltık bilginin anlık sezgilerle kavranabileceği inancıdır. Dilimizde bilinirciler adıyla anılan gnostikler, gerçekte, gizemci tarikat adamlarıdır ve tüm dinleri saltık bilgi, dinsel bilgilerin çok üstünde bulunan kurgusal bilgilerdir. Bu yüzden Hristiyanlarca sapkın sayılmışlardır; çünkü isa'nın Tanrı'nın oğlu olduğu, doğduğu ve büyüdüğü, çarmıha gerildiği gibi dogmalarını yadsırlar. Onlar için isa düpedüz bir insandır. Ne Tanrı ne de oğlu doğmaz, büyümez, hele çarmıha hiç gerilemez. ingiliz düşünür Bertrand Russell, isa'yı bir insan sayması bakımından islam peygamberi Muhammet'in de bir gnostik olduğunu söyler.
tüm dinleri ve anlatılarını aynı öncüllerden oluşan farklı aksiyom setleri, aynı öncüllerle farklı hikayeler anlatan, ruha, insanlığa, yaratılışa dair farklı perspektifler olarak bakıyorum. ama tüm bu gnostik inanç ağını incelediğimde, brahmanizmden türeyen monoteizm ve museviliğin, mezopotamyadan devraldığı, başka bilgelerin ruhani deneyimleriyle oluşmuş hikayelerini de biricik ve tek tanrının bugün bildiğimiz tora'nın (allah'ın tekliğine erişmemiz için gereken, toplumu şekillendiren ahlak ilkeleriyle ) meydana gelmesi için yönlendirdiği ilahi bi süreç olduğuna iman ediyorum.
tıpkı milyonlarca yıl önce yok olan dinozorların bugünkü insan medeniyetinin varlığını şekillendirmesi,
yaşadığımız galakside yok olan yüz binlerce yıldız ve gezegenin dünyanın ve potansiyel canlılığın varlığını mümkün kılması gibi,
tamamen allah'ın eliyle yönlendirilmiş bi süreç, her bi zerresiyle.
evet, yaradanın bize ölümsüzlük vaadi gerçek. ama bu ölümsüzlüğe maddi dünyanın zevklerini yüceltip, hayvani ruhumuzun ilahi olanı öldürmesine göz yumarak ulaşabileceğimize "hiç " inanmadım.
bu temelde ateistler, atıl parazitler, işe yaramaz bok çuvalları değil elbet. sadece insan ruhaniliğinin anlam ve önemini kavrayamamış, tüm kainatı başlatan kuarkların ezeliliğine ve ebediliğine (tanrı olduğuna ) inanmış, evrimsel sürece (türlerarası geçiş mutlak surette yok demiyorum, aydınlatılan detay, arkaplandaki sonsuz sayıda dönüşüme dair bi veri sunmuyor, bilgiden mahrumuz ) ait trilyonlarca dönüşümün gözlemlenmesi mümkün olmadığı halde, birçok konuda bilme arzusunu askıya alıp, tesadüf ve rastlantıları her şeyi açıklayan bi araç olarak kullanan, ve bu inanç sayesinde sağlıklı psikolojik bi yaşam sürdüren bireylerdir.
nihilistler ise her şeyin entropinin ve düzensizliğin kontrolünde olduğunu düşünen, kendi varlığına dahi tahammül edemeyen, hiçbir şeyin varlığından kesin olarak emin olmayan, aklen ve ruhen hasta kişilerdir. zerdüştlükteki ahriman'ın varlığı dışında geriye kalan her şeyi yadsır, ruhu, zihni, bilinci inkar ederler.
halbuki ruh ve bilinç olmasa,
bunun gibi milyarlarca evren olsa bile,
hiçbir anlam ifade etmeyecektir.
çünkü o evreni gören, tadan, dokunan bi bilinç nüvesiyle etkileşime giremeyeceksiniz.