"Aşkla aptallaşma fenomeni, cinsellikle renklenmiş aşkla sınırlı değildir kesinlikle. Vatandaşların anavatana ya da sevgili Führer'lerine tapındıkları aşk şöyle dursun, anne babaların yoldan çıkmış çocuklarına besledikleri sadık aşkta, rahibelerin semavi kocalarına duydukları ruhani aşkta da sıklıkla rastlanır bu fenomene. Aşkın bedeli her zaman akıl kaybı, teslimiyet ve bunun sonucunda meydana gelen ergin olmama hali ile ödenir.
Platon'a göre aptallar güzel ve iyi olmak için, ilahi mutluluk için çabalamaz çünkü hallerinden memnundurlar. Bilge olanlar da bunlar için çabalamaz çünkü onlara zaten sahiptirler. Sadece aptallık ile bilgeliğin tam ortasında duranlar, yani sen ve ben ve sabırla kırmızının yeşile dönmesini bekleyen diğer herkes Eros'un okunu algılayacak durumdadır.
Aşk, hiçbir ölümlünün yakasını kurtaramayacağı bir güçtür ve aşkın ışığı bazen ölüler diyarının en karanlık köşelerine bile sızabilir.
"Gerçek aşk", diye yazar Stendhal, ölüm düşüncesini daha sık getirir akla, ölümü düşünmek daha kolay, daha az korkutucu hale gelir; ölüm basit bir mukayese meselesine, kişinin pek çok şey karışılığında ödemeye hazır olduğu bir bedele dönüşür."
Seni bütün insanlığın ortak orospusu seni! Sen değil misin millet sürülerini birbirine düşüren?
(...)
“Ne o? Altın mı?
Sapsarı, pırıl pırıl, değerli altın mı? Hayır, tanrılar,
Açgözlü aptalın biri değilim ben. Gökler, ey duru gökyüzü!
Karayı ak; çirkini güzel; haksızı haklı; alçağı soylu;
Yaşlıyı genç; korkağı yiğit yapmaya
yeter bunun bu kadarı.Ah, tanrılar neden bu? Neden bu, ey tanrılar!
Rahiplerinize, uşaklarınıza yüz çevirtir bu sizden,
Başının altındaki yastığı çeker dipdiri bir insanın;
Bu sarı köle, dinler kurar, sonra yıkar;
ileçliyi kutsar; cüzzamlıyı taptırır; hırsızı alıp
Üne, özgüye boğar, yanyana oturtur ulu kişilerle;
Budur işte yeniden evlendiren kırk yıllık dulu;
Kapanmaz yarasıyla en umutsuz hastayı
Merhemler, kokularla bir Nisan gününe çeviren de bu.
Git, körolası maden parçası, insanlığın orta malı, sen,
Ulusları birbirine düşüren. ”Ve daha ilerde:
“Sen ey sevimli kral katili ve ayıran
Piçinden babayı! Sen kirlettin parlaklığınla
Hymen’in tertemiz yatağını! Sen cesur Mars!
Sen her dem taze, sevilen, zarif zampara,
Yanağının pembeliğiyle eritirsin sen
Dia’ın kucağındaki kutsal karı!
imkansızlıkları birbirine yaklaştırıp,
Öpüştüren onları! Her dilde konuşup,
Her anlamda laf eden, sen göze görünür tanrı!
Sen, yürek yaralayan, düşün,
Kölen insan başkaldırıyor; kullan gücünü,
Birbirine düşür onları, öyle ki hayvanlar
Yeryüzünde imparatorluk kursun!”
(...)
"Yansın konağım! Atina yerin dibine batsın!
Bundan böyle Timon’un yüreğinde yeri olmasın
insanların, hiçbir insanın!"