Her sabah yatağımda kulaklarını çınlattığım yada kemiklerini sızlattığım mı demeliydim, evet bugünde böcek olarak uyanmadım diye düşündüren edebi şahsiyet.
hayatınızda görebileceğiniz en içine kapanık yazardır.
yazdıklarının bilinmemesi için odasını yakmayı düşünmüştür.
arkadaşı tarafından yazdıkları yayımlanmıştır.
eleştirenler tarafından ozellike dönüşüm de kendi ailesini anlattigi ileri sürülmüş kafka kabul etmemiştir.
aforizmalari okunulmasi gereken yazardir. aslinda tum eserlerini okuyup kendinizin ordan cikarmasi daha iyi olucaktir ama baska bir yazarin da topladiklarini okumaniz size birseyler katacaktir.
"ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." sözünün sahibi yazar. 1883-1924 yılları arasında yaşamıştır. öldükten sonra eserlerinin yakılıp, yok edilmesini yakın arkadaşından istemesine rağmen, arkadaşının bu isteğini yerine getirmemesi sayesinde eserlerini bugün okuyabiliyoruz.
Bir arkadaşına;
-ben öldükten sonra bütün yazdıklarımı yakmalısın yoksa bu amaçsızlığın, umutsuzlugun dışına çıkarak kendime ihanet etmis olurum.
Demiştir. Ne mutlu bize ki arkadaşı bile kafka'ya ihanet etmiş!
entel çevreler tarafından beğenmeyeninin otomatikman cahil, yüzeysel ve sığır olarak kabul edildiği yazar.
sen istersen edebiyatla ilgili üç üniversite bitir, mastır doktora yap, haytın boyunca yüzlerce binlerce kitap oku, hatta kitap yaz, sora gayet objektif bir biçimde "kafka'nın tarzını beğenmiyorum" dediğinde, sırf sağdan soldan namını duyduğu ve yazdığı kitaplar ince olduğundan okuduğu için kendini kültürlü sanan bi entel; "kafka'yı anlayamadıysan, yaşamanın da bi anlamı yok" diye, senin tercihlerin üzerinden hayat dersi versin.
böyle enteresan bi namı vardır yani kafka'nın bizim ülkemizde.
sevenine saygım vardır tabi ama, sevmeyeni cahil ilan edilen güzel ülkemizde bu tiplere cevap verecek bir de güzel ablamız vardır. kendisi şöyle der;
Sadece milena'ya mektuplar'dan haberi olan insanlar tarafından romantik biri olarak lanse edilen yazardır. Kitaplarından bir tanesini bile okumak bu kadar basite indirgenemeyecek bi beyni olduğunu anlamak için yeterlidir. Kafka günlük hayattaki birçok rutini anlamlandıramıyor, kendine bu düzen içersinde yer bulmakta zorlanıyordu. Kadınları da bu karmaşa içersinde bir çıkış yolu, tutunacak bir şey olarak görüyordu. Detaylıca araştırmaya başladığınızda hayatındaki tek kadının milena olmadığını görürsünüz. Bir dönemki nişanlısı felice için de bir çok mektup yazmıştır. Son dönemlerinde de yanında dora vardır. Kitapları hep arayış içersindeki karakterler etrafında döner karakterler ve mekanların uyumuna son derece önem vermiştir. şato ve dava birbirinin devamı gibidir bi nevi. haneke şato'yu filmleştirmiştir de. Filmde kitabı kaynak alan bi kurgu değil de kitabın birebir aynı cümlelerini kullandığı için eleştirilmiştir ama kanaatimce doğru olanı yapmıştır. Kafka'nın vasiyetini yere getirmeyip eserlerini yakmayan ve yayımlayan yakın dostü max brod'a da minnettarız.
Yahudi olmasının hiç bir önemi yoktur. Tüm dünyaya ait olan yazar. Okumamış olanları gördükçe üzülürüm. Ana yahudi olmasıyla da ayrı gurur duyarım o ayrı.
Milenaya olan amansız aşkı hasta etti onu biraz da..karşındakinin ne düşüneceğini, cevap verip vermeyeceğini önemsemeden salt kendi aşkı için yazmanın ne demek olduğunu milenaya yazdığı mektuplardan öğrendiğimiz biçare yazar...
Haklısın kafka tabiki de aşk '' yazmadığınıza göre iyisinizdir çünkü biz insanlar iyi olduğumuzda yazmayız' diye kendince çıkarım yapmaktır, o neden iyi diye hayıflanmaktır
pornolara olan merakı ve iki porno dergisine üye olduğunu öğrendiğimde daha da çok sevdiğim yazar. aynı bizden biri biz gibi ve kalemi de böylesine döktürüyor.
"O güne dek görmediğim canlı bir ateş o Oysa öyle narin,cesur ve akıllı ki! Her şeyi de o kadar kolay feda ediyor ki ! Yada belki her şeyi fedakarlığı sayesinde elde etmiş "