Erkek düşmanlığı olarak lanse edilmiş; ancak esasında kadın hakları savunuculuğuna dayanan, mitolojik olarak başlangıcının lilith olduğu düşünülen ve Clara Zetkin, Rosa Luxemburg gibi öncü kadınların tutumları ve söylemleri ile döneminde doruk noktasına ulaşmış, kadın erkek eşitliğine dayanan bir ideolojidir. Ülkemizde ise Novamed kadınlarının direnişi ile daha çok ön plana çıkmış, benimsenesi, savunulası bir düşüncedir.
saçma bulduğum ve bulacağım akımdır. erkek/kadın hakları yoktur, insan hakları vardır ve insan özgür olmayı hak eder. sen niye kendini soyutlayıp sadece türünü yüceltmeye çalışıyorsun. hayır, değerli değilsin; hayır, erkekler de üstün değil. sen niye kendini soyutlamaya çalışıyorsun?
feministlik kavramı topluma doğru düzgün yani erkek/kadın düşmanlığı gibi yalan yanlış olarak değil de kadın/erkek eşitliği olarak doğru şekilde empoze edilirse büyük bir kesmin dahil olacağı akım.
feminizm bir takım fanı gibi taraftar olmak, kadını her alanda üstün tutmak değil sosyal hayatta kadının hakettiği statüyü olması gerektiği gibi kazanmasını savunmalı. bir kuru yancılıktan ziyade, eşitliği savunmalı.
feminist olmak için üvey babasından tecavüze uğramış bir genç kız yeterlidir; ama illa böyle trajikomik olayların yaşanması gerekmez. kadınlar üzerine olan toplum baskısını kaldırmaktır feminist olmak. kadını erkekle fiziksel olarak değil; insan olarak eşit tutmaktır.
radikal ve liberal olarak iki gerilim barındırır içinde. radikallerin devlet ve erkek anlayışı bu kavramların artık kurtarılamayacağı üzerinedir. ve kadınların mutlak üstünlüğünü savunur. liberaller ise bu kavramların kuratarılabilecek kavramlar olduğunu, cinsiyet kavramının ise uydurulmuş ve üretilmiş bir kavram olduğunu düşünerek temelde kadın erkek eşitliğini savunurlar.
bu haliyle hepimiz liberal feministizdir esasında...
Toplumda kadınlara, erkeklerle aynı hakların tanınmasını sağlamaya çalışan fikir akımıdır. 18. yüzyılın başarına kadar kadınların siyasal, toplumsal hakları hemen hemen hiç yoktu. Kadınların yapı bakımından erkeklerden geri olduğuna inanılmıştı. Gerek dini mezhepler, gerekse kanunlar, kadınları birçok haklardan yoksun bırakıyordu. Ayrıca kadınlar kendi başlarına mal sahibi olamıyorlar, hiçbir işe giremiyorlardı. Mary Wollsonecraft, ilk kez ingiltere'de kadınların toplumsal hakları üzerine bir kitap yayınladı. Böylece feminizmin temelleri atılmış oluyordu. Amerika'da 1920'de kadınlara oy hakkı verildikten sonra diğer konularda da erkeklerle eşit haklar kazanıldı.
Feminizm, sosyoloji, politik akım ve etik alanlarından oluşur, temeli ya da temel endişesi daha çok kadın özgürlüğüne dayanmaktadır. Bazı versiyonları geçmiş ve şimdiki toplumsal ilişkilere karşı eleştireldir. Çoğu toplumsal cinsiyet (gender) ve cinselliğe (sexuality) ilişkin toplumsal inşa olduğuna inandıkları unsurları analiz etmeye odaklanmıştır. Yine çoğu feminist cinsiyet eşitsizliği ve kadın hakları, ilgileri ve kadın sorunlarını araştırmaya odaklanmıştır.
Feminist teori toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin doğasını anlamayı amaçlar ve toplumsal cinsiyet politikaları, iktidar ilişkileri ve cinsellik üzerine odaklaşır. Feminist hareket içinde kadın ve erkeğin eşitliğini savunan gruplar olduğu gibi kadının biyolojik ve duygusal olarak erkeğe üstün ve erkeğin "tamamlanmamış kadın" olduğunu savunan daha radikal gruplar da yer almaktadır.
Türkiye'de feminist kadınlar 12 Eylül sonrasındaki sessizliği bozan ilk harekettir. 80 öncesinde iKD (ilerici Kadınlar Derneği) kadın hakları için çalışan bir organizasyondu ancak, temel aldıkları ideoloji sosyalizmdir. Yine de iKD sadece kadınların katıldığı bir dernekti ve kadın kadına mücadele açısından Türkiye'deki ilk deneyimdir.
Bazı "liberal feminist" arkadaşların açıklamalarını okuyunca, inceden bir gülümsememek elde değil.* Eğer maddeler üzerinden gidecek olursak, birinci nokta olarak şunu söylemek gerekir; bir güç unsuru olarak erkeklere bu gücü kim sağlıyor ? Evet, can alıcı soru budur. Uzunca yazıp, yazı sonunda cevabı vermek yerine, önce cevabı verip, sonra açıklama yapmak daha uygun diye düşünüyorum ve devam ediyorum. Cevap; kapitalist devlettir.
Evet, erkek egemen toplumları ortadan kaldırmak için, önce bunları zayıflatmak gerekir. Zayıflamak çöküşün şafağıdır, tarih bize bunları çok açık olarak göstermiştir. Bunu nasıl yapacağız peki ? Elbette ki kapitalist devleti zayıflatarak başlamalıyız. Çünkü biz biliyoruz ki erkek kadını fabrikadaki patron misali evde işçi olarak çalıştırmaktadır, bunun sonucu olarak zaten erkek bir güç unsuru olarak kendisini gösteriyor.
Feodal kalıntıları içerisinde barındıran kapitalist ekonomik ilişkilerin hakim olduğu ülkelerde kadına biçilen rol; ev-içi faaliyetlerin ötesine geçmemektedir. dolayısıyla eğer bir zincir kırılacaksa bunun adı birincil ve can alıcı nokta olan "kapitalizm"dir. kadınlar karşılarına baş düşman olarak kapitalizmi almak mecburiyetindedir.
Çok açık olarak söyleyebilirim ki; kadın sorunu özünde sınıfsaldır. Erkeklerin kadınları araçsallaştırma isteği, bunun üzerine ek olarak görev dağılımlarında sürekli bir ikincil pozisyona itme ve sonucunda ise erkek egemen bir toplum.
kadının özgürleşmesi evden dışarı çıkmasıyla olur. bunun içinde önce evde ona rol biçilen çoluk-çocuk faslının ikinci plana atılması gerekir. Bu olmadığı zaman evliliklerin ilk yıllarında (ki buna kadının daha önce çalışma hayatında olduğu kişilerde dahil) anne sorumluluğu verilmektedir, bu da kadının eve mahkumiyetidir. Bunu çok açık olarak formüle etmeliyiz.
Avrupadaki feminist hareketin günümüzde zayıf olması da, esasında bu sebebe bağlıdır, feministler kadın sorununa marksist bakış açısıyla bakmak durumundadır. insanlığın, buna
bağlı olarakta kadınların özgürlüğü kapitalist devleti ortadan kaldırmakla mümkündür.
dünyanın doğru yöne dönmesine karşın, tüm ülkede olaylar hayatın akışının ters yönüne doğru şiddetle dönüyor.fakat bu olaylardan en çok etkilenen ve en çok ezilen kısım kesinlikle; kadınlardır.ne yazık ki, bu durum artık bir tabu haline gelmiştir. erkeğin elindeki güçle, bacak arası zihniyetleri birleşince, başa çıkılamaz, sonu ışık olmayan karanlık bir yol çıkıyor karşımıza. fakat, bunlara "dur" demek, bir kişinin isyanı, bir kişinin ibret alınan hayat hikayesi ile olacak iş değildir. binlerce, hatta milyonlarca dil,ırk, mezhep ayrımı gözetmeksizin birlik olmaktan doğar. bu birliği savunan görüşün adıdır; feminizm. erkek düşmanlığı değil, bilakis erkeklerle dünyada daha tatlı yaşanılabilir kılmak için 'eşitlik' diye püskürür.
feminist misin sorusuna evet cevabı verildiği zaman korkup kaçılan biri olursunuz niye mi erkek düşmanı ilan edilirsiniz.yanlış.amaç en basidinden insanların eşitliği.en basit ayrımla kadın erkek eşitliği.sorun maalesef kadının bazı toplumlarda hatta bazı kesimlerde ezilmesi.fiziksel veya değil hiç fark etmez.ezilen taraf illa ki hakkını arayacak ki nasıl bi mantıktır hakkını arama amacı güderken eşitlik derken kendini üstün görüp düşman kesilsin.kendisini eşitlemek istediği tarafı yok saysın.ezilen taraf erkek olsaydı görürdüm.maskülizm neymiş anlardık hepimiz.keşke her kadın feminist olabilse biraz.giyme o mini eteği dednildiğinde bile tamam aşkum diyip susanlarımız var.eksiler misiniz, belki.buyrun.görüş bildirdim sadece.
diğer akımlar gibi tutucudur.
belli kalıplara oturtulmuştur. kıstaslar bellidir. bunların dışında kalanlarla pek ilgilenilmez.
yanılgı mıdır? hemde baya bi!