Burada lütfen kimse bana Yılmaz Özdil savunmasın.
1- CNN türk kanalında Enver Aysever ile fevkalade dürüst, açık bir program yaptık.Programda bana açılan davadaki hukuksuzluk bir numaralı konu idi...
2- Bundan rahatsız olanlar oldu. Bakanların, belediye başkanlarının açıkllamalrını okudunuz.. Bir müzisyene bin kişinin saldırısını gördünüz...
3- Aşırı yobaz bir internet sitesi 45 dakikalık röportajdan manipule ettiği 3 kelime üzerinden beni karalama operasyonuna girişti. "Arabesk-vatan haini" vs. (Aslında;Gayet de haklı bir konudur uygar ülkelerde)
4- Doğan medya yayın organları bu
sitenin haberini aynen yayınladı. Ve; hemen daha bir gün geçmeden (!) Yılmaz Özdil "Vatan haini" başlıklı bir yazı yazdı , yobaz internet sitesi çizgisinde- medya emrinde maaşlı- asla elini taşın altına sokmayan- asla çoğunluğun sesinden vazgeçemeyen- bir yazar olduğunu kanımca ebediyen ispatladı.
Ve çok da sığ bir insan olduğunu okuduk "Mozart sidisi" tarzı cümlelerinde... Bu yazısından sonra ben şahsen bir daha onu okumam Okuyan okusun, ama buırada Y . Özdil savunan ile sorunum olur. Durum benim için açık ve nettir...
Dahaiyi anlaşıldı mı???
5- Burada bir makale yazdım "sana mektup" , bu manipulasyonu yine de düzelttim- vatan haini değilsin- peki- ama nesin? diye sordum.
6- Çok değerli arabeskiniz varmış...Başka neleriniz değerli???
Ben iki ay öncesine kadar edremit (körfez bölgesinde),
sokak hayvanları için iyi işler yapan bir dernekte temizlik
işçisiydim.Maddı nedenlerle işten ayrıldım ve Bursaya geldim .
şimdi ise akşam üstleri sokakda ,zabıtalardan kaçarak
seyyar satiş yapan bir yandan da eğitimine devam eden
otuz yaşlarında biriyim.memleketim Anadolu,Ankara dır.
Bana 2 dakikanı ayırmak ve mektubumu okumak zorundasın;
1. Uzlaşamayız...
''Dicle dağların arasından akar''demişsiniz Mezopotamya senfoninizde.
insan uyğarlığının ,medeniyettin ivmelendiği bu kadar kiymetli başka
bir diyar varmıdır acaba.asırlar geçtikçe suyun kenarlarında yeşeren
uygarlıklar ,medeniyetler,kültür ürünleri.Siz işte asırlardır orda akan
dicle gibi firat gibi bir nehirsiniz.sakınlıklede akmakdasınız,firat gibi gürültüylede.
.Ve bizlerde işte yanı memleketin seni parçalamanın , suyunu kurutmanın derdinde
olanlarız.memleketçe içlerimizi kemiren cehalalet ve kibirden dolayı senin yolunu
değiştirmek isteriz.nehirler özgür akar fazıl abı.biz memleketçe özgürlüğü
pek sevmeyiz.eskiden özgürde olabıldık ama artık özgürlüğü sevmiyoruz.
hür bi insan olmak istemiyoruz .o yüzden ki biz seninle uzlaşamayız.
üniversite de fizik bölümü okuduyordum.kapısından içeri girdiğim günden ,
son günüme kadar beni değiştirmek istediler.mesela fizik okumak onurlu
bişeydi ve ben o onuru hakketmek isterdim.oysa bize o sıralarda bilim öğretilmedi.
şimdi de binlerce ne öğretmeni olduğunu bile bilmeyen ögretmeler
sınıfları doldurdu.yanı karanlık derinleştikçe ,girdabin sonundakı işik azaldı.iki
seçenek vardı .ya herşeye evet diyecektik yada hayir.universite bittiğinde para
verip formasyon alcaktık sonra ömür boyu '' yaz tatillerinimizde iki ay ohhh''..
deyip sevinen ,plazma tv almaya çalışan, sonra o plazma tv de dede efendiyi
zaplayıp meme efendiyi ağzı açık dinleyen bir onursuz olcaktım.5 .senemde bıraktım .
2.Uzlaşamayız.
artık memleketimizde herşey alınır ,satılır.mesela kapınızın önünde yoksa fıyaka
arabalarınız,davet etmişseniz ögrencileri konserlerinize bir abi gibi, biz sizi sevmeyiz.
işimize gelmez.postmodern Akp miz ,vahım hükümetimiz ve arabesk bu zihnimiz
bizi tuccar yapıyor.herşeyimiz para artık.daha çok, daha çok.tarihimizi unutabılırız
para için ..ama ,ama fazıl abı ,asyadan çıkıp gelen alnı açık ,dürüst ,civan ,mert ,namuslu
kalplerimizi bir kenara bırakıp sankı arapmiş gibi davranıp yada sankı aslen cermen gibi
düşünmemeliyiz.bir memleketinde bir insanında en güzel halı kendi oluşudur.
biz kendimizi unuttuk.kaybolduk.işte bu yüzden bizim seninle yolumuz kesişmez.
son olarak bilmeni isterimki.dün bursada konser verdin .bilet fıyatları çok değildi.
için rahat olsun .bizlerin çar çura harcadığı para o kadar çokkı,onların yanın da resitalin
fiyatı çok ucuz kalır.için rahat olsun.konser günü akşam belki iş yaparım diyerekten
tezgaha çıktım.konsere o yüzden gelemedim.ama o günün sabahından kültür merkezine
geldim .güvenlikle kavga ederekten de olsa kapının önünden konser salonuna baktım
senin pıyano nu gördüm .sonra o güzel ibadethanedeki o kırmızı perdeleri gördüm .
içerde senin sesini bekleyen sesizliği duydum .en yakın zamanda teslim olup 15
ay askerlik yapcam.eğer vazıfem sperlere düşerse karşıdan gelen ilk kurşunun
onune geçiçem .ben insan öldüremem fazıl abı.ama bak banada vatan haini diyecekler.
onu yaftalayıp, ötekileştirenlere şöyle bir mektupla seslenen, sanatı kadar yüreği de büyük, güzel insan. iki dakikanızı ayırın ve okuyun lütfen. ''bir adım at, uzlaşalım...''
Bana 2 dakikanı ayırmak ve mektubumu okumak zorundasın; Uzlaşabiliriz...
Evet hatalı bir laf ettim sana, evet öfkeliyim sana, çünkü sen beni hiç bir zaman anlamaya çalışmadın, çünkü sen beni hep "öteki" olarak gördün, "batı uşağı" dedin- "elitist" dedin- "kafir" dedin- "batı kültürünün taklidi" dedin- "bizden değil" dedin- , ya da hep kaçtın, hep sıyrıldın, yüzleşmedin, umurunda olmadı, umurunda olmadı ne Nasreddin Hoca'nın dansları'nı bestelemem, ne Kara Toprağı, Veysel'i, Dede Efendi'yi, istanbul Senfonisi'ni, Nazım Oratoryosu'nu, Altıok'u, Turgut Uyar'ı Yunus Emre'yi bestelemem,Mezopotamya'yı, Hezarfen'i, piyanoda dünya birinciliği almamı, dünyanın her yerinde bir türk olarak verdiğim konserlerimi, Anadolu turnelerimi, sana hep elimi uzatmak istememi, hiç birisi umurunda olmadı, sen hep manipulasyonlar içindeki medyanı dinledin, bir kere bile gerçeği görmedin. Vatan haini değilsin elbette.. Ama ben vatan hainiysem, ve halkı kin ve düsmanlığa teşvik suçundan yargılanıyorsam ve hiç bir suçum yoksa, tamamen yanlış ve güdümlü, manipule edilmiş yalanların içinde sen de bu yalanla kandırıldıysan ve işin aslını bilmiyorsan ve hapis yatmamı istemekteysen, evet sen de hainsin, vatanın haini olman gerekmiyor, insani duygulara ihanet etmen yeterli. Bak: Kendi kültürümüzü , Itri'yi,Veysel'i, Dede Efendi'yi ve evrenselliği savunup, iğrenç ticari müzikleri hala sana zararli bulduğumu tüm samimiyetimle tekrarlıyorsam, ve sen yine de kaldığın yerde sayıklıyorsan, ilerlemek, keşfetmek, öğrenmek, ölum kültüründen ayrılmak istemiyorsan, e, o zaman, Nazım Hikmet haklıymış "suçun tamamı değilse de coğu sende" derken...
Turkiye'nin ekonomisi 2 kat buyumus olabilir, 10 kat daha da buyuyebilir, dunyanin en zengin ulkesi de olabilirsin, sunu unutma, senin gerçek bir kültürün olmazsa, gerçek sanatın, sanatçıların olmazsa, sen asla büyük bir memleket yaratamazsın... Gülünç ve vahim bir halde postmodern- yalakalıklara sanat der durursun... Ve bunu kimse yutmaz... Uzlaşabiliriz- Uzlaşabiliriz ama, sen artık bir adım at ki uzlaşalım...
1000 tane köşe yazarı 10.000 tane "anti-Fazıl Say" köşe yazısı yazsa ne olacak? Mezopotamya senfonisi mi daha değersiz bir eser olacak? Ne olacak?
Lütfen bir adım at- uzlaşabil benimle... Ben sana elimi hep uzattım... Hiç bir zaman görmedin... Görmek istemedin... şimdi vaktidir...Uzlaşabil...
--spoiler--
lafımı balla kesen adam. Bu yüzden bazı dostlar üzülecek ama, bu gece gökte bal gibi duran karpuz dilimi ay hatrına idare etsinler. Tuzla da tersanede, gedikpaşa da saya atölyesinde, ümraniye de bir konfeksiyon tezgahında çekilecek dert değildir kendisi.
--spoiler--
kendi resmi internet sitesindeki facebook profiliyle, haber sitelerindeki arasında fark var. kendi resmi sitesindeki bulunan facebook sayfasında müslüm gürses ile herhangi bir yazı yazmazken birçok haber sitesi, fazıl say'ın müslüm gürses hakkında 'acil şifalar diliyor' diye yazdıklarını söylüyor.
--spoiler--
Müslüm baba'ya acil şifalar diliyorum, en derin hislerimle; dayansın ve yaşamak kazansın, hayata dönsün isterim. En sert tartışmalarda en ağır sözleri karşılıklı söylemiş olsak bile, bu hayatta bambaşka müzik kulaklarımız, bambaşka gelecek hayallerimiz olsa bile, sonuçta bütün kavgalar da insanidir, bir insanın yaşama dönmesini istemek de insanidir, sonuçta insanız, ölümden değil, yaşamaktan yanayız, hayata dön Müslüm baba.
sanatçı olmak ile adama olmak arasında bir bağ olmadığından dolayı kendisi muhtemeldir ki en iyi sanatçılar arasında olabilir.
nazım hikmet oratoryosu tamamı ile alakasız bir şey iken kendisi buna yavşaklık demedi. ki oratoryonun amacı dini-dram türü içeriktir. nazım hikmet oratoryosunda nasıl oldu da buna oratoryo diyebildi ayrıca merak konusudur.
hitap ederken bile bir garip lan.
--spoiler--
'Arabesk müzik, arabesk yaşam tarzının betimlemesidir. Aydınlığın, çağdaşlığın ve öncülüğün, sanatçılığın sırtına külfettir. Emek karşıtıdır, duyarsızlıktır ve yaratamamaktır! Etik dışı 'yalan dolanla' doludur. Ortadoğu işi, üçüncü sınıf, acındırmaca, tembellik, yeteneksizlik, rant, çamur, muallaklıklar üzerinden yaşar. Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum.'
--spoiler--
bizde utanıyoruz büyük sanatçı diye tabir edilenlerin fildişi kulelerinden aşağı sarkmaya dahi çekinmelerinden.
fazıl say'ın konuk olarak katıldığı, 13 kasım 2012 tarihli aykırı sorular programının kaydı:
bunlar da başlıklar halinde; değinilen belli başlı konular. fazıl say'ı hem kendi sesinden hem kendi notalarından dinleyerek anlamaya çalışmak belki de bazı gerçekleri kavramak ve yeni keşifler yapmak için en doğru yöntem:
mezopotamya senfonisi'nin yazılma nedeni:
tarkovski'nin çok sevdiğim bir sözü vardır. ''dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır.'' der bu çok doğru bir söz, şöyle doğru uzaydan baksanız da öyle. o bakımdan doğru. şimdi mükemmel olmayan mezopotamya yöresinin, ama tarih boyunca mükemmel olmayan sürekli ölümlerle, savaşlarla, terörle, töre cinayetleriyle her türlü kötünün bir araya geldiği bir yere, bunun düzelmesi için herkesin bir tuğla eklemesi gerektiğini düşünüyorum, türkiye'de dünya'da yaşayan herkesin. bu neden böyle, bu filozofların ölüm kültürü dedikleri şey; bunun bin türlü nedeni vardır. her gün şehit haberleri alıyoruz, 15 şehit verdik ama karşıdan da şu kadar öldürdük diye sanki maç skoru veriliyormuş gibi. herbirinin adı olan, her birinin geleceği olan, belki bunlardan biri nazım hikmet olacaktı ya da mozart gibi besteci olacaktı, bilemezsiniz. yaşamın bu kadar değersizleşmesinin nedeni nedir. bunun üzerine filozoflar da düşünüyor. filozofların düşüncesi güncel olaylar bzi de etkiliyor. dolayısıyla mezopotomya senfonisi bu coğrafyanın insanı olarak benim görevimdi.
yabancıymış ya da elitistmiş gibi davranılması:
enver aysever:Sen aslında dar anlamda sanıldığının aksine politik bir müzisyensin. Ne anlamda söylüyorum; örneğin sen sivas için hakkaten ağıtlar yakan birisin. Ben bazı isimleri anmak istiyorum. Örneğin sen metin altıok şiirini besteleyen birisin. Nazım hikmet oratoryosu'nu yapan birisin. Yüzde yüz yerli tınıyı küresel bir dile çeviren birisin. Ve bunu en güzel dizelerle yapıyorsun. Biraz bunu anlatır mısın? Sanki sana bir yabancıymışsın gibi davranılıyor ama sen yüzde yüz yerli bir müzik yapıyorsun.
Fazıl say: evet, o yabancıymışız gibi davranılması benim bir sorunum., bana öyle davranılması.
Enver aysever:bunu biraz açsana müzik ile paralel.
Fazıl say: bunun başı yok sonu yok, o kadar derin bir tartışma ki bizim 45 dakikamıza sığmaz, enver, envercim yani.
Enver aysever: olduğu kadar söyle.
Fazıl say: yani piyano çalıyorsun diye adın bi kere doğduğun andan itibaren elitisttir.
Enver aysever:piyanodan bi kere başlıyor diyorsun.
Fazıl say:nazım hikmet, metin altıok gibi şairler ve aydınlar dolayısıyla doğrudan elitistsindir. Bir kopukluk vardır. Doğal olarak karşılanmaya başlanmış bir kopukluk. Ben bunun önüne çok geçmeye çalıştım. Anadolu'ya konserler vermeye çalıştım.
Enver aysever:bir de şunu konuşalım. Aşık veysel'i dünyaya dinleten adamsın bir taraftan da. Elitist deniyor ama tüm dünta aşık veysel'i senden dinliyor şu anda.
Fazıl say: tüm dünya aşık veysel üstüne yazdığım eseri dinliyor, aşık veysel'in bir notası yoktur o eserde ama aşık veysel'e bir gönderme, selam vardır. Aşık veysel duruluğuyla bir fidan gibi duruşu, oluşuyla etkilemiş bir ozan ve müzisyendir. O ayrı konu. Ama bu demin konuştuğumuzdan ayrı.
Enver aysever: Sivas yarası senin için bir türlü kapanmıyor.
Fazıl say: Yok kınumuz sadece sivas değil, konumuz yapılan haksızlıklar. Konumuz bazı çevrelerin, bazı insanların, özetle söyleyecek olursak mesela neden aleviler bir üvey evlat olarak görülüyor, özellikle günümüz hükümeti tarafından? Niye ateistler, deistler gerçekten insan muamelesi görmüyor. Yani bütün bunlar soru işareti. Tüm bu şeyler arasında gerçekten insan olmayı hatırlamak lazım. Hukuku hatırlatmak lazım, insan olmayı hatırlatmak lazım. Insan olmayı hatırlamayınca hukuku hatırlatmak zorunda kalıyorsun kötü bir mertebe.
Enver aysever: sen bugün soner yalçın ile ilgili bir yazı da yazdın. Bu da senin vicdanını rahatsız eden bir şey.
Fazıl say: evet soner benim dostumdur. Hiçbir suçu olmadığına inanıyorum, sadece muhalif bir gazeteci olarak iki yıldır tutuklu, hapiste olduğuna inanıyorum. Soner yalçın paris'e berlin'e benim konserlerime geldi, günlerce saatlerce konuşmuşluğum vardır. Gerçek bir aydındır. Hiçbir suçu, gerçek bir suçu olduğuna inanmıyorum. Iki yıldır tutuklu yargılanıyor, hapiste. Bu bir haksızlıktır. Bir insanın hayatının iki yılını, böyle uzun bir dönemini tüketmek bir haksızlıktır.
Enver aysever:öfkeli misin?
Fazıl say: bunu dünyaya bağırmak lazım. Burda bir haksızlık var. Suçunun ne olduğu bile belli değil. Bir inandırıcılığı yok. Sadece yazdığı makale yüzünden, muhalif olması yüzünden. Türkiye'nin %50si akp'ye oy vermedi. Yani diğer %50sini korkutmaya yönelik diye anlaşılıyor öyle değil mi?
baskı, dava
Enver aysever: akp'ye karşı sen de korkuyor musun? Yoksa ben sadece özgürce fikrimi mi söyledim diyorsun. Çünkü toplumda herkesin susmayı tercih ettiği bir dönemde belki de bazen öfkene yenik düşerek hem de yüksek perdeden konuşuyorsun.
Fazıl say: sen cevabı kendin ver. Sorunun içinde cevap vardı.
Enver aysever: yani ben türkiye'de insanların korktuğunu düşünüyorum.
Fazıl say: sen korkuyor musun?
Enver aysever: zaman zaman korktuğum oldu ama progarma terse döndü.
Fazıl say: yok merak ettim. Biz burada dost olarak muhabbet edelim onlar seyretsinler.
Enver aysever: korku insana özgü bir şey korkabilirim. Çoluğum çocuğum var, ailem var. Sen korkmaz mısın?
Fazıl say:kimden korkucam; akp'den mi? Yok ondan korkmuyorum.
Enver aysever: otoriterlikten, baskıdan, mahalle baskısından.
Fazıl say: korkmak olarak açıklayamam da büyük bir problem olarak görüyorum bu baskıyı. Tabii benim davamla da ilgili bu.
Enver aysever: nedir o baskı tam olarak sence? Biz olduğundan daha büyük bir baskı üzerinden mi konuşuyoruz?
Fazıl say: ya baksan işte. Bir insanın allah'a inanıp inanmamasını da hükümet mi tayin edecek? Benim şu anda içinde durduğum davaya baksana.
Enver aysever: bu çok trajik bir dava.
Fazıl say: çok trajik. Bütün dünya gülüyor türkiye'ye. Hükümet arkasında bana suç duyurusu yapanların. Enterasan bir durum. Yani hükümet de dese ki burada bir yanlışlık olmuş. Retweet ettiği için hayyam'ın bir şiirini, kendi bile dememiş, orada bir tartışmayı paylaşmış. Savcılıktan geçmesi. Davaya dönüşmesi. Davanın ikinci celseye kalması. Bu tamamen hukukun beş kere filan çiğnenmesi.
Enver aysever: işin hukuki tarafı böyle de. Sen de bazen kendi kendine'ben de bazen öfkeme yenik düşüp, bazı insanları rahatsız edecek sözler söylüyorum diyor musun?
Fazıl say: hayır asla. Benim hoşuma gitmiş matrak buldum, hayyam'ında olmayabilir ama hayyamcılar tarafından retweet edilen bir şey.
Enver aysever: ayrıca o güzel bir şiir.
Fazıl say:benimle beraber yüzbinlerce kişi retweet etmiş, ben bir kere suçlanıyorum bir. Iki; ben onu matrak buldum onun için oraya koydum, aleyhinde eleştiri yapanların, böyle bir şeye ben karşıyım'diyenleri de retweet ettim. Yani ben bunu buraya koydum ama buna karşı bir şey denmiş, adamın biri rahatsız olmuş bunu da retweet ediyorum buna saygı duyuyorum, ama o bana saygı duymuyor. Beni mahkemeye veriyor. Bir buçuk yıl hapis yatarak benim allah'a inanmamı vs. istiyor.
fazıl say:bu yapılan haksızlıklara, hakaretlere karşı insani bir tepkidir. ayrıca benim frankfurt da ya da tokyo'da yaşamam mecazi bir şeydir. dünya artık bir bütündür. tweeter var, faccebook var. zaten yan apartmana ulaşman sürenle nternetle tokyo'ya ulaşma süren aynı. bu mühim bir ey değil. benimle bu stüdyoda bu odada bu konu hakkında tartışan adam, cüneyt özdemir şimdi kendisi londra'da ben burdayım.
enver aysever: cüneyle o zaman ne konuşmuştun?
fazıl say: o zaman ben arabeski sevmediğimi söylemiştim.
enver aysever: arabeski sevmeyebilirsin.
fazıl say: yok hayır. bana göre arabesk denilen iğrenç şeyi sevmemek vatanperverliktir, sevmek vatan hainliğidir, bana göre. burada düşünceler farklılaşır. kalitesiz bir şeyden bahsediyoruz. yanlış. kötü armoni, kötü melodi. bir yere varamamış bir yenilik koyamamış. ben bunu bir müzisyen olarak söylüyorum. karşımdaki spiker ben müzisyenim. benim pek çok astrofizikçi dostum var hayatta. ama en iyileri nobel ödüllü filan insanlar, ingiltere'den israil'den, japonya'dan. ben astro fizikçilere soru soruyorum; evrenin ötesinde ne var,bigbang'den önce ne olmuş olabilir filan? ben bunları sorarım, karşımdaki cevap verir dinlerim. ama ben ona 'ya sen tamamen yanlış anlatıyorsun, sen hiç fizik bilmiyorsun.' diyemem. benim böyle bir kültürüm yok, böyle bir ahlakım yok, galiba böyle yetiştirilmedim. ama bu insanlar böyle olmaya başladı. sadece bundan duyduğum rahatsızlıktan, sadece bu durumdan, bu düzelene kadar gideyim yapabilirsin.
enver aysever: ben o tartışmada senin durduğun noktanın bana yakın olduğunu düşünüyorum. bir başkası da başka şey düşünür. ben de arabesk dinlemenin ruhsal bir ızdırap olduğunu düşünüyorum. ama bu benim fikrim.
fazıl say: bu yüzden, sen bunu söylediğin için mesela başına neler gelir?
enver aysever: elitist diyorlar, şımarık diyorlar, kendini beğenmiş diyorlardır.
fazıl say: kim diyo?
enver aysever: bir sürü insan der. sana kim diyor?
fazıl say: hiçbiri müzisyen olmayan insanlar diyor.
enver aysever: desinler.
fazıl say: desinler. ben öyle diyorum. ben vatan sever olduğum için doğru bir şeyi hala da savunuyorum, aynı şekilde, aynı sertlikte.hepsi tamamını, tam harfine kadar. var mı bir diyeceğin?
enver aysever: cüneyte cevap hakkı doğdu.
fazıl say: yo cüneyte cevap hakkı doğmadı. cüneyte düşünmesi gereken bir şey doğdu. bir astrofizikçiyle konuşurken sen fizik bilmiyorsun diyememesi lazım.
sosyal ya da siyasi durum
enver aysever:mesela köy enstitülerinin kapanmasından itibaren türkiye başka bir sürece girdi ve o süreç daha muhafazakar bir süreçti.
fazıl say: köy enstitüleri çok eski bir konu. şimdi biz geçmişi değil geleceği konuşalım. ben enver şundan rahatsızım. atatürk'ü savunarak, 10 kasım,29 ekim. hayır; savunduğumuz kendi hayatımız olacak ve kendi hayatımızın geleceği olacak. gerçekçi olacağız.yani ben bir hayat yaşamak istiyorum ve önümde onu görmüyorum. bi karanlıklar, bi bulanıklıklar falan görüyorum. bunda atatürkçü olmam ya da olmamam değil konu. ben ne hayat yaşayacağım, tek başıma birey olarak. atatürkçüyüm şemsiyesine sığınmak değil mesele. tabbi ki atatürk'ü ben çok severim. bunu hep yazdım. ama meselemiz bu değil. meselemiz kendimizn geleceği ne. ve bir yerlere doğru gidiyoruz. belki bi takım adamlar onlara verilen emirler.
enver aysever: kimi kast ediyorsun?
fazıl say: türkiy'nin tamamı. hangi oyunun içindeyiz? her konuda. şu mezopotamya konusnda da öyle. neden ölüm kültürü? bu şu kadar basit bir mesele. barış istemekle ölüm istemek arasında çok büyük mesafeler yoktur. bugün suriye ile türkiye elli metre sınır deniliyor. barış istemek 50 metre değil ki. bir milimetre. bir başka düşünce sadece beyindeki. sadece farklı düşünce barış isteyen düşünce.
enver aysever: bu açlık grevleri hakkında ne düşünüyorsun?
fazıl say: bi saniye bi saniye. bir milimetrelik bir düşünce farkı için bu kadar oyunlar dönüyor.bir insanların bu oyuna gelmemesini sağlamak lazım. açlık grevi de buna dahil. tüm ölüm kültürünün tüm bu reziiliğin, tüm bu kullanılmışlığın içinde olan bir şey. başbakan da cumhurbaşkanı dahil bir kullanılmışlık. sen, ben hepimiz bu kullanılmışlığın zararını görenler.kullanılmayalım. kenid hayatımızı kendimiz çizebilelim istiyorum. açlık grevi vs. hepsi dahil. demin saydım, soner yalçın durumu.
Beni hiç tanımayan, sevmeyen, beni etiketlemek isteyen, o kötü bana değil aslında başka bir şeye simgelemek isteyen bir anlayış var. Bu tehlikeli bir şey. Ben bir birey olarak bundan rahatsız oluyorum. Ben artık benim eserimle ilgli yanlış bir cümle konulduğunda facebook'ta beş kere filan anons yapıyorum. O yanlış cümleyi düzeltiyorum.
enver aysever:ıtri, dede efendi türü bu coğrafyanın kökeninin müzisyenlerini dinlemek gericilik midir? illaki klasik batı müziği mi dinlemek gerekir?
fazıl say:yo. onlar kültür. bu kültür müziği. enver ben neyzenlerle kaç eserimde çalıştım biliyor musun? istanbul senfonisi dahil. ıtri'nin, dede efendi'nin kaç eserinin üzerine kendi bestelerimi kurmaya çalıştım. bu kültür. türkiye'nin asıl müziği bu. o iğrenç ticari müzikler bizim anti-kültürümüz. bunu anlatmaya çalıştım ben. ama ıtri, dede efendi'yi dinleyen, sokakta sorsan yüz kişiden bir biliyordur o ayrı konu. yani bu benim sorunum değil. benim bildiğim gerçek ıtri'nin değerli bir müzisyen olduğu, neva kar'ı çok severim hatta çizgisel yapısını bach gibi bulurum. bach çok sesli müziktir, bu tek sesli müziktir. o aradaki ufak farkla ilgili bir şey söylemek istiyorum. bach değil tabii ama. iyi bir tek sesli müzik, kötü bir çok sesli müzikten daha iyidir.yani önemli olan bir şeyin iyi olması enver.
son söz;
enver aysever: iki yıldır konuşmuyordun.
fazıl say: yok yazıyorum, beste yapıyorum.
enver aysever: ama ekrana çıkmıyordun.
fazıl say: ekran tatsız bir şey. ekran ne ki?..
Arabesk denilen iğrenç şeyi sevmemek vatanseverlik, sevmek ise vatan hainliğidir bana göre. Burada düşünceler farklılaşır. Kalitesiz bir şeyden bahsediyoruz. Kötü harmoni, kötü melodi ve bir yere varamamış bir müzikten bahsediyoruz...
diyerek söz konusu kanaatini sadece müzik bazında yaptığını çıkarmıştım oysaki. burada kötü harmoni; 80 sonrası baskı, kötü melodi; dayatılana boyun eğme ve bir yere varamamış müzik de eğer her müziği arabeske indirgeme anlamı çıkıyormuş. bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak arabesk müzik için önemli değil sanırım. arabesk altın çağını 70-90 yılları arasında yaşamıştır. orhan gencebay ın en bilinen albümlerinin çıkış tarihleri:
Musalla Taşı (1969) · Kaderimin Oyunu (1970) · Bir Teselli Ver (1972) · Batsın Bu Dünya (1973) · Hatasız Kul Olmaz (1974) · Sarhoşun Biri (1976) · Benim Dertlerim (1978) · Yarabbim (1979) · Aşkı Ben Yaratmadım (1980) · Ben Topraktan Bir Canım (1980)
elbette 80 sonrası da devam etmiştir. keza müslüm gürses ilk plağını 1968 yılında çıkarmıştır. 1969 da çıkardığı Sevda Yüklü Kervanlar/Vurma Güzel Vurma plağı 300.000 satmıştır. yani anlayacağınız 1961 anayasası hâlâ yürürlükteyken de insanlar bu müziği dinlerlerdi. hem de özgürlükler anayasası diye bilinen anayasa yürülükteyken tamamen özgürce. tek erişilebilir müziğin bu olduğunu söylemek de bariz bilgisizliktir belki unutkanlık. çünkü o zaman kurtalan ekspres'in, erkin koray'ın, barış manço'nun, moğollar'ın hatrı kalır.
sanırım şahsi fikirlerini sanki fazıl say ın ağzından dökülmüşcesine savunanlara türk müziği yakın tarihi yeter. adamın burada arabesk lafının altında bahsettiği türk halkıdır. sanki arabesk bozmuş gibi davrandığı.
bale izlememeyi/izlemek istememeyi "geri bir tavır" olarak betimlemek elitistlik değildir de nedir?
-aynı dönemde yaşıyoruz ve bu kadar farklıyız. bu bir zorluk değil mi? cümlesindeki tepeden bakan, benle aynı açıdan yaklaşmıyorlar, bütün gün bunlarla uğraşıyorum tavrı tam olarak faşizm değil mi? onların dinine inanmıyorum beni zorla yapmaya çalışıyorlar sözü ben bale izliyorum onlar da izlemeliler e ne kadar yakın?
daha da acısı, "bu zorlukları nasıl çözeceğiz?" sorusu farklılığın çözülmesi gereken bir sorun olduğunu düşünmesi; "tek yol islam" a yakın değil mi?
farklılıkları kabul edemez miyiz? sorusuna sessizliği ve sonra
-yani ben baleyi seyredeyim yanımdaki kafasını eğsin seyretmesin bravo ya ne abuk bir cümle. hele alkış falan tam liseli. ben izliyorsam yanımdaki de izleyecek anlayışı dayatmadır bariz. sonrada hızlanan konuşmayla konuyu tayyip erdoğan a getirmek de acizlik. neye isterse getirsin tek kaçsın da.
ne isterse çalsın, nerede isterse çalsın. bu aydın görünümlü bağnaz kafayla isterse mısıra sultan olsun.
not: kişi eleştirilerinde soyağacına bakmak gerekmez. kişinin düşünceleri sadece kendini bağlar. babasının ne iş yaptığı, kayınçosunun altılı kuponu konudışıdır.
bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan insanların taarruzuna uğramış sanatçı.
hakkında atıp tutanların, onun hakkındaki yorumları arabesk ve hayyam dizelerinden ibaret; ha bir de arada iyi piyanist demişler.
tabii bir de hemen elitist yakıştırması gelmiş, hem fazıl say hem de onun sanatını sevenler, ona değer verenler için.
öncelikle fazıl say'ın babası ahmet say elitist değil aksine yoksulluğu da hapsi de görmüş, sol görüşlü bir aydındır. önce bir babasını araştırın, yetmezse ağaçlar çiçekteydi kitabını okuyun sonra gelin fazıl say'a. neymiş fazıl say halkı hor görüyormuş. herhalde halkı, anadolu insanını hor gördüğü için, içinde hem türkiye hem de insanlık aşkı olan nazım hikmet şiirlerinden nazım hikmet oratoryosu'nu besteledi. sivas'ta bazılarının ağzından salyalar akıtarak sözde, din adına yaktıkları insanlardan şair metin altıok için bestelediği metin altıok ağıtı erkan mumcu tarafından sansürlenince neredeydi bu güruh. metin altıok ve yine sivas'ta yakılan behçet aysan fazıl say'ın babasının yakın arkadaşları olduğundan çocukluk dönemi anılarında olan bu insanların sözde, din uğruna yakılmasına karşı öyle bir ağıt besteledi ki; bunun seslendirilişinde bu hoşgörü ülkesinin bakanı tarafından sansüre uğradı.
sonra ne oldu bu ülkede? sivas katilleri zaman aşımına uğradı, ha bir de çok şükür bu işde halloldu denildi. fazıl say'ın hayyam'dan paylaştığı rubai'ye fırtınaları koparanlar neden öldürülen insanlar hakkında ya da bu insanlık suçunun örtbas edilmesinde en azından islamiyet adına; islamiyetin bazı batılıların anlamak istediği gibi benden değilsen ölmelisin anlayışına dönüştürülmesine karşı çıkmadılar. bir de islamiyet de zorlama yoktur ilkesini de bilmiyorlar ki ben ateistim diyen birine kendi inançlarını zorla kabul ettirmeye çalışıyorlar. yoksa böyle davranmak, kutsallar üstünden insanları afyonlamak için mi gerekli.
neymiş fazıl say arabesk müziği eleştirdiği için elitistmiş. fazıl say'ın eleştirdiği şey tüm müzik kültürünün arabeske indirgenmesi. ve 1980 darbesinden sonra arabesk müziğin sosyolojik eşitsizliğe karşı, bireyin isyanını içe, kendine döndürmesiyle bu düzenin çok işine yaraması. fazıl say'ın eleştirdiği nokta türküyü, aşık veysel'i ve nicelerini değil sadece arabesk müziği her yerde dinlenir hale getirmek. bu fırsat eşitsizliğidir. bu bizim anadolu kültürüne yapılan büyük bir darbedir, ihanettir. fazıl say'ın karşı çıktığı budur. şimdiye kadar bundan nemalanan şarkıcıların hoşuna gitmemesi doğaldır. türküyü değil sadece arabesk müziği dinleyerek büyümüş bir insan kendi özünden koparılmıştır. ha hem türkü hem türk sanat müziği hem arabesk hem klasik müzik erişilebilir müzikler olur halk nezninde; sonra insan içinden istediğini seçer ya da hepsini farklı zamanlarda dinler. bunda hiçbir sorun yoktur. olay sadece tek bir müziğin haksız rekabet ile öne geçirilip; türkiye'yi ortadoğulaştırma sürecinin bir parçası yapmaktır. arabesk şarkıcıları hem kasetlerle, hem yeşilçam filmleriyle baş tacı edilirken, nice anadolu aşığı açlık ve sefalet içinde yaşamış ve ölmüştür.dahası yakın çevresinde bağlama çalan söyleyen birileri olmayanlar için de türk halk müziği üç beş türküden öte bilinememektedir. dikkatinizi çekerim, anadolu kültüründe taşlama vardır, anadolu aşıkları sevdiceğinden başka kimseye eyvallah demez. ne erzurumlu emrah, ne dadaloğlu, ne karacaoğlan düzen yararına çalmaz sazlarını. onlar halkın dertlerini, özlemlerini söylerler türkülerinde. aşk acısı da vardır, zulme karşı koyma da.
bu topraklar nice aşık yetiştirmiştir. onlardan biri de aşık veysel şatıroğlu'dur. ve aşık veysel'in emsalsiz kara toprak eserini dünyayla buluşturan, bazılarımızın elitist bulduğu fazıl say'dır.hem de piyanonun kapağını kaldırıp tellerini de çalarak verdiği bağlama havası ile aşık veysel'in eseri üzerine tüm dünyada çok beğenilen kara toprak; black earth bestesini yapmıştır. sadece bu eseri dinlemek bile fazıl say'ın ülkesine, kültürüne, toprağına olan sevgisini anlamak; tüyleriniz diken diken olarak hissetmek için yeterlidir.
fazıl say sadece iyi bir piyanist değildir. fazıl say yetiştiği toprakların seslerini ruhundan notalara akıtan, dünya çapında eserleriyle de ünlenen; bizim sesimizi yerelden evrensele taşıyan bir türk sanatçısıdır. istanbul senfonisi'ni dinleyince; bölüm isimlerinden, altındaki anlamdan, kullanılan sazlardan hem kendi öz sesinizi duyarsınız hem de ülkesi için düşünen, acı çeken ve güzel şeyler hayal etmek isteyen bir sanatçının yüreğini hissedersiniz.
insanları dinlediği müzikle yargılayıp vatan hainliği ile itham ettikten sonra dini inanışım yüzünden beni dışlıyorlar pis herifler diyen tutarlılık kumkuması. bakın gidiyorum, giderim ha, bak gidersem gelmem diyen ziya nın ** 2012 versiyonu. ikide bir gitmeyi ağzından düşürmediği "vatan"ını arabesk üzerinden kurtaran uçamayan süper kahraman.
"arabesk dinleyen vatan hainidir" diye sol tarafta başlık görse normalde hangi troll açmış lan bunu diye klişe laf sokmaları cebinden taşarak koşan tayfanın, fazıl say ın ağzından çıktığını duyduğunda "adam haklı beyler", "ya öyle demeyin adam piyano çalıyor ama" diye savunduğu insan fazıl say.
bana,* arkadaşlarıma, her ne kadar rakır fakır takılsa da eski sevgili deyince kaç kadeh kırıldıya koşan milyonlarca adamı vatan hainliği ile suçlamış saygısız herif. çünkü vatanperverlik iyi kötü uluslararası platformda bizi temsil edecekken ikide bir "ben bu ülkeye fazlayım, gidicem buralardan ya" gibi ülke lansmanlarıyla oluyor. bilemedik.
fazıl say ın gözümde değeri yok. bu tavırlarla gitsin ötede çalsın ne çalıyorsa. kültür mirası ilan edildiği halde yokluktan ölen ozan kaynıyor bu topraklar. "benim yalnız ve güzel ülkeme" diye ödül alan sanatçıları var. onun dil uzattığı şeylerin benim gözümdeki değeri bu entryi girdiren işte. sen kimsin ki bana vatan haini diyebiliyorsun? ne hakla? piyano değil de bağlama virtüözü olsaydı bu kadar peşinden gelinmezdi işte. bu da çaldığı enstrümanın çakma aydın tayfanın nezdinde değerinden kaynaklanıyor. yalan dünya.
bir insanın iyi piyanist olması onun her alanda iyi olduğu ya da olacağı anlamına gelmez, dahası böyle bir zorunluluğu da yoktur kanımca. ben piyanodan anlamam ama naçizane fikrimce dünyanın sayılı piyanistlerindendir şu an kendisi.
onun dışında siyaset ile ilgili yaptığı yorumların pek çoğu fazlasıyla klişe ve derinlikten çok uzak. ama nedense bizde böyle bir şey var belki dünyada da vardır bilmiyorum. bir insanın bir şeyine hayransak, her şeyine hayran olmak zorunda hissediyoruz kendimizi. sevdiğimiz futbolcuda da böyle, sevdiğimiz şarkıcıda da oyuncuda da...
fazıl say için de durum bu. iyi piyanist hatta çok çok iyi, virtüöz mertebesinde bir piyanist diye her söylediği şeyi doğru kabul eden bir kesim var.
saygısızin önde gideni. saygıyı da haketmiyor haliyle. ülke icin kayıp degildir. siktir olup gitmekte özgürdür. bu adamın bu kadar götünü yaliyacagınıza yaptıgı saygısızlıgı kınayın. örgürlük demek bi başkasının inancını asagılamak demdk degildir. her istedigini soylemeyi inanca sallamayı kendinde hak görenlere ana avrat küfür hakkımı kullanmak abes olmaz heralde. onun ki hak da bizim ki degil mi?