türkiye'nin yetiştirdiği en başrılı teknik direktör. bu bir gerçek. zira onun kariyeri boyunca elde ettiği başarıları elde edebilen veya elde edebilecek olan - abdullah avcı, mehmet özdilek, rıza çalımbay, aykut kocaman, bülent korkmaz, ertuğrul sağlam vb. - birisi görünmüyor. kendine özgüveni tam ve sırf bu yüzden her maça kazanmak için çıkıyor, takımı iyi motive ediyor ve hırslandırıyor. ancak artık şunu farketmesi lazım ki; dünya üzerinde real madrid ve barcelona bile her maça savaşa hazırlanır gibi ofansif hazırlanmıyorlar. mourinho'nun çalıştırdığı takımların genel karakteristiği elbette ofansif futbol ancak rakibe göre oyun oynamak diye bir sistemi de var. inter'i çalıştırdığı dönemde barcelona maçını hatırlayanlar gayet iyi bilirler nasıl bir futbol oynadığını. aynı şekilde real madrid'i çalıştırdığı ilk sezon oynanan kral kupası finalini de. barcelona'nın da özellikle guardiola'nın ayrılışının ardından daha az ofansif oynadığını görüyoruz. zira guardiola yönetiminde oynadığı gibi oynamaya çalıştığı zaman maç başı gol yeme ortalamasının ne derece arttığını en son oynanan ve 5-4 biten deportivo maçında gayet net gördük.
türkiye ligi zaten kalitesi düşük bir lig. bunu uluslararası arenada gerek milli takım gerek ise kulüpler bazında alınan sonuçlardan gayet iyi anlıyoruz. başka bir ligi üçüncü veya dördüncü sırada bitiren takımların gelip bizim şampiyonumuzu yendiğini defalarca gördük. işte bu sebepten ötürü özellikle şampiyonlar ligi'nde Allah ne verdiyse saldıran futbolunu anlamıyorum Fatih Terim'in. iyi bir Galatasaray taraftarı ve futbol seyircisi olduğuma inanıyorum. son Orduspor maçından sonra Galatasaray'ın Terim'li sisteminin de artık şifresinin çözüldüğüne inanıyorum. Dikkat edilirse Orduspor, Braga, Eskişehirspor ve Cluj maçları hep aynı yörüngede aynı oyun anlayışları ve birbirinin kopyası şeklinde geçti. Bu maçların hepsinde Galatasaray rakip kaleye yüklenen, topa sahip olan ve bol bol gol pozisyonuna giren ancak puan veya puanlar kaybeden taraf oldu. Sebebi ise gayet net aslında. Galatasaray'ı yenmek istiyorsanız yapmanız gereken tek şey defansının öne çıktığı anlarda hızlı koşabilen ve biraz becerikli forvet oyuncularınızı Galatasaray stoperlerinin arasına atmak.
Fatih Terim'in inatla kapalı defanslara karşı özellikle ilk yarıda bu kadar baskılı ve arka tarafında açıklar veren futbolunu anlayamıyorum. Galatasaray iyi bir takım ve biraz sabırlı futbol ile kolay da yenilebilecek bir ekip değil. Fatih Terim'in maçlarının ilk yarısında sakin oynayarak ve gol yemeden bitirerek daha rahat galibiyetlere ulaşacağına eminim. Aksi halde ilk golü yiyen ve beraberlik golünü ararken mağlup olan hep Galatasaray olur.
türk futbol tarihinin en büyük başarılarında, teknik direktör olarak, o takımların başında olan kişi.
avrupada fiorentinada sezon sonuna kadar kalmaya çalışmış ama başkanla yaşadığı sıkıntı sonrası takımdan ayrılmıştır. zira geri adım atmamıştır. italyada başkanlık bizdeki gibi değil. başkan takımın sahibi. unutmadan, p fiorentina ,o sene italya kupasını kaldırdı terimle. hem de milanı 4-0 yenerek(yanlış olmasın, milan maçı yarıfinal de olabilir. ama kupa o sene fiorentinanındı).
ertesi yıl milanı çalıştırmaya başladı. 5. hafta kovuldu. ve sanırım tek mağlubiyeti vardı milanın. üstelik ezeli rakibi interi, terim takımın başındayken, 4-2 yenmişti milan ligde. maldiniyi takımdan kesmek isteyince, maldini ve çetesi, terim istanbulda konferanstayken, hemen işe koyulmuş ve terimin altını oyup ancelottiyi takımın başına getirtmiştir.
kısaca, önce biraz bilginiz olsun amk. tamam, ben de sevmem terimi ama, onu sevmiyor olmam başarısını gölgelemez. adam ülke takımını ilk kez avrupa futbol şampiyonasına götürdü lan. uefa diye bir kupa vardı hani. her yıl avrupanın büyük takımlarını izlerdik. o zaman şu anki gibi 2. sınıf bir kupa değildi. galatasarayın elediği takımlara bakınca anlaşılır zaten. leeds vardı misal. ertesi yıl şampiyonlar liginde beşiktaşa 6 atmışlardı. arsenal vardı mesela. dortmund vardı mesela. ki dortmund, sanırım şlyi kazanmıştı öncesinde.hah işte, tüm bu takımları eleyerek kazandı galatasaray o sene uefayı.
bazıları tarafından "gazcı hoca, taktik bilgisi sıfır, motivasyondan başka bi sike yaramaz" olarak görülse bile sorun değildir. insanların ne kadar mal olduğunu görmek güzel oluyor sayesinde.
he yarram fiorentina' nın başındayken "haydi mor menekşelerim, isa yardımcınız olsun" diyerek çıkardı takımı finale kadar.
tanım: galatasaray' ıma tam 5 şampiyonluk kazandırmış hoca. hocamız. avrupa kupasını saymıyorum. göğsümüzdeki 3 yıldızdan biri senin sayende hocam. teşekkürler.
kayserispor maçında, burak kazmasının, son saniyede, kaleciyle karşı karşıya, 7 metreden kaçırdığı golden sonra 'vuracağın topu sikeyim, ben gidiyorum.' deyip, soyunma odasının yolunu tutmuştur.
hala burak yılmazin forvet olmadığını anlamayan hoca. veya anladıda çaktırmıyormu? malum bu adama ödenen 5milyon euro var. adamdan kan alırlar kan kan...
galatasaray dışında bir yerde işe yarayamayacak biri olarak zamanında fiorentina' nın sahibi cecchi gori' nin italyan basınına şu açıklamayı yapmasına neden olmuştur: ''önünde paspas oldum yine de kalmayı kabul etmedi.''
bu açıklamadan daha önceki bir tarihte aynı adam gözyaşları içinde basına şunu söylemiştir: ''ne olursa olsun terim kalacak'' neden mi ağlıyordu? çünkü terim' in fiorentinası milan' a 4 tane çakmıştı.
2000 uefa kupası maçlarında ezeli rakibimizin maçlarını en az bir gs'li kadar heyecanla izlemiştim. hırsına ve azmine hayran kalmıştım fatih terim'in. o günden bu güne duyduğum saygıdan hiç bir eksilme olmadı. aykut kocaman'ın yerinde kendisi olsaydı, eminim her şey çok farklı olurdu.
boş vakitlerinde aynanın karşısına geçip 'jose mourinho' çalışan adam.
ligde takımının attığı gollerden sonraki triplerine bakan anlar.
sanırsın her maçı kazanan bir takımın başında.
akşam cluj maçında görmek isteriz o tripleri.
96 avrupa şampiyonasında sıfır çekip gol atmadan dönen a milli takımın hocası.
evinde çelsiden 5 yiyip 0 atan takımın hocası o.
fenerbahçeden 6 yiyip 0 atan takımın hocası da o.
ama imparator olmuş her nasılsa. aykut kocaman ise beden eğitimi hocası. yersen andersen.
edit: unutmuşum şl de üst turu göremeyen de o. ayrıca "rüya takımı" şu an 3 maçta 1 puanda. eleştiren yok kendisini. ilah çünkü, tapın tapındırın dostlar. haha.
Kendisine "mirasyedi" demek, sanıyorum biraz abartılı bir itham olur. Kariyeri boyunca selefleri, ekseriyetle kayda değer bir miras bırakan cinsten olmadılar, bilakis Terim, kayda değer bir mirasın söz konusu olduğu hallerde dahi sıfırdan bir yapı inşa edip durdu.
Kendisinden evvel, Dünya Kupası Avrupa elemelerinde yer aldığı grupta, 8 maçta 1 galibiyet (San Marino'ya karşı), 1 beraberlik (yine San Marino'ya karşı) ve 6 mağlubiyetle sondan bir önceki sırada bulunan Sepp Piontek... Kendisinden evvel, ligi, sırasıyla, şampiyonun 10 puan gerisinde 3. bitirmiş Reinhard Saftig, veya şampiyonun 16 puan gerisinde 4. bitirmiş Graeme Souness... Kendisinden evvel, ligi, önce şampiyonun 11 puan gerisinde 3., sonra da şampiyonun 26 puan gerisinde 6. bitirmiş (sezonu tamamlayamadı gerçi) Alberto Zaccheroni... Kendisinden evvel, ligi, sırasıyla, şampiyonun 11 puan gerisinde 3. bitirmiş Frank Rijkaard, veya şampiyonun 36 puan gerisinde 8. bitirmiş (o da sezonu tamamlayamadı) Gheorge Hagi...
Es geçmeyelim; belki, kendisinden evvel, ligi 7. bitirmiş, yerel kupada çeyrek final oynamış, Şampiyonlar Ligi'nde ikinci tur gruplarına kalıp, oradan çıkmayı da son maçın son dakikasında kaçırmış Giovanni Trapattoni'nin mirasını yemiş olabilir biraz.
Ve inkar etmeyelim; 2002-2004 arası Galatasaray döneminde, 2 yıl önce UEFA Kupası ile taçlandırdığı, telifi kendisine ait "gaz taktiği"nın ve 2005-2009 arası milli takım döneminin başlarında, çoğu zamanında kendi rahle-i tedrisinden geçmiş bir kadronun, mirasını değil belki de, kaymağını yemeye çalıştı, lakin, beceremedi. Bu iki dönemde selefleri, Mircea Lucescu ve Ersun Yanal idi; her iki ismin de, Terim'e, en azından bir mentalite miras bıraktıklarını, lakin Terim'in, her iki mirasa da yüz çevirdiğini söylemek rahatlıkla mümkün.