uzun bir aradan sonra bomba gibi bir bölüm ile gelmesi beklenen dizidir. ki zaten 49. bölüm güzel 50. bölüm biraz vasattı. 50. bölümü güzel yapan ezel ve ali nin cengiz'e oyunu ve bade idi. ama şimdi dayı da işe giriyor. inşallah adamı ayaklandırma gibi birşey yapmazlar da tadı kaçmaz.
ilk sezon fevkaledenin fevkinde olmasına rağmen ikinci sezonda elindeki malzemeyi değerlendiremeyen dizi. her şey bir yana, yaş konusunda yapılan hatalar iyice soğutmaktadır kendisinden.
ikinci sezondaki tempo düşüklüğü sebebiyle, birinci sezon'un fanları tarafından haksız yere hunharca hakarete uğrayan dizi. halbuki tadı tuzu hala yerinde, halbuki elimizde bir behzat ç. bir de bu var.
(bkz: yemek yenilen kaba tükürmek)
izlerken the godfatherı anımsatıyor aslında ramiz karaeskinin gençliği falan . dayıyı baba don vito corleone gibi benzetmişler sanırım . sırf o sahneleri dizi yapsalar daha çok izleyeceğim belki ama güzel dizi kadrosu sağlam sürüklüyor . iyi iş çıkarıyolar toplama olsa da.
bir dizide bu kadar geniş kadro, ve bu kadar muhteşem oyunculuk ve ayrıca senaryo güzelliği, anca bu kadar olabilir.
her karakter muhteşem yansıtılmazki. cengiz'in yavşaklığı, eyşan karakterinin orospuluğu, ezel'in 2 karakteri birden barındırması, kenan ve ramiz dayının intikam oyunları..
ya da azad'ın babasız geçirdiği onca yılın yansımaları.
tefo ve ali'ye söz yok zaten. adamlar tam içinde bulundukları dünyayı tam manası ile yansıtıyor.
diziyi sevme sebebim aslında daha farklı, her bölümün sonu bölümü açıklayarak, oynanan oyunlara geri dönüp bize anlatarak bitmesinden dolayı daha fazla bağlıyor insanı. sonucu biliyorsunuz, bir daha ki bölümde ne olacak acaba diyerek izliyorsunuz.. hiç bir bölüm yarıda kalarak bitmiyor ya, o güzelliği var.
bize hep dizinin sonunda bi olay olur, diğer bölümü sırf o olay için izlettirdiler, farklı oldu biraz.. seviyoruz efendim.
1. sezon finalinde 6 ay sonra diye bitmişti. o 6 ay gelmedi mi hala ya da geldi de biz mi kaçırdık anlayan varsa beri gelsin beni de aydınlatsın lütfen.
o değilde çok fazla iyisin berrak*
onun dışında 50.bölüm gayet iyiydi ve nasıl olacak bilmiyorum ama serdar'ın öldüğüne kesinlikle inanmıyorum yine bir yerlerden hortlar o. büyük adamsın salih kalyon*
iyi hoş da, o istiklal de çekilen sahneler tam komedi. türkiye yi küçük düşürüyor. hırvatistan da arkadaşlarla izlerken insan yerin dibine giriyor. o ne ulan öyle, çekecek başka bir yer bulamadınız mı dedirtiyor insana.
dayı en son yusuf eğir'i ayağına getirdiği konuşmasında inceden geçirmişti.kaç bölümdür konuşmaları hep kısa kısaydı. 3 fragmanı yayınlanan bu kadar ilgi çekmeye çalışıyorlarsa gerçekten güzel olacağını düşündüğüm 51. bölümde dayı da ayarlarına geri dönmüştür.
--spoiler--
fırtınada Ağaçlar nasıl çatırdar bilir misin kardeş?
her insanın binbir maskesi altında da iki yüzü vardır.
Her insan hem avcı hem kurbandır.
Hem masum hem canavardır.
Ne zaman geçer bilinmez birinden diğerine.
Asıl mesele insanın ne zamandan masumdan canavara geçtiği değil ne olursa geçtiğidir.
--spoiler--
uzun süredir dizi hakkında yorum yapmıyorum. gününde izlemekte zorlanıyorum zaten kalabalığın vs arasında. zaten reytinge de etki etmiyoruz* o yüzden paşalar gibi hep internetten izliyorum. ha bu yeni mi değişti, yok değil tabii ki başından beri öyle. hem reklamsız oluyo mis, hem de dikkatim dağılmıyor. bir tek 49. bölümü evde ankara'da büyük ekrandan izledim, onu da reklamları fast forward geçerek.
yani demek istediğim şu ki, dizide o kadar çok şey oluyor ki reklam bile insanın konsantrasyonunu feci şekilde dağıtıyor. ne kadar uzun reklamlar bilmiyorum, bilmekte istemiyorum tabii ki.* ama ben başka türlü 90 dakikanın sonunu getiremem. kesintisiz izlemek lazım.
neyse mert'in ölümüyle işler değişmeye başlamıştı. hafif hafif rayına oturttular sonrasında. o ön hazırlığın biraz uzun sürdüğü düşüncesindeyim ama başka türlü de çıkılmazmış işin içinden. bu bana ilk sezonda 19-22. bölümler arasında da olmuştu ama sonra dehşet bir bölümle geri gelmişti dizi.
ben bu değişimde yusuf eğir karakterinin inanılmaz etkisi olduğunu düşünüyorum. hani dizide saf iyi veya saf kötü yok ya. işte bu adam tam bir saf kötü. ben çok eğleniyorum onu izlerken. göt olurken suratında oluşan ifade, o sinirden çıldırmalar falan. on nümero olmuş diyor, tebrik ediyorum.
kimse kızmasın ama berrak tüzünataç'ı her gördüğümde ata bindin mi? diye sormak istiyorum. galiba arada başka dizilerde vs oynamış ama ben tv kültürüne sahip olmadığım için bilemiyorum. henüz o imajı da silemedi gözümde zaten neyse.
sonra ezel-bade aşkı zorlama diyenlere de kısmen hak veriyorum. ama bunu ömer/ezel-eyşan muhabbetiyle karşılaştırmayın. hem sonra hepimiz öğk demedik mi lan? eyşan ne kevaşeymiş diye saydırmadık mı zamanında? o yüzden bırakın, ergen de olsa insan aşık olabilir. zaten ben düşünüyorum ki bade karakterinin çılgınca can vermesi lazım ezel'in bir level daha atlayabilmesi için. neyse o zamanı geldiğinde ölür herhalde.
bir bakıma da iyi oldu ezel'in eyşan'ı geride bırakması. bi karar veremiyodu o yüzden, hiçbir şeyi beceremiyodu son hamleye kaldığı için. şimdi daha iyi olacağı düşüncesindeyim.
51. bölümün ise iki fragmanıyla beni yerimden sıçrattığını belirtmemde fayda var.
sevenleri için ramiz dayı'dan geliyor:
fırtınada ağaçlar nasıl çatırdar bilir misin kardeş?
51. bölümüne ait üç fragmana bakılırsa, 24 ocak günü tüm televizyonlar yakılacak... Öyle bir bölüm bekliyor bizleri. Beklentiyi ne kadar yüksek tutmamak gerekirse de, fırtınada ağaçların nasıl çatırdağını düşünmeden edemiyor insan.