ortaçağdan bugüne dek düşüncesi hiç evrim geçirmemiş olanların hakkında atıp tutmayı marifet saydıkları teori. bu bağlamda baktığımızda, ulan bu adamların düşünceleri niye evrimleşmiyor, beyinlerini kullanmasalar evrim teorisine göre beyinleri körelecekti diyorum. ha bu adamların beyni körelmişse o yüzden yorum yapabilme yeteneklerini ve okuduklarını anlama yeteneklerini ilerletememişlerse eyvallah ama beynini kullanmadan yazan bir kısım yazarı bir kenarda tutarak hem halen az buçuk düşünen insanlar var hem de teori hakkında atıp tutuyorlar bu ne yaman çelişki diyorum kendi kendime. siz hala var olduğunuza göre darwin haksızdı evet, bakın ben de çürüttüm lan evrim teorisini aferin bana. ***********
evrim kuramı, türlerin kökenlerini açıklayan bir kuramdır. bilim dünyasının neredeyse tamamı tarafından kabul görür çünkü türlerin kökenini açıklayan başka bir bilimsel görüş yoktur. evrim kuramı, ne kanıtlanmıştır ne de çürütülmüştür. çünkü ortada kesin sınırları belli olan bir kuram yoktur. evrim kuramı denilen şey, bir çok canlı hakkında binlerce teorinin biraraya getirilmiş halidir. ve her geçen gün bu teorilerden bir kısmı çürütülmekte ve daha kapsamlı bir teori konulmaktadır.
evrim teorisi denilen genel yargının çürütülmesi neredeyse imkansızdır, çünkü bilimsel alternatifi yoktur.alternatif olduğu iddia edilen yaratılış teorisi, gücü herşeye yetebilen bir tanrının kabulüne dayandığından, bilimsel olmaktan ziyade daha öyküsel ve fantastik bir yapıdadır. tanrının varlığına yada yokluğuna dair hiçbir empirik kanıt bulunamamıştır. doğal olarak herşeyin birden bire bir güç tarafından yaratılmış olmasının kabul edilmesi, bilim dünyasının yapısına terstir. çünkü bilimde karmaşıklaşmış yapılar ve teoriler olduğukları gibi kabul edilemezler. ancak ve ancak, çok basit yapıda olan ve doğruluğu sezgisel olarak su götürmez olan aksiyomlar doğru kabul edilir, ve karmaşık teoremler bu aksiyomların yardımı ile ispatlanır. Dinlerin ileri sürdüğü tanrı yada tanrılar kavramının olması aksiyomu yada kabullenmesi, oldukça karmaşık bir kabullenmedir. çünkü tanrı kelimesi işin içine girdikten sonra, akla gelebilecek her türlü fantastik olayın ispatı bu noktadan kolayca yapılabilir. sırf bu yüzden bilim adamları, en azından türlerin kökeni konusuna geldiğinde, tanrısal teorileri bir kenara bırakmakta, ve türlerin mutasyonlar ve doğal seçilimler geçirerek, bir türden başka bir türe evrimleşme yoluyla meydana geldiğini ileri süren evrim teorisini kabul etmekte, ve bu teori üzerine bilimsel çalışmalarını yoğunlaştırmaktadırlar.
evrim teorisinin bilim dünyasının neredeyse genelinde bu kadar saygı gören bir olgu olmasına tezat olarak, dinci çevrelerin, sabit fikirleri ve kitaplarını kullanarak bu teoriye hiç bir bilimsel dayanak olmadan saldırmaları, oldukça dikkat çeken bir unsurdur. dinci çevrelerin bu tarz itirazlarda ve çürütme girişimlerinde kullandıkları kanıt olarak saydıkları şeylerin, daha önceden doğru olarak kabul edilen ama daha sonra yeni bulgular neticesinde doğrulukları sorgulanmaya başlayan bazı evrimsel süreç teorileri ve evrim kuramı üzerinde çalışan bilim adamlarının kendi aralarındaki fikir ayrılıklarıdır. bu sebepten dolayı dinci kesimin evrim kuramı üzerinde yaptığı bazı faaliyetler, en azından bilim dünyasında hiç bir şekilde hoş karşılanmamaktadır.
sonuç olarak, bir yandan, ellerindeki 1000 yıldan eski ve hiçbir bilimsel gerçek içermeyen kitaplar ile aydınlanma öncüleri bilim insanlarına saldıran dinciler, öte yandan her türlü saldırıyı bir kenara koyup, bilimsel araştırma sürecinden bir adım şaşmayan, sürekli olarak yeni problemler çözüp bu çözülenlerin sayesinde bilim dünyasına başka yeni problemler yaratan bilim adamları. kimin kazanacağı belli olmaz ama, birazcık ilerici görüşe sahip olan insanların bilim adamlarının yanında yer alacağından hiç şüphem yoktur.
gerçekliğin reddi ile bilim tarihinin inkarını kabullenler için kimi noktaları henüz açıklayamamış olması ile çökertilmiş bir varsayım olarak adlandırılıyor evrim teorisi. bilim tarihinin reddi ile gelişen bu akım, kendini gerçeklerin dayanılmaz ağırlığı ile karşı karşıya buluyor. bilim tarihinden örneklerle gitmek istiyorum, zira kendileri gerçekliğin soğuk ve yalın yüzünü nasıl karşılayacaklar , doğrusu merak konusu.
binlerce yıl boyunca ay'ın orada nasıl durduğuna dair yüzlerce teori öne sürüldü. kimileri boğanın boynuzunun üstünde duruyor dedi, kimileri ise öyle yaratıldığından bahsetti. 17.yy'da ise gerçek ortaya çıktı; kütle çekim kanunun gerçekliğiydi onu orada milyonlarca yıldır tutan. yani anlaşıldığı gibi bir kavramın henüz çözülmemiş olması onun mistifikasyon paketli sis bulutları ile açıklanacağı anlamına gelmez. gerçek dışarıda, gözümüzün önünde. bilincimizin algılamasını bekliyor. evren bilinebilir bir şeydir ve eninde sonunda tüm gizemler ortaya çıkacaktır.
kendisi hakkında bilgisi olmayan insanların, nereden duyduğu mechul yorumlarla eksiklerini bulabileceklerini sandıkları teori.
harun yahya ve samanyolu belgeselleriyle ancak bu kadar bilgi sahibi olabilirsiniz zaten.
"Darwin'in evrim kuramının karşıtları, genellikle gözün karmaşık yapısının, kuramın temel dayanakları olan kendiliğinden değişim (mutasyon) ve doğal seçilim süreçleriyle açıklanamayacağı görüşünü öne sürerler. Darwin de insan gözünün nasıl evrildiği konusunda bir açıklama getirememişti. Şimdiyse Avrupa Moleküler Biyoloji Laboratuarı'ndan (EMBL) araştırmacılar gözün evrimle mekanizmasını ve kaynağını bulduklarını açıkladılar. Gözlerimizdeki ışığa duyarlı olan koni ve çubuk biçimli hücreler, önceleri beyinde yerleşmiş bulunan eski bir hücre populasyonundan evrilmişler. EMBL araştırmasını yürüten Detlev Arendt ve Joachim Wittbrodt'a göre insan gözündeki hücrelerin beyinden gelmiş olması sürpriz değil. Bugün de beynimizin derinliklerinde ışığa duyarlı hücreler bulunuyor ve bunlar günlük etkinliklerimizin ritimlerini ayarlıyorlar. Önce hayvanların beyinlerinde bulunan bu ışığa duyarlı hücreler, evrim sürecinin daha sonraki evrelerinde gözlere göç ederek ve görüntü iletme yetisini kazanmış görünüyor.
Biliminsanları ilk hayvan atalarımızda iki tür ışığa duyarlı hücrenin varlığını belirlemiş bulunuyorlar. Bunlar, rabdomerik ve cilial (kamçımsı) hücreler olarak sınıflandırılıyorlar. Hayvanların çoğunda rabdomerik hücreler gözlerin bir parçası haline gelirken kamçımsı hücreler beyindeki yerlerini koruyarak biyolojik saatleri düzenleme işlevini üstlenmişler. insanlar ve öteki omurgalılardaysa bunun tersi olmuş ve gözde yerleşen kamçımsı hücreler koni ve çubuk hücrelerine dönüşmüşler. Araştırmacılar göz oluşumunda evrim sürecinin izini, "yaşayan bir fosil" olarak tanımlanan Platynereis dumerilii adlı deniz kurtçuğunu inceleyerek bulmuşlar. Bu kurtçuk 600 milyon yıl önce yaşamış olan atalarından hala çok farklı değil. Bu canlıya ayrıca böceklerle omurgalıların son ortak atası gözüyle bakılıyor. Arendt bu hayvanın daha önce başka bir araştırmacı tarafından çekilen beyin görüntülerini gördüğünde, beyin hücrelerinin insan gözündeki koni ve çubuk hücrelerle olan benzerliği dikkatini çekmiş. Araştırmacı bu hücrelerin aynı evrimsel sürecin ürünü olabileceğini düşünmüş. Daha sonra, EMBL'den başka araştırmacıların yardımıyla Platynereis dumerilii 'nin beynindeki hücrelerin "moleküler parmakizleri" başka hayvanların beyinlerindeki ışığa duyarlı hücrelerle karşılaştırılmış. Hayvanın beynindeki opsin adlı ışığa duyarlı bir molekülün, omurgalı gözlerindeki çubuk ve koni hücrelerdeki opsinle olağanüstü benzerlik gösterdiği ortaya çıkmış. EMBL araştırmacılarından Kristin Tessmar-Raible, "bu omurgalı tipi molekülün Platynereis dumerilii beyin hücreleri içinde etkin olduğunun görülmesi, bu hücrelerle omurgalı koni ve çubuk hücrelerinin ortak bir moleküler parmak izine sahip olduklarını ortaya koymuş bulunuyor. Bu da evrimde ortak bir kaynağın kanıtı. insan gözünün evrimiyle ilgili büyük bir bilmeceyi çözmüş bulunuyoruz" diyor.
EMBL araştırmacıları, Science dergisinde yayımladıkları bulgularının sonunda hayvanlarda ışığa duyarlı hücrelerle gözlerin evrimi konusunda şu senaryoyu öne sürüyorlar.
ilkel metazoalarda ışığın varlığını belirlemek ve ışıkla ilgili zamanlama işlevlerini (biyolojik saat) yönetmek için bir atasal opsin kullanan tek bir tür ışığa duyarlı hücre öncülü bulunuyordu. Prebilateryen (anatomide ikili simetri oluşmuş hayvanlardan önceki) atalarda opsin geni, c-opsin ve r-opsin adlı genlere dönüştü ve böylece öncül ışık algılayıcı hücrenin kamçımsı ve rabdomerik denen kardeş hücre türlerine farklılaşmasına yol açtı. Rabdomerik ışık algılayıcı hücreler, pigment hücreleriyle bir araya gelerek ilkel gözleri oluştururken, kamçımsı hücreler de evrilen beynin bir parçası haline gelerek yönsüz ışık tepkisi işlevini yüklendi. ikili simetrik anatomiye sahip hayvanlarda, örneğin günümüze kadar gelmiş Platynereis'te bu atasal düzen hala görülüyor. Omurgalılara uzanan evrim çizgisinde her iki tür ışık algılayıcı hücre, evrimleşen retinaya yerleşti. Rabdomerik ışık algılayıcı hücrelerine, gangliyon hücrelere dönüşerek görüntü işleme sürecinde farklı bir işlev üstlendiler. Omurgalı gözünün evriminin önemli bir özelliğiyse, ışık algılama görevini üstlenenlerin rabdomerik değil, kamçımsı hücrelerin, yani çubuk ve konilerin olmasıydı. Dolayısıyla omurgalı hayvanların gözleri, farklı evrimsel tarihleri olan farklı ışık algılayıcıları kapsayan bileşik bir yapıyı temsil ediyor."
beynin gözün yapısındaki görüntüyü oluşturan mekanizmayı açıklayamayan bir teoridir. görüntü sinyallerinin sinirler aracılığı ile iletilirken iki sinir ucundaki boşlukta sinyallerin kimyasal enerjiye dönüşmesinin nedenini bulamayan teori.
bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan insanlar yüzünden milyonlarca insanı canından etmiştir. zira hitler vb. insanların yaptığı yapay seçilim insanoğlunun varyasyonlarını azaltarak (hele ki yahudiler gibi birçok coğrafyada yaşayıp birsürü varyasyonu taşıyan bir alttürü katlederek)insanoğlunun evrimine ket vurmuştur. O yüzden bir konuyu bütünüyle anlamadan onun hakkında fikir yürütümememiz hakkında tarihin verdiği en acı derslerdendir.
(bkz: öjenikler)
çeşitli metotlarla elde edilen kanıtları, aşağıdaki gibi olan bilimsel teori.
günümüzde en fazla kanıtı olan ve bilim dünyasında en çok kabul gören görüştür.
"Paleontolojik(Fosil) kanıtlar:
Paleontoloji; eski çağlarda yaşayan canlıların kalıntılarının bulunması, sınıflandırılması, dağılımı ve yaşamlarıyla ilgilenen bilim dalıdır. Canlılar ile ilgili kalıntılara fosil denir. Fosillerde yaş saptanmasında en çok kullanılan C14 dür(Yarılanma ömrü 5600 yıldır).
Yer kabuğunun en alt katmandaki canlıların basit yapıda olduğu, üst katmanlara doğru çıkıldıkça canlıların gelişmiş yapıda olduğu, fosil araştırmalar sonucu kanıtlanmıştır.
Embriyolojiden sağlanan kanıtlar:
Birçok türün embriyonik gelişmelerinde birbirine benzeyen evreler görülür. Çeşitli omurgalı embriyoları karşılaştırıldığında hepsinden ortak kabul edilen solungaç yarıklarının bulunması yaşamın ortak bir kökene dayandığının kanıtıdır. Ayrıca blastula ve gastrula gibi evrelerin ortak olması da bir kanıttır.
Her canlının gelişimi sırasında evrimsel kademelerini kısa periyotlar ile göstermesine filogeni(evrimin tekrarı) denir.
Not:Embriyo ilk olarak şube, daha sonra sınıf, takım, familya, cins ve en son olarak tür özelliği kazanır.
Biyokimya ve Fizyolojiden elde edilen Kanıtlar:
Evrim acısından birbirine yakın türler arasında protein yapılarının benzer oduğu; uzak olanların ise, protein yapılarının çok farklı olduğu gözlenmiştir.
Bu durum kandaki antijen-antikor ilişkisi ile ortaya çıkar. Yakın akrabalar arasında antijen-antikor birleşmesi daha az olur. Uzak akrabalar arasında daha fazladır. Yakın akraba türlerdeki benzerlikler çok daha fazladır. Bu nedenle pıhtılaşma en azdır.
Morfolojiden elde edilen kanıtlar:
Canlıların homolog organlarından elde edilen kanıtlardır. Örneğin: Balıktan insana kadar bütün omurgalılar sırtta bir omur dizisi, onun karın tarafında sindirim kanalı, yerleri ve bir noktada yapılışları aynı olan böbrek, pankreas, dalak, kalp, beyin vb gibi organları taşır.
Körelmiş yapılar evrimin bir kanıtıdır. insanda 100 den fazla bu şekilde körelmiş yapı vardır. Örneğin, apandiks(Kör bağırsak). insan besininin farklı olduğu evrelerde görev yapardı.
Sistematik(Sınıflandırmadan)ten Elde edilen kanıtlar:
Bugünkü sınıflandırma akrabalık, gruplar arasındaki morfolojik benzerliklere dayandırılmaktadır. Bu karşılaştırma her zaman homolog organlar arasında gerçekleşir. Bu hiyerarşik diziliş evrimin belirli kanıtlarından biridir.
Evcilleştirme yolu ile elde edilen kanıtlar:
Binlerce yıldan beri biz insanlar çeşitli hayvan ve bitkileri seçmiş ve beslemişizdir. Bu şekilde çeşitli adaptasyonlardan dolayı birçok varyasyonlar meydana gelmiştir.
Parazit enfeksiyonlarından elde edilen kanıtlar:
Parazitler fizyolojik olarak çok özeleşmiş ortamlarda yaşarlar. Dolayısıyla farklı kimyasal organizasyona sahip hayvanlarda farklı parazitler yaşar. Örneğin: Askarislerin birçok çeşidi birçok farklı canlıda yaşar. Bu da askarislerin aynı atadan farklılaştıklarını kanıtlar. Ortama uymak amacı ile uyumlar göstermişlerdir.
Sitoloji ve genetikten elde edilen kanıtlar:
ister bitki ister hayvan olsun, bütün organizmalar yapıları yönünden birbirine benzeyen hücrelerden oluşmuşturlar.
Organizmaların coğrafi dağılımından elde edilen kanıtlar:
Populasyon büyüme baskısı ile genişlemeye başlar ve bir engelle sınırlanıncaya kadar devam eder. Farklı iklim ve coğrafik koşullarda farklı türler bulunur."
gelişmesini tamamlayamamış evrim isimli arkadaşımızın, insan ile maymun arası olma ihtimali.
belirtiler mi?
en sevdiği meyve "muz", toplum içinde kendi kıçı parmaklamak gibi eğilimleri mevcut, horman seviyesi saçı ile göğüs kıllanı arasında hiç boşlık olmamasından anlaşılabilir.
kendi sözü üzerine "yükseklerde zıplamayı çok seviyorum" olabilir.
içeriği yanlış ancak isim olarak incelediğimizde doğru olan teoridir. darwin evrim olayını yanlış açıklamıştır, bir tür başka bir türe dönüşmemektedir, ancak coğrafik ve iklim koşulları göz önüne alınırsa, buzul dönemlerinde ya da büyük doğal afetlerden sonra oluşan yeni topoğrafyada insanların vücut yapısı değişebilir. örneğin bir eskimo çölde yaşamaya başlarsa vücudu bir süre sonra oraya adapte olur, vücudu esmerleşir, ayak taban yapısı değişir, git gide bir sonraki kuşağında gözleri büyüyebilir.
edit: eksileyecek ney vardı bre cahiller?
konu hakkında maymundan öteye gidemeyenlerin işkembeden sallamak yerine -okuduklarını anlayabiliyorlarsa- azıcık okumalarını tavsiye etmekteyim, en basitinden modern bilimde hipotez, kuram, teori kavramlarının anlamlarının değişebileceğinden bile bihaberdirler.
eğer denildiği gibi teoriyi çürütmek o kadar basit olsaydı on dokuzuncu yüzyıldan beri onlarca bilim dalı ve binlerce bilim adamı neden bu kadar araştırma yapıp kafa yordu, ayrıca bu kadar anlamsız bir teori ise neredeyse insanlarının yüzde sekseni tek tanrıya inanan dünyada neden ilköğretim kitaplarına kadar girdi.
bir an için önyargılarından sıyrılıp bakmak isteyenler için:
kimsenin göremediği, kimseye benzemediği, heryerde olduğu gibi tesadüfen bile ortaya çıkamayacak kadar sıfır ihtimale inanmayanların inandıkları ufak tesadüf.
Bir gün çürütülüp, yerine yeni bir teori konulursa, o zaman yeni teori de çok büyük tartışmalara konu olacaktır. Çünkü, yeni teori de diğer bilimsel teoriler gibi maddesel bir açıklamaya dayanacaktır. Yine Adem ve Havva'ya yer vermeyecektir. Yine metafizik bir yapısı olmayacaktır. içinde yine mistik bir yan barındırmayacaktır. Bu teori de, bilimle hiç ilgisi olmayan binlerce kişi tarafından yalanıp yutulup ve tabiki çürütülmesi şerefine ulaşacaktır! Bu teoriden de evrenin bütün sırlarını vermesi beklenecektir.
Bu bağlamda, sorun evrim teorisi değil, canlılığın oluşumunun bilimsel olarak ele alınmadır. Aslında sorun olarak görülen bilimsel yaklaşımdır.
faşizm ve komunizm gibi milyonlarca insanı vahşice, hayvanca katletmiş ideolojilerin beslendiği sapık teori. günümüz bilim adamlarının bilimin yüz karası şeklinde tanımladıkları bir inanç. dinsizlerin dini.
özellikle stalin döneminde bilim adamlarına bu teoriyi savunmaları için baskı yapılmıştır. gözü dönmüş bu diktatörler bilimden sanata kadar katliamlarını sürdürmüşlerdir. o zamanda yapılan tabloları görünce daha iyi anlayacaksınız.