evrim teorisi

entry3509 ↑ galeri178 ses2
    659.
  1. taraf olan ve karşıt olan güruhun ezici bir çoğunluğunun, "insanın maymundan türemiş olması" noktasında kavgaya tutuştukları ve üzerindeki bu kısır döngünün "inançlar" ve "niyetler" sebebiyle daha uzun yıllar devam edeceğini düşündüğüm teori. ama imkanlarım ölçüsünde araştırdığım, öğrenebildiğim, duyduğum kadarıyla, insanın maymundan gelmiş olması tezinden daha fazlasını barındıran teori.
    öncelikle şunu belirteyim. ben, insanın maymundan falan geldiğine inanmıyorum. insan ayrı bir türdür ve insandan türemiştir. ancak böyle düşünüyor olmam, evrim teorisini bir kalemde çöpe atmamı gerektirmez. öyle ya da böyle, biyoloji biliminin en kapsamlı araştırmalarından birine "değersiz bilgiler, safsata ve saçmalıklar yığını" diye kestirip atmak, benim dinimin engin hoşgörüsüne ve bilime olan övgüsüne de ters düşer.
    evrim teorisi, bilime kazandırdığı "doğal seleksiyon" kavramıyla da günümüzdeki birçok biyolojik olguya ışık tutmuştur. tıp dünyasının en amansız hastalıklara bile çözüm getirebildiği bir çağda, çok basitmiş gibi gözüken "grip" vakasına kökten bir çözümü asırlardır bulamaması gibi...
    Hz. Adem ve Hz.Havva nasıl bir biyolojik donanıma, yapıya sahiptiler? boyları posları bugünün ortalama ölçüleri içerisinde miydi? yoksa dev gibi miydiler? rivayet edildiği gibi ilk insanların ortalama ömrü 900-1000 sene civarında mıydı? eğer öyleyse, insanoğlu nasıl bir evrimleşme süreci yaşadı ki ortalama ömür 70-80 seneye kadar düştü?...vb gibi soruları insanlık yıllardır kendine soruyor? bu soruları sormayı, merakı da din yasaklamaz zaten? aksine tüm bu düzenin ne şekilde gerçekleştiği üzerine kafa yormayı, araştırmayı teşvik eder ve insanların üzerine farz kılar.
    1 ...
  2. 658.
  3. Dücane Cündioğlu'nun dediği gibi teori din olmuştur. ispat edilmek için gösterilen çabaya da yazık olmuş olay çığrından çıkmıştır.
    0 ...
  4. 657.
  5. bütün yazılanları okuyor ve yıllardır insanların neden anlamamayı tercih ettiklerini bilmiyorum. evrim karşıtı olanlar buna o kadar sıkı yapışmışlar ki ne desen boş. evrim zamanın çevre olaylarının yaşama uygulatma zorunluğu kattığı olaylar dizisidir.

    teknoloji en iyi evrim açıklamalarından biridir. neden son 100 yılda buluşların sayısı arttı sanıyorsunuz.

    ya da neden 20lik dişlerimiz artık ya çıkmıyor yada hafif çıkıp kalıyor. ben söyleyeyim 20lik dişlerimiz çıkmıyor çünkü onları kullanacak kadar çiğneme işlemi yapmıyoruz. artık çatal ve bıçaksız yemek yemiyoruz dolayısıyla 20lik dişlerimize ihtiyacımız kalmadı.
    1 ...
  6. 656.
  7. 655.
  8. 654.
  9. burada "batıcılık, maneviyetsizlik" diye lagaluga yapanların kendilerini nasıl inkar ettiklerini göstermek açısından, isterseniz, "islamiyet'te evrim" adı altında bir kaç örnekte inceleyelim de, bilimsel bir teorinin dine herhangi bir kin gütmediğini, güdemeyeceğini soksunlar o paranoyak kafalarına. (pseudo-bilimsel görünmesini istemiyorum, ama bu zevata bunu başka türlü anlatabileceğimi sanmıyorum:)

    --alıntı--

    Cahiz (öl. 255/869) iyi bir kelamcı ve edebiyatçı olmanın yanı sıra ünlü bir zoolog (hayvanbilimci) ve antropologtu (insanbilimci). cahiz, hocası Nazzam'ın kumun ve buruz teorisi olarak bilinen fikirlerini benimser görünmektedir. O, Nazzam gibi, ilk yaratılışın, Allah'ın hür iradesiyle yarattığı bir çekirdek varlıkla başladığını kabul etmektedir. Fakat çekirdek varlıktan nasıl türediklerinin izahı konusunda hocasından ayrılıyor. Cahiz tüm evrenin bütün olarak nasıl oluştuğunu izahtan ziyade, canlıların oluşumu ve aktüel evrimleri üzerinde durmaktaydı. Cahiz, Kitab ul-Hayavan adlı kitabında biyolojik evrimi açıkca savunmuştur. Ona göre evrenin yaratılışını başlatan Allah, aynı zamanda onu evrimleşme yoluyla teşekkül edici, hem de türleri devamlı evrimleştirici kılmıştır. Bu bakımdan evrimin gerçek sebebi Allah'tır. O, yaratılışı yaratıcı tekamül süreci olarak irade etmiştir. Türler kendi içlerinde taşıdıkları potansiyel kuvvet sebebiyle evrimleşmektedirler. Bu potansiyel kuvvet onlara Allah tarafından konulmuştur. Türlerin içindeki potansiyel kuvvet, fiziksel çevre, iklim şartları, hayat mücadelesi ve doğal seçilimin etkisiyle ortaya çıkmakta, yaratıcı tekamül birbiri ardı sıra türleri ortaya çıkarmaktadır...

    ibn Miskeveyh (öl. 1030): islam tarihinde ilk ahlak filozofu. Ona göre varlığın hiyerarşik mertebelenişi, ana hatlarıyla en aşağıdan başlamak üzere inorganik cisimler, bitkiler, hayvanlar, insanlar ve melekler şeklindedir. Dolayısıyla basitten karmaşığa, inorganik olandan organizmaya, fiziki olandan metafizik olana doğru yükselen hiyerarşik bir yapı söz konusudur. Her mertebe ayrıca kendi içinde çok sayıda katmanlara ayrılmaktadır.

    Nazzam (öl. 232/845) orijinal bir şair, düşünür, edebiyatçı, kelamcı ve filozoftu. Birçok eser yazdığının bilinmesine rağmen günümüze hiçbir eseri ulaşmayan Nazzam, kendi döneminde Dehriye, Zerdüştlük, Cebriye, Murcie vb. akımlarla mücadele etmesiyle ve Aristo'yu eleştirmesiyle tanınıyordu. Nazzam bir nevi kozmolojik evrim diyebileceğimiz bir teori savunmaktadır. Nazzam'ın, Kur'an'daki bazı ayetlere dayanarak kumun, buruz ve tecdid kavramlarıyla izah ettiği kozmolojik yaratıcı tekamül görüşü şöyle özetlenebilir;

    "Yaratılış, Allah'ın doğrudan doğruya bütün canlı ve cansız varlık türlerini, kendi içinden çıkaracak şekilde bir anda var etmesidir. Bütün varlıklar bu ilk varlık çekirdeğinde potansiyel kuvvet halinde gizliydi. (kumun). ilk çekirdekte potansiyel kuvvet olarak gizlenen varlığın kozmik özü zamanla açığa çıkmakta, bariz olmaktadır (buruz). Bu açığa çıkış veya bariz oluş, evrenin, birbiri ardı sıra, madde (fizik), yeryüzü (jeoloji), gökyüzü (astronomi), hayat (biyoloji), şuur (psikoloji) hareketleri halinde varlık sahnesine çıkmasıdır."

    --alıntı--

    yani anlayacağınız, islam'da evrim darwin'den önce konuşulmaya başlanan bir konudur. ha ama bilimsel, ama teistik, ama felsefi.

    burada anlaşılan tek bir açık konu var, o da "ateistik evrim" ve "bilimsel anlamda evrim teorisi" fecii şekilde karıştırılmakta çoğu günümüz müslümanı tarafından. bu bağlamda, "evrim vs islam" diye bir karşılaştırma, "yerçekimi vs islam", "izafiyet vs islam" vs gibi karşılaştırmalarla aynı kapıya çıkmaktadır, ve bu malesef "averaj tc vatandaşı" tarafından anlaşılamamaktadır.

    lakin gerçek olan tek birşey var, zaten küçük amerika diye tabir edebileceğimiz, evanjelik amerika'nın ılımlı islam yansıması bu ülkede, bunun gibi karşılaştırmalar bu ülkenin insanlarını bilimden soğutmak için ortaya atılmış birer "suni gündem" malzemesidir. anlaşılan o ki, amerikan evanjelistlerinin yaşadığı "6000 yıllık dünya" tartışmalarıyla ateşlenen evanjelizm-bilim çatışmalarının bir uzantısı türkiye'de de belirli gruplaşmalar tarafından alevlendirilmeye çalışılagelmektedir yıllardan beri.

    şimdi, o bir takım "bariz görünen mihraklar", müslüman işi evanjelizm taraftarları, abd simbiyotistleri vs tarafından, yalan yanlış bilgilerle, kin gütmeyle doldurulan bilim karşıtı, paranoyak kafalarınıza, bilimsel herhangi bir konunun din/ideoloji/hayat görüşü vs gibi kişisel unsurlara herhangi bir düşmanlık besleyemeyeceğini, daima agnostik durmak zorunda olduğunu, aksi halde bilim olamayacağını, amma velakin bilime karşı, bilimin, birilerinin sizleri gütmek ve hizaya getirmek için oluşturduğu, dinden yararlanan "dini gruplaşmaların" ve bunların bilim konusuyla uzaktan yakından ilgili olamayan, en fazla oturdukları yerden yarım akıllarıyla "ben anlamadım demek ki yok" diyen/veya böyle yutturup sizi güdebilen akıl hocalarının söylediklerini yalanlayabilme gücü olduğu için, bu kişiler tarafından suni gündemlerle düşmanlık yapıldığını şu raddeden sonra sokmanızı salık veriyorum.
    8 ...
  10. 653.
  11. Evrim teorisi adi ustunde bir teoridir bunun yaninda izafiyette bir teoridir einstein in ortaya surdugu. simdi oncelikle teori nedir onu aciklayalim.

    Bilimde kullanıldığı anlamıyla teori ya da kuram, zaman içinde defalarca test edilmiş, fakat hiç yanlıs çıktıgı gorulmemis, ongorulerinde dogru çıkmıs hipoteze teori (kuram) denir. Ornegin ilk Newton tarafindan ortaya atılan cekim ilkesine, yercekimi teorisi denir.Farkedilecegi uzere teorinin bilim dunyasindaki anlami ile halk arasındaki anlami arasında onemli fark vardir. Halk arasında teori diye geçen sey, aslinda hipotezdir. Ornegin şu soz çok kullanılır: "Bu soyledigin sadece bir teori." Halbuki teori bilim dunyasindaki en yüksek kesinlik derecesidir. Bu gune kadar aksi kimse tarafindan gosterilememiş, ve gelecekle ilgili ongoruleri hep dogru cıkmıs gorus anlamina gelir. Tek bir deney sonucu bile kabul goren teoriyle bagdasmazsa teori gecerliligini yitirir.

    Teoriyi acikladigimiza gore simdi de orumcek kafali olmak ne onu aciklayalim.
    Bilimde orumcek kafali olmak belli dogmalarin arkasina siginip kendi dogmasiyla celisen butun tez hipotez teori ve kanunlari reddedebilme gucunu kendinde bulmaktir.orumcek kafali insanlar ortaya surulmus tez teori ya da kanun her neyse; belli bir reel kanit gosteremeden ki gosterse teori ya da hipotez curuyecek, kendi dogmasiyla celisen butun bilimsel verilere 'sacma safsata tiyatro*' diyebilir. ancak unutulmamalidirki bu tur kullanimlar anlamsizdir.koca bilim dunyasi oturup bunu reddedenlere aciklama yapmak , kendi dogmalarindan cikmasina yardim etmek zorunda degildir.ki bilim gucunu burdan alir insanlarin kendi kendilerine yarattigi kesfetme inancindan.bu tur insanlarin zarari nelerdir? bu tur insanlar bilimin cokta ipledigi adamlar olamayacaklardir burasi acik. orda burda yazip cizebilirler ki bilim dunyasi bunlara izin verip vermeme gucune sahip degildir ki sahip olsa bile izin verir bilim tamamiyle ozgurlukcu olmalidir.

    siz eger evrim teorisine bok atma gucunu kendinizde buluyorsaniz.bu sadece tek tarafli yayinlar okuyarak olmaz (bkz: harun yahya) ya da hic birsey okumayarak.

    gelgelelim evrim teorisinin okul kitaplarinda yer almasina,yer almalidir bu bir gercektir sadece bati dunyasi tartismaz ya da arastirmaz butun bir bilim dunyasi (bkz: japonyali bilim adamlari) da bunu savunur.bunu bir seytan isi bati dunyasinin bir oyunu diye niteleyen insanlarda sadece egitimsizligin verdigi bir asagilik kompleksi bulunur.

    bu ulkede zorunlu egitimin amaci her ulkede oldugu gibi,bu kompleksin azami bi egitim verilip en azindan bir genel kultur ve genel kurallar silsilesini herkese anlatarak yok etmektir.gelgelelim zorunlu egitim evrim teorisini de anlatmakla mukelleftir.ha turkiye de egitim denen sey hakkiyla veriliyor mu derseniz verilmiyorki biz yazioruz.
    5 ...
  12. 652.
  13. sadece insanın değil tüm canlıların ortaya çıkışını ve gelişimini açıklayan bilimsel teori.

    fakat duyduğuma göre hepsi yalanmış bilimadamları durumu kurtarmak için fellik fellik heykeltraş arıyorlarmış. dinozor kemiğidir balina kemiğidir yaptırmak için. yeni bir alet de yapmışlar bu heykelleri milyon yıllık kayaçların içine ışınlıyormuş.

    oku. yaratan rabbinin adıyla oku.

    http://en.wikipedia.org/wiki/Evolution
    0 ...
  14. 651.
  15. iki asırlık muamma olmayan olay. gayet nettir varolduğu. bütün bir bilim alemi topluca bize yalan söylemiyorsa tabi. sahte fosillerin ortaya çıktığı doğrudur ama çok istisnai olaylardır ve yapanlar bilimden dışlanmışlardır. evrimin tek dayanağı da zaten fosiller değildir. genetik bilimi de evrimin ilerleyişine ışık tutmaktadır.

    bilim ortaya koyduğu hiç bir teoride tanrıya yer vermez. vermemelidir de. çünkü tanrı benim gözümde evreni işleten bir makinist değil, o karmaşık ve mükemmel kuralları koyan yaratıcıdır. bilimin amacı bu kuralları ve evrenin işleyişini ortaya çıkarmaktır. o yüzden kuralların nereden geldiğiyle ilgilenmez. kuralları araştırır sadece.

    evrim vardır arkadaşım. ne kadar kıçınızı yırtsanız da orada kabak gibi bir gerçek olarak duruyor. liselerimiz, üniversitelirimiz bilimi öğretmek için kurulmuşlardır. nitekim adları medrese değil, lisedir ya da üniversitedir. okul evrenin işleyiş kurallarını öğretir. kimseyi de ateist olacaksın diye zorlamaz zaten. isteyen kuralları kimin koyduğuna dair fikir yürütebilir hatta kural koyan biri olmadığını da düşünebilir. insanlar evrim teorisine inanmaya zorlanmamaktadır. evrim teorisi anlatılmaktadır. son derece net olduğu için birisi tarafından güdülmediğininz sürece olduğuna kendiniz inanırsınız.

    bilimadamları yeterince zekidir. toprak altında kalmış milyon yıllık ramaitpechus kafatasını şempanzeden ayırabilmektedirler. o konuda hiç derdiniz olmasın sakın. zamana uygun olarak gelişen değişen tüm fosiller evrime işaret etmektedir. siz istediğiniz kadar ağlayın yenileri ortaya çıkarıldıkça evrimin teorik zemini daha da güçlenecektir.

    oktar babuna dediğiniz o adam zamanında türkiye yi lösemiyim diye kandırmaktan ve binlerce insanın onun için verdiği kan örneklerinin yurdışına kaçırılmasından sorumlu olan insandır. belki o yüzden konuşturulmamıştır kendisi. konuşunca ne olduğu bellidir.

    belki bilmezsin ama evrimi bağladığın vatikan, evrime karşılıkta sizin yanınızdadır. yobazlığın milleti yoktur çünkü. güldürmeyin insanı lütfen.

    bu dünyada olan tüm ilerlemeler dinleri amacına göre kullanan yobazlara isyanla meydana gelmiştir. bu isyanların en büyüğü de bilimin kendisidir. kitlelerin afyonu olan mikrop olan uyuşturan sorgulamayı engelleyen yobazlıktır. bilim değildir. hele evrim hiç değildir.
    14 ...
  16. 650.
  17. 649.
  18. daha önce de belirttiğim gibi bir delinin kuyuya attığı taştır evrim teorisi, milyonlarca akıllının(!) hala çıkarmaya çalıştığı.
    adaptasyon anlamındaki evrim teorisi zaten kabul edilmiş bir gerçektir.
    örnek olarak sulak yerlerde yaşayan leyleklerin zamanla ayaklarının nispeten daha sığ yerlerde yaşayan cinslerine göre daha uzun olması veya bütün canlıların yaşadıkları habitata zamanla fiziksel olarak ayak uydurmaları gibi. bu bir demircinin zamanla kaslarının gelişmesi gibi bir şeydir. yani son derece normal ve bilimden nasibini tam anlamıyla alamamış bir teoriye kanıt sayılamayacak bir olgu. sırf eşit özellikteki canlılar arasında zamanla bulundukları ortamın şartlarına bağlı olarak farklılıklar oluştuğu için tüm canlıların aynı soydan geldiğini ima etmeye çalışmak bile bilimin yapısına terstir.
    ayrıca geçiş formları konusunda da evrim teorisi açıklama olarak kabul ettiği noktalarda 'sıçmaktan' başka bir şey yapamamıştır.
    3 ...
  19. 648.
  20. maymundan gelmiş olmakla ilgili en ufak bir sıkıntım olmasa da, teoriye ve darwin e saygım büyük olsa da, bilim teknik dergisinin sansürüne zinhar karşı olsam da doğruluğuna inanmadığım teoridir.
    0 ...
  21. 647.
  22. teori asamasindan cikmaya baslamistir. bugun ilk uygarliklarin yazildigi ogrenim kitaplarinda 'homo habilis' ile baslayan surec ve devami anlatilir.
    darwin'in teorileri artik kitaplasmistir.

    sakincali bir gelisme.
    0 ...
  23. 646.
  24. sanılanın aksine hristiyanlıkla çatışan hiçbir yanı olmayan teoridir. diğer dinlerin görüşleri kendinedir ancak kitab-ı mukaddes'te bu teoriyi yalanlayan veya doğrulayan bir şey yoktur, ruhbanlar da bunun için evrim teorisinde hristiyanlık açısından herhangi bir sorun olmadığını söylemişlerdir. üstelik bu yeni bir şey de değildir, neden bu teori ısrarla din-bilim çatışmasına dönüyor bilemiyorum. sanırım yalnızca bizim ülkemizde böyle.

    edit: hristiyanlığın yaratılış kavramıyla evrim teorisinde çatışan bir şey yoktur. hristiyan din adamları bunu uzun süredir kabul etmektedir. darwin'in ilk ortaya attığı zamanlarda bunun yalanlanması kadar doğal bir şey olamaz, hak verilmelidir. şu an için kitab-ı mukaddes'in bu teoriyi yalanlayacak herhangi bir görüşü yoktur. gazete okur gibi kutsal kitap okunmayacağı için yorumdan kaçınılmalıdır.
    2 ...
  25. 645.
  26. Biyolojide ve bütün bilimlerde devrim yapan Charles Darwin 200 yıl önce 12 Şubat'ta doğdu. Darwin'in "Türlerin Kökeni" adlı eserinin ilk kez yayımlanmasından bu yana 150 yıl geçmesine rağmen, birçok insan evrim teorisine hâlâ kuşkuyla yaklaşmakta. Ancak, bütün bilimsel araştırmalar durmadan, Darwin'in temel tezlerini doğrulayan yeni yeni bulgulara ulaşıyor. Nature dergisi Darwin yılı nedeniyle şimdi evrim teorisini kanıtlayan 15 makaleyi bir araya getirdi. Dünyamızın, Güneş'in etrafındaki dönüşü ne kadar gerçekse, türlerin ayıklanma ve türleşmeyle ortaya çıktığı da o kadar gerçektir deniyor önsözde. On beş makale üç temel konuya göre alt sınıflara ayrılmış. Fosil buluntuları, yaşam alanlarının incelenmesi ve moleküler süreçler.

    FOSiL BULUNTULARIYLA ELDE EDiLEN KANITLAR

    1- Balinaların karada yaşayan atası

    Balinaların memeli oldukları ve memelilerin de karada geliştikleri bilindiği için, biyologlar karadan yeniden suya geçen bir hayvan türünü arıyorlardı. 2007’de bu arayışın hiç de boş olmadığı görüldü. Aday hayvan Indohyus bulundu.

    Northwestern Ohio Üniversitesi Tıp ve Eczacılık Koleji'nden Hans Thewissen tarafından gerçekleştirilen ayrıntılı inceleme, rakun büyüklüğündeki bu hayvanın çift toynaklı olduğunu bu nedenle de inek, koyun ve geyik gibi av hayvanlarıyla akraba olduğunu gösterdi. Indohyus'un kulak ve diş yapısı, kemiklerin kalınlığı ve dişlerin kimyasal bileşimi de balinalarla benzerlik gösterdiği için bilim insanları bu türün balinaların öncüsü olduğunu düşünüyorlar. Indohyus'un kalıntıları bir türden diğerine gelişimi gösteren birçok hayvan türünün geçiş biçimi için bir kanıt olarak kabul edilmekte. Bu tür buluntuların eksik olması evrim teorisinin eleştiri nedenlerinden biriydi. (Kaynak: Thewissen, J. G. M., Cooper, L. N., Clementz, M. T., Bajpai, S. & Tiwari, B. N. Nature 450, 1190–1194 (2007).)

    2- Sudan karaya geçiş

    Tetrapodlar insana yakın olan hayvanlardır, omurgalılar sınıfından olan bu hayvanlar aynı zamanda karada yaşarlar. Bu gruba insanlar, tüm evcil hayvanlar, yabani hayvanların birçoğu yani her çocuğun memeli, kuş, kurbağagiller ve sürüngen olarak bildikleri canlılar dahildir. Fakat omurgalılar arasında çoğunlukta olan tetrapodlar değil balıklardır. Gerçekte, tüm tetrapod türlerinin toplamından daha fazla balık türü vardır. Ancak evrimin merceğinden bakıldığında tetrapodlar, suyun dışındaki yaşama da ayak uydurabilen balık soyunun tek dalıdır.

    Sudan karaya ilk geçiş 360 milyon yılı aşkın bir süre önce gerçekleşmiştir. Doğu Grönland'da yaklaşık olarak 365 milyon yıl önce yaşayan Acanthostega gibi ilk tetrapodların, gelişimini tamamlamış parmaklı ayakları vardı. Ama öte yandan solungaçları da olduğu için yaşamlarını daha çok suda sürdürüyorlardı. Anlaşıldığı üzere gelişimlerini karaya çıktıktan çok sonra tamamlamışlardı. Araştırmacılar tetrapodların, elpistostegid olarak isimlendirilen canlılardan türediklerini düşünüyorlardı. Sığ su balığı olan bu çok büyük etçil, timsaha veya büyük semendere benziyordu. Birçok açıdan tetrapodlara benzemelerine rağmen yüzgeçleri bulunuyordu. Ne var ki elpistostegidlerle ilgili bilgiler çok kötü korunagelen küçük kalıntılara dayanıyordu, bu nedenle de görüntüleri hakkında tüm bir resim elde etmek çok zordu. Fakat 2006 yılında Kanada'ya bağlı Ellesmere adasında çok iyi korunagelmiş bir elpistostegid fosili bulundu. Edward Daeschler ve arkadaşları Tiktaalik olarak isimlendirdikleri bu fosili ayrıntılı olarak inceleyerek, esnek boyun yapısı ve uzva benzeyen yüzgeç yapısıyla sudan karaya geçişin en güzel tablosunu oluşturdular.
    (Daeschler, E. B., Shubin, N. H. & Jenkins, F A. Nature 440, 757–763 (2006). Shubin, N. H., Daeschler, E. B., & Jenkins, F A. Nature 440, 764–771 (2006).)

    3- Tüylerin kökeni

    Darwin'in evrim teorisiyle ilgili itirazlardan biri de fosil buluntuları arasında büyük bir hayvan grubunun başka bir gruba gelişimini gösteren "geçiş biçimlerinin" eksikliğiydi.

    Ancak Türlerin Kökeni adlı eserin yayımlanmasından bir yıl kadar sonra Baverya'daki Solnhofen kireçtaşı kayalıklarında geç Jura devrine ait (yaklaşık 150 milyon yıllık) ilk Archaeopteryx fosili bulundu. Dişler, uzun kemikli kuyruk gibi ilkel sürüngen özellikleriyle birlikte kuş gibi kanatlara ve tüylere sahip bir canlı ilk kuş türü olarak tanımlandıysa da birçok uzman tüylü dinozor olarak kabul etti. Darwin'in bir arkadaşı olan Thomas Henry Huxley böylece dinozorlar ve kuşlar arasındaki evrim halkasını tartışmaya açtı ve paleontologlar günün birinde tüylü dinozor fosilinin bulunacağına inandılar.
    Ve araştırmacılar 1980'li yıllarda haklı çıktılar. Çin'deki Nanjing Jeoloji ve Paleontoloji Enstitüsü'nden Pei-ji Chen, küçük bir teropod olan Sinosauropteryx'in tüylü olduğunu keşfetti. 2008 yılında Çin Bilimler Akademisi'nden Fucheng Zhang tarafından incelenen fosil daha ilginçti. Bedeni tüylerle kaplı olan küçük dinozor Epidexipteryx'in kuyruğunda da uzun tüyler bulunuyordu. Bununla birlikte tüylü dinozorlar uçma yetisine sahip değildi, tüyler sadece kızışma döneminde kullanılıyordu. Tüylerin uçmak için de işe yarayacağını doğa daha sonraları keşfetmişti. (Chen, P.-J., Dong, Z.-M. & Zhen, S.-N. Nature 391, 147–152 (1998). Zhang, F., Zhou, Z., Xu, X., Wang, X. & Sullivan, C. Nature 455, 1105–1008 (2008).)

    4- Dişlerin evrimsel geçmişi

    Gelişimle ilgili araştırmalara yön veren diğer bir alan da evrimsel değişimi yansıtan mekanizmaların keşfidir. Helsinki Üniversitesi’nden Kathryn Kavanagh ve ekibi bu mekanizmayı farelerin azı dişlerinin büyüklüğünü ve sayısını inceleyerek araştırdı. 2007 yılında yayımlanan bu araştırma dişlerin gelişimini gösteren gen ekspresyonu (gen ifadesi) için bir örneği ortaya koydu. Azı dişleri önden arkaya doğru gelişiyorlar ve her diş sonrakinden daha küçük. Farenin çene yapısındaki model, farklı şekillerde beslenen kemirgenlerin evrim sürecinde değişen çevre koşullarına uyum sağladığını gösteren bir örnektir. (Kavanagh, K. D., Evans, A. R. & Jernvall, J. Nature 449, 427–432 (2007).)

    5- Omurgalı iskeletin kökeni

    Bizi insan yapan önemli dokulardan biri de yalnızca embriyolarda görülen nöral kresttir. (neural crest). Nöral krest hücreleri sırt omuriliğin gelişimi sırasında oluşarak tüm bedene yayılır. Nörol krest olmasaydı yüzümüzde ve boynumuzdaki birçok kemiğe kavuşamaz ya da cilt veya duyu organlarındaki birçok işleve sahip olamazdık. Varlığı sadece embriyolarda bilinen nöral krest, omurgalıların niçin farklı kafa ve yüz yapısına sahip olduklarını açıklamakta. Fakat nöral krestin evrimsel geçmişini fosil kalıntılarıyla göstermek embriyonik verilerin eksikliği yüzünden olanaksız gibidir. En önemli sorulardan biri omurgalı kafatasının ne kadarının nöral krest hücreleriyle ve ne kadarının derin doku tabakalarıyla oluştuğudur.

    Yeni teknikler araştırmacılara embriyodaki hücrelerin ne şekilde geliştiğini görmelerine izin verdi. Bu şekilde kemik çevresinin nöral krestten geliştikten sonra tek hücre tabakası olarak boyun ve omuza bağlandığını açıkladılar. Nöral krestten gelişen doku, omuz kemerinin önünü kaplayarak kafayla bağlanır. Burada iskelet mezoderm olarak bilinen dokunun daha derinindeki tabakayla enseyi ve omuzu biçimlendirir.

    Canlı hayvanlar üzerinde yapılan bu tür ayrıntılı incelemeler, soyları tükenmiş hayvanlara ait cilt ve kas gibi yumuşak dokusu bulunmayan kalıntıların da kafa ve boyun yapısının gelişimini aydınlatmakta. Örneğin kara omurgalıların atalarındaki büyük omuz kemiği (cleithrum), günümüz memelilerinde kürek kemiği (scapula) olarak varlığını sürdürmektedir. Londra’daki Wolfson Biyotıp Araştırmaları Enstitüsü'nden Toshiyuki Matsuoka tarafından gerçekleştirilen bu araştırma, canlı hayvanlar üzerinde yapılan morfolojik analizin, soyları tükenmiş hayvanların evrimsel gelişimini aydınlatması açısından önemlidir. (Matsuoka, T. et al. Nature 436, 347–355 (2005).)

    YAŞAM ALANLARINDAN ELDE EDiLEN KANITLAR

    6- Ayıklamaya dayalı türleşme

    Evrim teorisine göre doğal ayıklanmanın türleşmede önemli bir rolü bulunur. Wisconsin Üniversitesi'nden Jeffrey McKinnon, 2004 yılında dikenli balıklarla (Gasterosteus aculeatus) gerçekleştirdiği deneyler sonucunda, reprodüktif izolasyonun beden boyu üzerinde etkili olduğunu gösterdi. Araştırma Alaska, British Columbia, izlanda, ingiltere, Norveç ve Japonya sularındaki balıkların çiftleşmelerine dayanıyor.

    Moleküler analizlerle denizlerde yaşayan öncülerinden gelişen akarsu balıkları veya okyanusta yaşayan ama yumurtlamak için tatlı sulara geçen balıklar incelenmiş. Bu tür göçer balıkların bedenleri akarsularda yaşayanlardan daha büyük. Balıklar aynı boyda balıklarla çiftleşmeyi tercih ediyorlar. Bu da farklı akarsu tipleri ve bunları yakınları arasındaki reprodüktif izolasyon üzerinde olumlu etki yapmakta. Farklı dikenli balık türlerinin incelenmesi sonucunda ister akarsularda ister denizde yaşayanlar olsun, farklı çevrelere uyum sonucunda reprodüktif izolasyonun gerçekleştiği görülmüş. (McKinnon, J. S. et al. Nature 429, 294–298 (2004).)

    7- Kertenkelelerde doğal ayıklama

    Popüler bir evrim hipotezine göre yeni çevrelerdeki davranışsal değişimler doğal ayıklanmayı reddetmekte. Fakat Harvard Üniversitesi'nden Jonathan Losos ve arkadaşlarının 2003 yılında gerçekleştirdikleri araştırma bu teoriyi pek desteklemedi. Losos ve arkadaşları deneylerini altı küçük Bahama adasında gerçekleştirirken ilk önce küçük Anolis kertenkelelerini (Anolis sagrei) toplamış ve ölçüp işaretledikten sonra serbest bırakmışlar. Daha sonra ise yırtıcı Leiocephalus carinatus kertenkelelerini de bu adalara bırakmışlar. Altı ila on iki ay sonra kaç tane Anolis kertenkelesinin hayatta kaldığı araştırılmış. Bu şekilde av durumundaki kertenkelelerin ilk önce uzun bacaklara sahip oldukları ancak daha sonraları bacakların kısaldığı görülmüş. Sonuçlar davranışların çevreye uyum esnasında evrimsel değişimi göstermesi açısından önem taşıyor. (Losos, J. B., Schoener, T. W. & Spiller, D. A. Nature 432, 505–508 (2004).)

    8- Birlikte evrimleşme için şık bir örnek

    Türler rekabet içinde birlikte gelişirler. Darwin'in “Var olma Savaşı”na göre yırtıcı hayvanlar avlarına hep daha öldürücü yetenekler ve donanımlarla saldırarak rekabeti sürdürüyorlar. Biyolog Leigh van Valen 1973 yılında "A new evolutionary law" ilkesini formüle ederek, evrimin parazitler ve konakçıları arasındaki donanım rekabetiyle tetiklendiğini öne sürmüştü. Valen'in bu hipotezi ses getirdiyse de kanıtları yeterli değildi. Böyle bir şeyi kanıtlamak için parazitleri kuşaklar boyu takip etmek gerekiyordu. Evrimi tetikleyen donanım rekabeti örneğin su pirelerinde ve bakterilerde (Pasteuria ramosa) izlenebilmekte. Bunların özel bir yaşam biçimleri var. Nitekim acil durumlarda "durgunluk evresine" girerek gelişimlerini durduruyorlar, koşullar uygun olduğunda ise uyanıyorlar. Leuven Üniversitesi'nden Ellen Decaestecker bu özelliklerden yararlanarak tortulları kazmış. Burada durgunluk evresindeki kuşaklar üst üste bulunuyordu. Bunları uyandırmak ve birbirleriyle çarpıştırmak mümkündü. Parazitlerin saldırma gücü çağdaş oldukları zaman doruk noktasına ulaşıyordu.

    Daha sonraki konakçılar ise ancak daha sonraki parazitlerce aşılabilecek donanımlar geliştiriyordu. Toplam bilanço hep aynı kalıyordu ama bakteriler hep daha saldırgan oluyordu. Araştırma, birlikte evrimleşme süreci için şık bir örnek sunmuştu. Nitekim parazitlerin ve konakçıların etkileşimleri, evrim teorisini, doğal ayıklanmaya bağlı dinamik donanım rekabetinin kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla kanıtlıyor. (Decaestecker, E. et al. Nature 450, 870–873 (2007).)

    9- Yaban kuşlarının farklı dağılımı

    Örneğin göçe bağlı gen akışı çevreye uyumu bozarak, gruplar içinde ve gruplar arasında evrimsel farklılaşmalara neden olabilirler. Çünkü klasik popülasyon genetiğine göre genetik benzerlik ne kadar çoksa yerel popülasyonlar daha çok göçüyor ve melezleşiyorlar. Bu kavram genel kanıyla örtüşür ve gen akışının dağılım gibi rastlantısal bir süreç olduğunu kabul eder. Fakat Edward Gray Deneysel Ornitoloji Enstitüsü'nden Ben Sheldon 2005 yılında yayımladığı araştırmasında aslında rastlantısal olmayan dağılımın bölgesel uyumu ve evrimsel farklılaşmayı desteklediğini söyledi.
    Uzun vadeli bu araştırma, Oxfordshire'de bir koru içinde yaşayan baştankaraların (Parus major) incelenmesine dayanıyor. Araştırmacılar, yavru kuşlardaki genetik varyasyon tiplerinin ve miktarının koruluğun bir bölgesinden diğerine farklılık gösterdiğini bulmuşlar. Korunun çeşitli bölgelerinde farklı ayıklanmaya neden olan bu farklılaşma motifi bölgesel uyum için en önemli etken. Bu etki rastlantısal olmayan yayılımla güçlendirilmekte. Her kuş farklı yaşam alanı seçiyor ve burada kuluçkaya yatıyor, bu davranış onları daha sağlıklı kılıyor. Araştırmacılar buradan şu sonucu çıkarıyorlar: Gen akışı homojen değilse, evrimsel farklılaşma hızlanır ve şaşırtıcı bir şekilde küçük mekânsal farklılıklar ortaya çıkar. Bu sonuç Hollandalı araştırmacılar Erik Postma ve Arie van Noordwijk (Hollanda Ekoloji Enstitüsü) tarafından da desteklenmekte. Bu iki bilim insanının araştırması da rastlantısal olmayan dağılıma dayanan gen akışının küçük bölgelerde büyük genetik farklılaşmalara yol açtığını gösterdi. (Garant, D., Kruuk, L. E. B., Wilkin, T. A., McCleery, R. H. & Sheldon, B. C. Nature 433, 60–65 (2005). Postma, E. & van Noordwijk, A. J. Nature 433, 65-68 (2005).)

    10- Lepisteslerin ayıklanmayla hayatta kalma çabası

    Doğal ayıklanma daha sağlıklı kılmakta. Ancak bu ayıklanmanın zaman içinde daha az yararlı olan gen varyasyonlarını daha üstünleri için feda ederek genetik varyasyonu tüketmesi beklenir. Oysa doğal popülasyonlarda çok büyük bir genetik çeşitlilik görülür. Peki bu genetik çeşitlilik nasıl korunuyor? Genetik çeşitliliği açıklayan örneklerden biri erkek lepisteslerin (Poecilia reticulata) renk motifleridir. Illinois Üniversitesi'nden Kimberly Hughes ve arkadaşları Trinidad'da çeşitli ırmaklardan erkek lepistesleri topladıktan sonra renk motiflerine göre gruplara ayırmışlar. Daha sonra ise gruplar yeniden sınıflandırılarak havuzlara bırakılmış. Araştırmacılar her yeni grupta belli başlı bir renk motifine sahip lepisteslerin azınlıkta olmasına dikkat etmişler. Üç hafta sonra sürpriz bir şekilde azınlıkta olan lepisteslerden hayatta kalanların diğerlerine göre daha fazla olduğu görülmüş. Bilim insanları avcı balıkların belli başlı renk kombinasyonlarını aradıkları için alışılmışın dışındaki motiflere dikkat etmediklerini sanıyorlar. Ayıklanmanın ender tiplerin yararına işlediği bu tür hayatta kalma çabası, moleküler onarım, morfolojik ve sağlık yararına çok çeşitlilik şeklinde insanda ve diğer memelilerde de görülmekte. (Olendorf, R. et al. Nature 441, 633–636 (2006).)

    11- Evrimin geçmişiyle ilgili konular

    Evrim, genelde yaşamla ilgili sorular için en iyi çözümleri bulmaya yarar. Fakat doğal ayıklanma sadece maddelerle işlemekte, evrim tarihinin milyonlarca yıllık sonucu olan maddeler bunlar. Hiçbir şey boş bir çabayla başlamaz.

    Eğer öyle olsaydı karaya yönelen tetrapodların yüzgeçleri ayaklara dönüşmez, kim bilir belki tekerlek biçimini alırdı. Çevreye uyum yaratıcılığı, uzun bir yılana benzeyen murana yılanbalığında (Muraena retifera) izlenebilmekte. Geçmişte kemikli balıklar avlarını yakalamak için vakumdan yararlanıyorlardı. Balık yaklaşmakta olan yemini görünce ağzını sonuna kadar açarak avı ve su akışı için büyük bir boşluk oluşturur. Gereksiz su solungaçlarca emilirken, balık yemini çene üzerinden gırtlağına emer. Ancak murana yılanbalığı ince uzun yapılı olduğu için yeterli vakumu yaratması mümkün değildi. Kaliforniya Üniversitesi'nden Rita Mehta ve Peter Wainwright 2007 yılında bu balığın yemini ne şekilde yakalayıp sindirdiğini buldu. Murana yılanbalığı ağzını açtığında gırtlağında ikinci bir çene ortaya çıkıyor. Bu yedek çene ağızdaki yemi parçalayarak boğazına itiyor. Yedek çene yakından incelendiğinde bir pençeye benziyor. Altta ve üstte avı iyice kavrayabilen sivri dişler bulunmakta.

    Yanlardaki çok uzun kaslar ve çene kemerleri normalden daha küçük. Bu şekilde çene tamamen kapanıyor ve murana balığının ince bedeninde az yer kaplıyor. Araştırmacılar bu ilginç avlanma tekniği sayesinde balığın mercan resiflerinde usta avcılara dönüştüklerini düşünüyorlar (Mehta, R. S. & Wainwright, P. C. Nature 449, 79–82 (2007).)

    MOLEKÜLER SÜREÇLERE DAYANAN KANITLAR

    12- Darwin’in ispinozları

    Charles Darwin Galapagos adalarına geldiğinde birbirlerine çok benzeyen ama gagaları farklı olan ispinozlarla karşılaşmıştı. Yer ispinozlarının gagaları derin ve geniş, kaktüs ispinozlarınki uzun ve sivri, ötücü ispinozlarınki ise ince ve sivriydi ki bunlar farklı beslenme alışkanlıklarını yansıtıyordu. Darwin tüm ispinozların kökenin adaya göçen ortak bir ataya uzandığını düşünüyordu. Sonuçta Galapagos adasındaki ispinozlar Amerika kıtasının güneyinden biliniyordu. Darwin'in ispinozları bu açıdan, doğal ayıklanmanın ortak bir atadan, çeşitli ekolojik nişlerde ne şekilde farklı biçimler yarattığını gösteren klasik bir örnektir.

    Gaga biçimindeki değişimde hangi genetik mekanizmaların işlediğini bulmak isteyen Harvard Üniversitesi araştırmacısı Arhat Abzhanov, 2006 yılında yayımlanan araştırmasında çeşitli türlerde gaga biçimiyle ilişkili olan çok değişken olan genleri aramış. Abzhanov ve ekibi bu arayış sonucunda kalsiyum dengesinde de önemli bir rol oynayan kalmodulin (calmodulin) proteinini bulmuşlar. Bu protein farklı biçimlerin ve boyutların gelişmesinden sorumludur.

    Araştırmacılar sonuçlarını kanıtlamak için yavru ispinozları genetik değişimden geçirerek kalmodulin seviyesini yükseltmişler. Bu şekilde yavruların gagaları uzamış. Bu deneylerle aynı zamanda gaganın genişliği ve derinliği gibi çeşitli özelliklerin genetik düzlemde ayrı ayrı işlendiği de anlaşılmış. Sonuçlar Darwin'in ispinozlarındaki farklı gaga biçimlerinin, kalmodulin etkinliğindeki değişimlere bağlı olduğunu göstermekte. (Abzhanov, A. et al. Nature 442, 563–567 (2006).)

    13- Mikro evrim, makro evrimin buluşması

    Darwin, evrimsel değişimin çok küçük adımlarla gerçekleştiğini düşünüyordu. Belirsiz aşamalar olarak adlandırdığı bu değişimler, çok uzun zamanlarda tamamlanan evrelerdi ve biçim ve işlevlerde toplu değişimlere neden oluyordu. Mikro evrim olarak isimlendirilen bu tür küçük değişimlerle ilgili çok sayıda kanıtlar var. Mesela ilaca direnç kazanmak bunlardan biri. Tabi bir türden diğerine geçiş gibi değişimler ya da makro evrimle ilgili fosiller de bulunur, ancak bu değişimleri canlı olarak izlemek çok zordur. Makro evrimin mekanizmalarını canlı olarak genlerin yapısında görebiliriz. Organizmaların gündelik yaşamında da genler bazen, hayvanlardakilerle aynı biçime ve aynı gelişime sahip olabiliyor. Bu yüzden gündelik olarak yaşanan evrimin büyük etkileri olabilir.

    Howard Hughes Tıp Enstitüsü'nden Sean Carroll ve arkadaşları 2005 yılında Drosophila biarmipes sineğini inceleyerek ilginç bir sonuca ulaştılar. Araştırmacılar erkek sirkesineğinin kanadındaki tek bir noktanın oluşumunda katkısı olan moleküler mekanizmayı keşfetmişler. Bu şekilde nokta evriminin, atalarından kalma bir pigmentasyon genindeki ayar elementinin değişimine bağlı olarak meydana geldiğini gösterdiler. Söz konusu ayar elementi zaman içinde kanadın eski bileşenlerini geliştiren transkripsiyon faktörleriyle birleşmekte. Özellikle sarı genin ayar elementiyle birleşen transkripsiyon faktörlerinden biri süsleme geni / engrailled olarak kotlanmış, bu gen bir bütünün gelişiminde önemlidir. Bu da tek bir süreçte işleyen bir genin, diğer bir sürece de katılarak ilkede makro evrimsel değişimi çalıştırabileceğini gösteriyor. (Gompel, N., Prud’homme, B., Wittkopp, P. J., Kassner, V. A. & Carroll, S. B. Nature 433, 481–487 (2005).)

    14- Yılanyarda ve deniztaraklarında zehir dirençliği

    Biyologlar uyuma bağlı evrimsel değişimlerle ilgili moleküler mekanizmaları artık daha iyi anlamaya başladılar. Taricha granulosa semenderlerinin bazı popülasyonlarında örneğin hayvanlar sinir zehri tetrodoksini ciltlerinde depoluyorlar. Anlaşıldığı üzere bu zehri jartiyerli yılandan (Thamnophis sirtalis) korunmak için kullanıyorlar. Ancak tetrodotoksin üreten semenderleri avlayan jartiyerli yılanlar bu zehre karşı bağışıklık kazanmışlar. Stanford Tıp Okulu'ndan Shana Geffeney bu mekanizmayı 2005’te gerçekleştirdiği ayrıntılı bir çalışmayla çözdü. Buna göre jartiyerli yılanın dirençlik seviyesindeki oynamalar, tetrodotoksini özel bir sodyum kanalıyla bağlayan moleküler değişime yol açmakta.

    Zehir dirençliğiyle ilgili benzer bir ayıklanma Kanadalı araştırmacı Monica Bricelj tarafından Kuzey Amerika'nın Atlantik kıyılarında yaşayan yumuşak kabuklu taraklarda da (Mya arenaria) tespit edilmiş. Su yosunları insanlarda paralitik midye zehirlenmesine yol açan saksitoksini üretiyorlar.
    Saksitoksinli bölgelerde yaşayan taraklar zehre karşı bağışıklık kazanmışlar ve bu zehri dokularında depoluyorlar. Oysa zehirsiz bölgelerde yaşayan taraklarda zehre karşı direnç gelişmemiş. Zehre karşı direnç kazanan popülasyonların genlerinde, saksitoksini sodyum kanalına bağlayan bir mutasyon gelişmekte. Bu iki araştırma birbirine çok benzer ayıklanma sürecinin tamamen farklı alanlarda işleyebileceğini göstermiştir. (Geffeney, S. L., Fujimoto, E., Brodie, E. D., Brodie, E. D. Jr, & Ruben, P. C. Nature 434, 759–763 ( 2005). Bricelj, V. M. et al. Nature 434, 763–767 (2005).)

    15- istikrara karşı değişim

    Türler milyonlarca yıl değişmeden kalabilirler, bu süre fosillerdeki izleri bulmak için yeterlidir. Ama çok aniden değiştikleri de olur. Bu durum bazı türlerin ani değişimi engelleme potansiyeline sahip olduklarını ve evrime karşı direnç gösterdiklerini akla getirmişti. Evrimsel direnç fikri ilk kez sirkesinekleriyle deneyler yapan Suzanne Rutherford ve Suan Lindquist tarafından ortaya atıldı. Bu fikir, gelişim bozukluğuyla ilgili süreçlere, Hsp90 olarak isimlendirilen ve stres anlarında daha fazla üretilen bir proteinin eşlik etmesine uzanıyordu.

    Buna göre Hsp90 özel durumlarda diğer süreçlerce baskılanmakta ve normalde serbest dolaşım ayarları yapan proteinler, gizlenmiş varyasyonları üretiyorlar. Albert Einstein Tıp Koleji'nden Aviv Bergman 2003 yılında evrimsel direncin gerçekten de Hsp90’a bağlı bir özellik mi yoksa daha çok genel bir özellik mi olduğunu araştırdı. Araştırmacı bu amaçta tek bir geni devre dışı bırakılan bira mayasının karmaşık gen ağları ve genom ekspresyon verilerine ait sayısal simülasyonlarından yararlandı. Bu şekilde neredeyse tüm genlerin, işlevsel olarak baskılanmaları halinde rezervlerdeki varyasyonları açığa çıkardıklarını görmüş. Yani diğer sözlerle evrimsel direnç Hsp90'den daha derine inmekte. (Bergman, A. & Siegal, M. L. Nature 424, 549–552 (2003).)

    Cumhuriyet
    Bilim Teknik
    2 ...
  27. 644.
  28. 643.
  29. harun yahya sitelerine güvenip de ahkam kesmenin sakıncalarını ortaya çıkartan teori. bari bir google'a baksaydınız önceden, bir dakika geçmeden mosmor ederler adamı.

    http://findarticles.com/p...2/is_2679_130/ai_81110791
    http://www.absoluteastronomy.com/topics/Longisquama
    http://www.mathematical.com/dinolongi.html
    **
    2 ...
  30. 642.
  31. bkz. 200 milyon yıl evvel buralar komple dedemlerinmiş.
    2 ...
  32. 641.
  33. --spoiler--
    4. "ARCHAEOPTERY, SÜRÜNGENLER VE KUŞLAR ARASINDAKi KAYIP HALKADIR" YALANI:

    Archaeopteryx adlı 150 milyon yıllık kuş fosili, evrimciler tarafından 19.

    yüzyıldan beri "evrimin en büyük fosil kanıtı" olarak gösterilmiştir. Bu kuşun bazı sürüngen özellikleri gösterdiği ve bu yüzden sürüngenler ile kuşlar arasındaki "kayıp halka" olduğu iddia edilmiştir. Ancak 2000 yılında ortaya çıkarılan Lonqisquama adlı fosil, bu iddiayı geçersiz kılmıştır. Çünkü 220 milyon yıl yaşındaki Lonqisquama, Archaeopteryx’ten 70 milyon yıl daha eski olmasına rağmen eksiksiz bir kuştur
    --spoiler--

    kaynak; http://www.netcevap.org/index.php?git=yalan

    (bkz: Lonqisquama)

    edit: bu eksilenmiş inanamadım yahu. bu bgenim iddam değil canlar bak bilim admları fosil bulmus. hani ara geciş fosli diyordunuz ya ondan 70 miyon yıl daha yaslı olna bir kus fosili bulunmus ve sizin ara fosiliniz cöpe gitmiş. ama bana neden kızıyorsunuz bilim böyle bir şey değil mi? bunu ben mi buldum? bilim adamı bulmus ben copy pasty yaptım yalan bir bilgi mi? hayır. ee o zaman neden eksilenir. hımm.
    5 ...
  34. 640.
  35. bugüne kadar ara geçiş formu olarak açıklanan bu canlıların ara geçiş formu değil, birbirinden tamamen farklı canlılar olduğu bilimsel şekilde ortaya konuldu. hatta bu canlıların milyonlarca yıl öncesindeki fosilleri hali hazırda mevcuttur ve bu milyonlarca yıl boyunca da şimdiki halleriyle aynı kalmışlardır. ayrıca bir arkadaşın da söz konusu entry'sinde belirttiği gibi evrim "varlığın ortaya çıkışı" ya da "allah'ın varlığını" açıklamaktan uzaktır. ve evet bir evrim teorisi şu iddialarıyla oluşmuşsa eğer bu oluşum için allah'a muhtaçtır, allah müdahalesi bulunmadan gerçekleşmesi imkansızdır.

    Not : söz konusu bana verilen eğitimse, bana verilen eğitim evrimci bir doktrin'dir. yine de bu doktrin verilirken üniversite'de verildiğine dikkat edilmekte ve saçma sapan bilgilerle donatılmamakta, yalan yanlış şeyler öğretilmemektedir. okuduğum bölümün hocaları evrim teorisi'nin ateşli destekleyicileri ve teorinin bu ülkedeki yüz aklarıdır. bilginize.
    2 ...
  36. 639.
  37. Ha maymundan gelmişiz ha topraktan,ne var yani insanoğlunun nerden geldiği olayını büyütecek.insan olmanı gereklerini yerine getirebiliyor muyuz?
    0 ...
  38. 638.
  39. insanın atasının goril olduğunu söyleyen bulunduğumuz yüzyılda hala ısrarla diretilen bir saçma teordir. bütün delillerle çürütülmesine rağmen hala benim dedem maymundu diyen bünyeler mevcuttur tabi. onlara sözümüz yok isteyen maymun olarak yaşamına devam edebilir netice de özgür bir ülke de yaşıyoruz insan haklarına olduğu kadar hayvan haklarına da saygılıyız.
    2 ...
  40. 637.
  41. evrim teorisi "varligin nasil ortaya ciktigini" tartismaz, teori "turlesmeyle" ilgilidir zaten bunu bi anlatabilsek. ortaya cikan yahut cikarilan canlinin ne sekilde turlestigini sorgular.
    dunyada canli formun nasil olustugu evrim teorisiyle ilgili degildir ve bu konu hala belirsizligini korumaktadir ve bunun hakkinda pek cok hipotez vardir.
    0 ...
  42. 636.
  43. şu başlıkta, evrim teorisinin doğruysa da neden allah'a muhtaç olduğunu ve doğru olmasının tek şartının da allah'ın müdahalesi olduğunu okuyacaksınız.

    (bkz: hz muhammed vs charles darwin/#4814219)

    şurada da çamurdan geldiğine inanan insanın evrim'le hiçbir alakası olmadığını göreceksiniz. bunlar birbirlerine eklemlenebilir teoriler olmakla birlikte her iki teori de bir aşkın varlığa, bir yüksek tasarımcıya, yani allah'a ihtiyaç duymaktadır.

    (bkz: evrimi sacma bulup camurdan yaratildim diyen insan/#4821162)
    3 ...
  44. 635.
  45. çeşitli kişiler tarafından defalarca çökertilmiş, sahtekarlığı defalarca ispatlanmış teori. at gözlüklülerse ülkemizde hala dergilerde yayınlatmaya okullarda okutmaya çalışıyorlar.
    2 ...
© 2026 uludağ sözlük