evrim teorisi

entry3509 ↑ galeri178 ses2
    809.
  1. hala hakkında 'yoktur böyle bir şey' diyenlerin aklından şüphe ettiğimdir.
    3 ...
  2. 808.
  3. gidip ortalama bir petshoptan bir maymun alsam, sonra da ona bak yavrum senin ve benim atam ortaktı, ama bu demek değil ki benim atam sensin, ayrıca da doğal seleksiyon, güçlü olanın hayatta kalması ile ilgili bir şey değil. bulunduğu ortama uyum sağlayamayanın soyunun tükenmesi demek. ortam şartları dış bir etkenle o ana kadar ortamda en uygun sen iken değişebilir ve senin soyun tükenebilir demek. bir de 6000 tür maymun yaşamış yeryüzünde şimdiye kadar. sen onlardan birisin,sadece kendine bakıp ona göre değerlendirme tamam mı diyip, 3-5 resim göstersem, şimdiye kadar hiç bir şey olmazsa bu sözlükte maymundan gelmiyorum ben diye ağlayıp duran şuursuzlardan daha fazlasını anlamıştı.

    böyle ilginç bir teoridir.
    5 ...
  4. 807.
  5. 806.
  6. ifade edilişinin 150. yılında hakkında yayımlanan 15 en kapsamlı makale özetlenerek sizin de anlayabileceğiniz 15 ayrı kanıt bilim teknik dergisinde açıklanmıştı. şimdi kanıt isteyen ara tür diye inim inim inleyen arkadaşlara, az buçuk da olsa bir bilgi sahibi olsunlar diye kopyalıyorum buraya.

    kaynakların hepsi yayımlanmış bilimsel makalelerdir. bunu iyice kavrayın, sonra "çürüdü ama ben öyle duydum" demeye devam edin lütfen.

    komik misiniz nesiniz anlamadım ki.

    --spoiler--

    fosil buluntulariyla elde edilen kanitlar

    1- balinaların karada yaşayan atası

    balinaların memeli oldukları ve memelilerin de karada geliştikleri bilindiği için, biyologlar karadan yeniden suya geçen bir hayvan türünü arıyorlardı. 2007’de bu arayışın hiç de boş olmadığı görüldü. aday hayvan indohyus bulundu.

    northwestern ohio üniversitesi tıp ve eczacılık koleji’nden hans thewissen tarafından gerçekleştirilen ayrıntılı inceleme, rakun büyüklüğündeki bu hayvanın çift toynaklı olduğunu bu nedenle de inek, koyun ve geyik gibi av hayvanlarıyla akraba olduğunu gösterdi. indohyus’un kulak ve diş yapısı, kemiklerin kalınlığı ve dişlerin kimyasal bileşimi de balinalarla benzerlik gösterdiği için bilim insanları bu türün balinaların öncüsü olduğunu düşünüyorlar. indohyus’un kalıntıları bir türden diğerine gelişimi gösteren birçok hayvan türünün geçiş biçimi için bir kanıt olarak kabul edilmekte. bu tür buluntuların eksik olması evrim teorisinin eleştiri nedenlerinden biriydi. (kaynak: thewissen, j. g. m., cooper, l. n., clementz, m. t., bajpai, s. & tiwari, b. n. nature 450, 1190–1194 (2007).)

    2- sudan karaya geçiş

    tetrapodlar insana yakın olan hayvanlardır, omurgalılar sınıfından olan bu hayvanlar aynı zamanda karada yaşarlar. bu gruba insanlar, tüm evcil hayvanlar, yabani hayvanların birçoğu yani her çocuğun memeli, kuş, kurbağagiller ve sürüngen olarak bildikleri canlılar dahildir. fakat omurgalılar arasında çoğunlukta olan tetrapodlar değil balıklardır. gerçekte, tüm tetrapod türlerinin toplamından daha fazla balık türü vardır. ancak evrimin merceğinden bakıldığında tetrapodlar, suyun dışındaki yaşama da ayak uydurabilen balık soyunun tek dalıdır.

    sudan karaya ilk geçiş 360 milyon yılı aşkın bir süre önce gerçekleşmiştir. doğu grönland’da yaklaşık olarak 365 milyon yıl önce yaşayan acanthostega gibi ilk tetrapodların, gelişimini tamamlamış parmaklı ayakları vardı. ama öte yandan solungaçları da olduğu için yaşamlarını daha çok suda sürdürüyorlardı. anlaşıldığı üzere gelişimlerini karaya çıktıktan çok sonra tamamlamışlardı. araştırmacılar tetrapodların, elpistostegid olarak isimlendirilen canlılardan türediklerini düşünüyorlardı. sığ su balığı olan bu çok büyük etçil, timsaha veya büyük semendere benziyordu. birçok açıdan tetrapodlara benzemelerine rağmen yüzgeçleri bulunuyordu. ne var ki elpistostegidlerle ilgili bilgiler çok kötü korunagelen küçük kalıntılara dayanıyordu, bu nedenle de görüntüleri hakkında tüm bir resim elde etmek çok zordu. fakat 2006 yılında kanada’ya bağlı ellesmere adasında çok iyi korunagelmiş bir elpistostegid fosili bulundu. edward daeschler ve arkadaşları tiktaalik olarak isimlendirdikleri bu fosili ayrıntılı olarak inceleyerek, esnek boyun yapısı ve uzva benzeyen yüzgeç yapısıyla sudan karaya geçişin en güzel tablosunu oluşturdular.
    (daeschler, e. b., shubin, n. h. & jenkins, f a. nature 440, 757–763 (2006). shubin, n. h., daeschler, e. b., & jenkins, f a. nature 440, 764–771 (2006).)

    3- tüylerin kökeni

    darwin’in evrim teorisiyle ilgili itirazlardan biri de fosil buluntuları arasında büyük bir hayvan grubunun başka bir gruba gelişimini gösteren “geçiş biçimlerinin” eksikliğiydi.

    ancak türlerin kökeni adlı eserin yayımlanmasından bir yıl kadar sonra baverya’daki solnhofen kireçtaşı kayalıklarında geç jura devrine ait (yaklaşık 150 milyon yıllık) ilk archaeopteryx fosili bulundu. dişler, uzun kemikli kuyruk gibi ilkel sürüngen özellikleriyle birlikte kuş gibi kanatlara ve tüylere sahip bir canlı ilk kuş türü olarak tanımlandıysa da birçok uzman tüylü dinozor olarak kabul etti. darwin’in bir arkadaşı olan thomas henry huxley böylece dinozorlar ve kuşlar arasındaki evrim halkasını tartışmaya açtı ve paleontologlar günün birinde tüylü dinozor fosilinin bulunacağına inandılar.
    ve araştırmacılar 1980’li yıllarda haklı çıktılar. çin’deki nanjing jeoloji ve paleontoloji enstitüsü’nden pei-ji chen, küçük bir teropod olan sinosauropteryx’in tüylü olduğunu keşfetti. 2008 yılında çin bilimler akademisi’nden fucheng zhang tarafından incelenen fosil daha ilginçti. bedeni tüylerle kaplı olan küçük dinozor epidexipteryx’in kuyruğunda da uzun tüyler bulunuyordu. bununla birlikte tüylü dinozorlar uçma yetisine sahip değildi, tüyler sadece kızışma döneminde kullanılıyordu. tüylerin uçmak için de işe yarayacağını doğa daha sonraları keşfetmişti. (chen, p.-j., dong, z.-m. & zhen, s.-n. nature 391, 147–152 (1998). zhang, f., zhou, z., xu, x., wang, x. & sullivan, c. nature 455, 1105–1008 (2008).)

    4- dişlerin evrimsel geçmişi

    gelişimle ilgili araştırmalara yön veren diğer bir alan da evrimsel değişimi yansıtan mekanizmaların keşfidir. helsinki üniversitesi’nden kathryn kavanagh ve ekibi bu mekanizmayı farelerin azı dişlerinin büyüklüğünü ve sayısını inceleyerek araştırdı. 2007 yılında yayımlanan bu araştırma dişlerin gelişimini gösteren gen ekspresyonu (gen ifadesi) için bir örneği ortaya koydu. azı dişleri önden arkaya doğru gelişiyorlar ve her diş sonrakinden daha küçük. farenin çene yapısındaki model, farklı şekillerde beslenen kemirgenlerin evrim sürecinde değişen çevre koşullarına uyum sağladığını gösteren bir örnektir. (kavanagh, k. d., evans, a. r. & jernvall, j. nature 449, 427–432 (2007).)

    5- omurgalı iskeletin kökeni

    bizi insan yapan önemli dokulardan biri de yalnızca embriyolarda görülen nöral kresttir. (neural crest). nöral krest hücreleri sırt omuriliğin gelişimi sırasında oluşarak tüm bedene yayılır. nörol krest olmasaydı yüzümüzde ve boynumuzdaki birçok kemiğe kavuşamaz ya da cilt veya duyu organlarındaki birçok işleve sahip olamazdık. varlığı sadece embriyolarda bilinen nöral krest, omurgalıların niçin farklı kafa ve yüz yapısına sahip olduklarını açıklamakta. fakat nöral krestin evrimsel geçmişini fosil kalıntılarıyla göstermek embriyonik verilerin eksikliği yüzünden olanaksız gibidir. en önemli sorulardan biri omurgalı kafatasının ne kadarının nöral krest hücreleriyle ve ne kadarının derin doku tabakalarıyla oluştuğudur.

    yeni teknikler araştırmacılara embriyodaki hücrelerin ne şekilde geliştiğini görmelerine izin verdi. bu şekilde kemik çevresinin nöral krestten geliştikten sonra tek hücre tabakası olarak boyun ve omuza bağlandığını açıkladılar. nöral krestten gelişen doku, omuz kemerinin önünü kaplayarak kafayla bağlanır. burada iskelet mezoderm olarak bilinen dokunun daha derinindeki tabakayla enseyi ve omuzu biçimlendirir.

    canlı hayvanlar üzerinde yapılan bu tür ayrıntılı incelemeler, soyları tükenmiş hayvanlara ait cilt ve kas gibi yumuşak dokusu bulunmayan kalıntıların da kafa ve boyun yapısının gelişimini aydınlatmakta. örneğin kara omurgalıların atalarındaki büyük omuz kemiği (cleithrum), günümüz memelilerinde kürek kemiği (scapula) olarak varlığını sürdürmektedir. londra’daki wolfson biyotıp araştırmaları enstitüsü’nden toshiyuki matsuoka tarafından gerçekleştirilen bu araştırma, canlı hayvanlar üzerinde yapılan morfolojik analizin, soyları tükenmiş hayvanların evrimsel gelişimini aydınlatması açısından önemlidir. (matsuoka, t. et al. nature 436, 347–355 (2005).)

    yaşam alanlarindan elde edilen kanitlar

    6- ayıklamaya dayalı türleşme

    evrim teorisine göre doğal ayıklanmanın türleşmede önemli bir rolü bulunur. wisconsin üniversitesi’nden jeffrey mckinnon, 2004 yılında dikenli balıklarla (gasterosteus aculeatus) gerçekleştirdiği deneyler sonucunda, reprodüktif izolasyonun beden boyu üzerinde etkili olduğunu gösterdi. araştırma alaska, british columbia, izlanda, ingiltere, norveç ve japonya sularındaki balıkların çiftleşmelerine dayanıyor.

    moleküler analizlerle denizlerde yaşayan öncülerinden gelişen akarsu balıkları veya okyanusta yaşayan ama yumurtlamak için tatlı sulara geçen balıklar incelenmiş. bu tür göçer balıkların bedenleri akarsularda yaşayanlardan daha büyük. balıklar aynı boyda balıklarla çiftleşmeyi tercih ediyorlar. bu da farklı akarsu tipleri ve bunları yakınları arasındaki reprodüktif izolasyon üzerinde olumlu etki yapmakta. farklı dikenli balık türlerinin incelenmesi sonucunda ister akarsularda ister denizde yaşayanlar olsun, farklı çevrelere uyum sonucunda reprodüktif izolasyonun gerçekleştiği görülmüş. (mckinnon, j. s. et al. nature 429, 294–298 (2004).)

    7- kertenkelelerde doğal ayıklama

    popüler bir evrim hipotezine göre yeni çevrelerdeki davranışsal değişimler doğal ayıklanmayı reddetmekte. fakat harvard üniversitesi’nden jonathan losos ve arkadaşlarının 2003 yılında gerçekleştirdikleri araştırma bu teoriyi pek desteklemedi. losos ve arkadaşları deneylerini altı küçük bahama adasında gerçekleştirirken ilk önce küçük anolis kertenkelelerini (anolis sagrei) toplamış ve ölçüp işaretledikten sonra serbest bırakmışlar. daha sonra ise yırtıcı leiocephalus carinatus kertenkelelerini de bu adalara bırakmışlar. altı ila on iki ay sonra kaç tane anolis kertenkelesinin hayatta kaldığı araştırılmış. bu şekilde av durumundaki kertenkelelerin ilk önce uzun bacaklara sahip oldukları ancak daha sonraları bacakların kısaldığı görülmüş. sonuçlar davranışların çevreye uyum esnasında evrimsel değişimi göstermesi açısından önem taşıyor. (losos, j. b., schoener, t. w. & spiller, d. a. nature 432, 505–508 (2004).)

    8- birlikte evrimleşme için şık bir örnek

    türler rekabet içinde birlikte gelişirler. darwin’in “var olma savaşı”na göre yırtıcı hayvanlar avlarına hep daha öldürücü yetenekler ve donanımlarla saldırarak rekabeti sürdürüyorlar. biyolog leigh van valen 1973 yılında “a new evolutionary law” ilkesini formüle ederek, evrimin parazitler ve konakçıları arasındaki donanım rekabetiyle tetiklendiğini öne sürmüştü. valen’in bu hipotezi ses getirdiyse de kanıtları yeterli değildi. böyle bir şeyi kanıtlamak için parazitleri kuşaklar boyu takip etmek gerekiyordu. evrimi tetikleyen donanım rekabeti örneğin su pirelerinde ve bakterilerde (pasteuria ramosa) izlenebilmekte. bunların özel bir yaşam biçimleri var. nitekim acil durumlarda “durgunluk evresine” girerek gelişimlerini durduruyorlar, koşullar uygun olduğunda ise “uyanıyorlar”. leuven üniversitesi’nden ellen decaestecker bu özelliklerden yararlanarak tortulları kazmış. burada “durgunluk evresindeki” kuşaklar üst üste bulunuyordu. bunları uyandırmak ve birbirleriyle çarpıştırmak mümkündü. parazitlerin saldırma gücü çağdaş oldukları zaman doruk noktasına ulaşıyordu.

    daha sonraki konakçılar ise ancak daha sonraki parazitlerce aşılabilecek donanımlar geliştiriyordu. toplam bilanço hep aynı kalıyordu ama bakteriler hep daha saldırgan oluyordu. araştırma, birlikte evrimleşme süreci için şık bir örnek sunmuştu. nitekim parazitlerin ve konakçıların etkileşimleri, evrim teorisini, doğal ayıklanmaya bağlı dinamik donanım rekabetinin kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla kanıtlıyor. (decaestecker, e. et al. nature 450, 870–873 (2007).)

    9- yaban kuşlarının farklı dağılımı

    örneğin göçe bağlı gen akışı çevreye uyumu bozarak, gruplar içinde ve gruplar arasında evrimsel farklılaşmalara neden olabilirler. çünkü klasik popülasyon genetiğine göre genetik benzerlik ne kadar çoksa yerel popülasyonlar daha çok göçüyor ve melezleşiyorlar. bu kavram genel kanıyla örtüşür ve gen akışının dağılım gibi rastlantısal bir süreç olduğunu kabul eder. fakat edward gray deneysel ornitoloji enstitüsü’nden ben sheldon 2005 yılında yayımladığı araştırmasında aslında rastlantısal olmayan dağılımın bölgesel uyumu ve evrimsel farklılaşmayı desteklediğini söyledi.
    uzun vadeli bu araştırma, oxfordshire’de bir koru içinde yaşayan baştankaraların (parus major) incelenmesine dayanıyor. araştırmacılar, yavru kuşlardaki genetik varyasyon tiplerinin ve miktarının koruluğun bir bölgesinden diğerine farklılık gösterdiğini bulmuşlar. korunun çeşitli bölgelerinde farklı ayıklanmaya neden olan bu farklılaşma motifi bölgesel uyum için en önemli etken. bu etki rastlantısal olmayan yayılımla güçlendirilmekte. her kuş farklı yaşam alanı seçiyor ve burada kuluçkaya yatıyor, bu davranış onları daha sağlıklı kılıyor. araştırmacılar buradan şu sonucu çıkarıyorlar: gen akışı homojen değilse, evrimsel farklılaşma hızlanır ve şaşırtıcı bir şekilde küçük mekânsal farklılıklar ortaya çıkar. bu sonuç hollandalı araştırmacılar erik postma ve arie van noordwijk (hollanda ekoloji enstitüsü) tarafından da desteklenmekte. bu iki bilim insanının araştırması da rastlantısal olmayan dağılıma dayanan gen akışının küçük bölgelerde büyük genetik farklılaşmalara yol açtığını gösterdi. (garant, d., kruuk, l. e. b., wilkin, t. a., mccleery, r. h. & sheldon, b. c. nature 433, 60–65 (2005). postma, e. & van noordwijk, a. j. nature 433, 65-68 (2005).)

    10- lepisteslerin ayıklanmayla hayatta kalma çabası

    doğal ayıklanma daha sağlıklı kılmakta. ancak bu ayıklanmanın zaman içinde daha az yararlı olan gen varyasyonlarını daha üstünleri için feda ederek genetik varyasyonu tüketmesi beklenir. oysa doğal popülasyonlarda çok büyük bir genetik çeşitlilik görülür. peki bu genetik çeşitlilik nasıl korunuyor? genetik çeşitliliği açıklayan örneklerden biri erkek lepisteslerin (poecilia reticulata) renk motifleridir. illinois üniversitesi’nden kimberly hughes ve arkadaşları trinidad’da çeşitli ırmaklardan erkek lepistesleri topladıktan sonra renk motiflerine göre gruplara ayırmışlar. daha sonra ise gruplar yeniden sınıflandırılarak havuzlara bırakılmış. araştırmacılar her yeni grupta belli başlı bir renk motifine sahip lepisteslerin azınlıkta olmasına dikkat etmişler. üç hafta sonra sürpriz bir şekilde azınlıkta olan lepisteslerden hayatta kalanların diğerlerine göre daha fazla olduğu görülmüş. bilim insanları avcı balıkların belli başlı renk kombinasyonlarını aradıkları için alışılmışın dışındaki motiflere dikkat etmediklerini sanıyorlar. ayıklanmanın ender tiplerin yararına işlediği bu tür hayatta kalma çabası, moleküler onarım, morfolojik ve sağlık yararına çok çeşitlilik şeklinde insanda ve diğer memelilerde de görülmekte. (olendorf, r. et al. nature 441, 633–636 (2006).)

    11- evrimin geçmişiyle ilgili konular

    evrim, genelde yaşamla ilgili sorular için en iyi çözümleri bulmaya yarar. fakat doğal ayıklanma sadece maddelerle işlemekte, evrim tarihinin milyonlarca yıllık sonucu olan maddeler bunlar. hiçbir şey boş bir çabayla başlamaz.

    eğer öyle olsaydı karaya yönelen tetrapodların yüzgeçleri ayaklara dönüşmez, kim bilir belki tekerlek biçimini alırdı. çevreye uyum yaratıcılığı, uzun bir yılana benzeyen murana yılanbalığında (muraena retifera) izlenebilmekte. geçmişte kemikli balıklar avlarını yakalamak için vakumdan yararlanıyorlardı. balık yaklaşmakta olan yemini görünce ağzını sonuna kadar açarak avı ve su akışı için büyük bir boşluk oluşturur. gereksiz su solungaçlarca emilirken, balık yemini çene üzerinden gırtlağına emer. ancak murana yılanbalığı ince uzun yapılı olduğu için yeterli vakumu yaratması mümkün değildi. kaliforniya üniversitesi’nden rita mehta ve peter wainwright 2007 yılında bu balığın yemini ne şekilde yakalayıp sindirdiğini buldu. murana yılanbalığı ağzını açtığında gırtlağında ikinci bir çene ortaya çıkıyor. bu yedek çene ağızdaki yemi parçalayarak boğazına itiyor. yedek çene yakından incelendiğinde bir pençeye benziyor. altta ve üstte avı iyice kavrayabilen sivri dişler bulunmakta.

    yanlardaki çok uzun kaslar ve çene kemerleri normalden daha küçük. bu şekilde çene tamamen kapanıyor ve murana balığının ince bedeninde az yer kaplıyor. araştırmacılar bu ilginç avlanma tekniği sayesinde balığın mercan resiflerinde usta avcılara dönüştüklerini düşünüyorlar (mehta, r. s. & wainwright, p. c. nature 449, 79–82 (2007).)

    moleküler süreçlere dayanan kanitlar

    12- darwin’in ispinozları

    charles darwin galapagos adalarına geldiğinde birbirlerine çok benzeyen ama gagaları farklı olan ispinozlarla karşılaşmıştı. yer ispinozlarının gagaları derin ve geniş, kaktüs ispinozlarınki uzun ve sivri, ötücü ispinozlarınki ise ince ve sivriydi ki bunlar farklı beslenme alışkanlıklarını yansıtıyordu. darwin tüm ispinozların kökenin adaya göçen ortak bir ataya uzandığını düşünüyordu. sonuçta galapagos adasındaki ispinozlar amerika kıtasının güneyinden biliniyordu. darwin’in ispinozları bu açıdan, doğal ayıklanmanın ortak bir atadan, çeşitli ekolojik nişlerde ne şekilde farklı biçimler yarattığını gösteren klasik bir örnektir.

    gaga biçimindeki değişimde hangi genetik mekanizmaların işlediğini bulmak isteyen harvard üniversitesi araştırmacısı arhat abzhanov, 2006 yılında yayımlanan araştırmasında çeşitli türlerde gaga biçimiyle ilişkili olan çok değişken olan genleri aramış. abzhanov ve ekibi bu arayış sonucunda kalsiyum dengesinde de önemli bir rol oynayan kalmodulin (calmodulin) proteinini bulmuşlar. bu protein farklı biçimlerin ve boyutların gelişmesinden sorumludur.

    araştırmacılar sonuçlarını kanıtlamak için yavru ispinozları genetik değişimden geçirerek kalmodulin seviyesini yükseltmişler. bu şekilde yavruların gagaları uzamış. bu deneylerle aynı zamanda gaganın genişliği ve derinliği gibi çeşitli özelliklerin genetik düzlemde ayrı ayrı işlendiği de anlaşılmış. sonuçlar darwin’in ispinozlarındaki farklı gaga biçimlerinin, kalmodulin etkinliğindeki değişimlere bağlı olduğunu göstermekte. (abzhanov, a. et al. nature 442, 563–567 (2006).)

    13- mikro evrim, makro evrimin buluşması

    darwin, evrimsel değişimin çok küçük adımlarla gerçekleştiğini düşünüyordu. “belirsiz aşamalar” olarak adlandırdığı bu değişimler, çok uzun zamanlarda tamamlanan evrelerdi ve biçim ve işlevlerde toplu değişimlere neden oluyordu. mikro evrim olarak isimlendirilen bu tür küçük değişimlerle ilgili çok sayıda kanıtlar var. mesela ilaca direnç kazanmak bunlardan biri. tabi bir türden diğerine geçiş gibi değişimler ya da makro evrimle ilgili fosiller de bulunur, ancak bu değişimleri canlı olarak izlemek çok zordur. makro evrimin mekanizmalarını canlı olarak genlerin yapısında görebiliriz. organizmaların gündelik yaşamında da genler bazen, hayvanlardakilerle aynı biçime ve aynı gelişime sahip olabiliyor. bu yüzden gündelik olarak yaşanan evrimin büyük etkileri olabilir.

    howard hughes tıp enstitüsü’nden sean carroll ve arkadaşları 2005 yılında drosophila biarmipes sineğini inceleyerek ilginç bir sonuca ulaştılar. araştırmacılar erkek sirkesineğinin kanadındaki tek bir noktanın oluşumunda katkısı olan moleküler mekanizmayı keşfetmişler. bu şekilde nokta evriminin, atalarından kalma bir pigmentasyon genindeki ayar elementinin değişimine bağlı olarak meydana geldiğini gösterdiler. söz konusu ayar elementi zaman içinde kanadın eski bileşenlerini geliştiren transkripsiyon faktörleriyle birleşmekte. özellikle sarı genin ayar elementiyle birleşen transkripsiyon faktörlerinden biri “süsleme geni” / “engrailled” olarak kotlanmış, bu gen bir bütünün gelişiminde önemlidir. bu da tek bir süreçte işleyen bir genin, diğer bir sürece de katılarak ilkede makro evrimsel değişimi çalıştırabileceğini gösteriyor. (gompel, n., prud’homme, b., wittkopp, p. j., kassner, v. a. & carroll, s. b. nature 433, 481–487 (2005).)

    14- yılanyarda ve deniztaraklarında zehir dirençliği

    biyologlar uyuma bağlı evrimsel değişimlerle ilgili moleküler mekanizmaları artık daha iyi anlamaya başladılar. taricha granulosa semenderlerinin bazı popülasyonlarında örneğin hayvanlar sinir zehri tetrodoksini ciltlerinde depoluyorlar. anlaşıldığı üzere bu zehri jartiyerli yılandan (thamnophis sirtalis) korunmak için kullanıyorlar. ancak tetrodotoksin üreten semenderleri avlayan jartiyerli yılanlar bu zehre karşı bağışıklık kazanmışlar. stanford tıp okulu’ndan shana geffeney bu mekanizmayı 2005’te gerçekleştirdiği ayrıntılı bir çalışmayla çözdü. buna göre jartiyerli yılanın dirençlik seviyesindeki oynamalar, tetrodotoksini özel bir sodyum kanalıyla bağlayan moleküler değişime yol açmakta.

    zehir dirençliğiyle ilgili benzer bir ayıklanma kanadalı araştırmacı monica bricelj tarafından kuzey amerika’nın atlantik kıyılarında yaşayan yumuşak kabuklu taraklarda da (mya arenaria) tespit edilmiş. su yosunları insanlarda paralitik midye zehirlenmesine yol açan saksitoksini üretiyorlar.
    saksitoksinli bölgelerde yaşayan taraklar zehre karşı bağışıklık kazanmışlar ve bu zehri dokularında depoluyorlar. oysa zehirsiz bölgelerde yaşayan taraklarda zehre karşı direnç gelişmemiş. zehre karşı direnç kazanan popülasyonların genlerinde, saksitoksini sodyum kanalına bağlayan bir mutasyon gelişmekte. bu iki araştırma birbirine çok benzer ayıklanma sürecinin tamamen farklı alanlarda işleyebileceğini göstermiştir. (geffeney, s. l., fujimoto, e., brodie, e. d., brodie, e. d. jr, & ruben, p. c. nature 434, 759–763 ( 2005). bricelj, v. m. et al. nature 434, 763–767 (2005).)

    15- istikrara karşı değişim

    türler milyonlarca yıl değişmeden kalabilirler, bu süre fosillerdeki izleri bulmak için yeterlidir. ama çok aniden değiştikleri de olur. bu durum bazı türlerin ani değişimi engelleme potansiyeline sahip olduklarını ve evrime karşı direnç gösterdiklerini akla getirmişti. “evrimsel direnç” fikri ilk kez sirkesinekleriyle deneyler yapan suzanne rutherford ve suan lindquist tarafından ortaya atıldı. bu fikir, gelişim bozukluğuyla ilgili süreçlere, hsp90 olarak isimlendirilen ve stres anlarında daha fazla üretilen bir proteinin “eşlik etmesine” uzanıyordu.

    buna göre hsp90 özel durumlarda diğer süreçlerce baskılanmakta ve normalde serbest dolaşım ayarları yapan proteinler, gizlenmiş varyasyonları üretiyorlar. albert einstein tıp koleji’nden aviv bergman 2003 yılında evrimsel direncin gerçekten de hsp90’a bağlı bir özellik mi yoksa daha çok genel bir özellik mi olduğunu araştırdı. araştırmacı bu amaçta tek bir geni devre dışı bırakılan bira mayasının karmaşık gen ağları ve genom ekspresyon verilerine ait sayısal simülasyonlarından yararlandı. bu şekilde neredeyse tüm genlerin, işlevsel olarak baskılanmaları halinde rezervlerdeki varyasyonları açığa çıkardıklarını görmüş. yani diğer sözlerle evrimsel direnç hsp90’den daha derine inmekte. (bergman, a. & siegal, m. l. nature 424, 549–552 (2003).)

    --spoiler--

    kaynak: bilim teknik
    23.01.2009
    2 ...
  7. 805.
  8. kanıtın yokluğu yokluğa kanıt değildir şeklinde çok basit herkesin anlayabileceği bir söz var, evren dediğin trilyon üstü trilyon yıldızdan ve trilyonlar üstü gezegenden oluşan sürekli büyüyen bir şeyin içinde sik ucu kadar bir galakside bahsetmeye bile değmeyecek bir yıldız sisteminin ortalama büyüklükte bir gezegeninde yaşıyorsun bunların hepsi 5 milyar da olmuş, olmaya devam ediyor. büyük patlama hala devam ediyor. patlama anının etkisi ile evren her yöne genişlemeye devam ediyor.

    ve sen 200 yılın hesabını yapıyorsun. bu kadar şuursuzca bir hesap bu. düşünmüyorsun. aksine diyorsun ki teoridir kimse de vazgeçmemiştir. atlasana ortalama bir binadan aşağı, yerçekimi de teori. ona da inanma o zaman. o da hala ispatlanamadı. 3gr aklınla jeoloji fizyoloji karşılaştırmalı anatomi, kimya, fizik, biyoloji, genetik vs bilimdallarının hepsine hakimmiş gibi yaparsan anca çerez okursun onu da anca kendine okursun.

    evrim teorsinin tanrının varlığı ile alıp veremediği yoktur. biri dindir biri bilim. ve bilimin ilgi alanı değildir tanrının varlığı/yokluğu. bilim onu incelemez.

    eskaza evrim ve ateist aynı yerde birleşti ise bunun sebebi aklın yolunun bir olmasıdır sadece. her ateist evrime inanır diye bir şey yok her evrim teorisine inanan da ateist diye bir şey yok. ama sen, ah sen, ah sen, senin gibi olmayan herkes öteki olduğu için; doğal olarak herkes diğer herkes aynı. öldürülmeli güzellikle. yok edilmeli.

    sadece ondan anladığın için, gelişmişlik paralelinde maymunu ortadan silen insan öncülü arıyorsun. yoktur belki. çünkü alakası yok. okuduğun o değil ama anladığın yine aynı yer.

    maymunla insanın atası ortak. maymun maymun olana kadar öncülleri doğaya uyum sağlayamadı. insan insan olana kadar öncülleri doğaya uyum sağlayamadı.

    insanla maymun araındaki türün maymunu yoketmesini nereden çıkardın ki?

    evrim tüm doğa hakkında bir soru sormaktır. kendinde o gücü bulmaktır. insanın varoluşu ile diğer tüm varoluşlar arasındaki ilgisizliği ve kopukluğu merak etmektir.

    bu kadar büyük bir soruyu sadece insan tarafından alıp yanıtlamak, kolayına kaçmaktır. insan varoluşun tam merkezinde değildir. kırılganlığın tam merkezindedir. kendi kırılganlığı anlamsız varoluşu ve yetkinsizliği ile.
    6 ...
  9. 804.
  10. maymun ile homo sapiens'in evrim macerası %99,5 benzerdir. ancak %0,5'lik fark milyarlarca yıllık zaman içinde gözle görülür biçimde maymun ve homo sapiens'i -her ne kadar benzer yönleri olsa da- farklı iki canlıya dönüştürdü. modifikasyon yani türün çevreye modifiye olması veyahut çevreye ayak uydurması işte burada devreye giriyor ve her iki türde farklı yerlerde farklı ''zamanlarda'' modifiye oluyorlar. bilindiği üzere homo sapiens ve maymun(şempaze, goril vs.) aynı türden yani primattan evrimleşmiştir. şimdi bunu bir ağaç gibi düşünelim (darwin'in ağacı) bu ağacın bir kökü vardır. buna gen diyebiliriz. ağaç büyüdükçe, yani kök, yeryüzüne çıkınca-ki bu da gövde olur. gövde kalıtım ile değişme eğilimini başka dallara aktarır. her ne kadar dallar bir birine benzese de farklı kıvrımlar, yaprakların farklı yerlerde çıkması, farklı uzunluk ve kalınlıkar vs. her dalı farklı kılar. az önce bahsettiğimiz pirimatları gövde sayarsak homo sapiens bu gövdenin farklı bir çıkıntısı diğer adıyla dalıdır. yani türlerin farklılıkları vardır ama geçmişi birdir. her neyse konu çok karıştı. umarım anlatabilmişimdir.

    Alıntıdır. (bkz: homosapiens)
    0 ...
  11. 803.
  12. hakkında pompalanan başka bir safsata da "evrim var demek ki allah yok" düşüncesinin hakimiyetini güçlendirdiğiyle ilgili çemçük bir yanılgı olan teoridir ayrıca.

    biz onu burada çürütmüştük halbu ki, ha pardon, okuma bölümleri gelişmemişti bir takım insanların beyninde, unutmuşuz:

    (bkz: evrim teorisi/#4891474)

    zahmet olmasın, belki üşenebilir bazıları hepsini okumaya, o yüzden:
    --spoiler--
    öncelikle, moleküllerin nasıl bir araya geldiğini açıklayan, yaşamın nasıl başladığı üzerine bir teori değildir. birine göre "bir şekilde" moleküller bir araya gelmiştir, başkasına göre "bir güç" tarafından. o konuyu açıklamaya çalışmaz. nasıl inanırsanız da inanın, aksini iddia etmez. edemez. zira bilimsel bir konudur. inanç değildir.

    ikincisi, sen "sürecin" birşeylerin kontrolünde, bir amaç doğrultusunda olduğuna inanabilirsin, öbürüsü inanamaz falan filan. bunlarla ilgilenen bir teori de değildir. zaten olamaz da.

    daha da açıklayıcı olmak gerekirse, örneğin kütle çekim ve elektromanyetizma da birine göre "birşey/ler" tarafından oluşmaktadır, ötekine göreyse sadece "olmaktadır". nasıl ki kütle çekim ve elektromanyetizma teorileri bunların "niye"siyle ilgilenmiyorsa, sadece "nasıl" olduğunu açıklıyorsa, evrim teorisi de genetik değişimin "nasıl" olduğuyla ilgilenir. neden veya kim tarafından olduğuyla değil.
    --spoiler--
    1 ...
  13. 802.
  14. dini inançlara ters düştüğünü(gerçi hocalarının felsefelerine ters düştüğü için diyelim) yüzünden inanmak istemeyenleri bilmem ama teori olduğu için inanmayanlar(inanmak istemeyenler daha doğrusu, ha teoriye nasıl inanılcak orası ayrı) gayet büyük bir iki yüzlülük içindedirler zira, teori o halde yok deniyorsa birileri tarafından, teori olduğu için yok saymak zorunda oldukları(aksi halde bu en hafif tabiriyle kendiyle çelişmektir) kuramlardan bazıları :

    (bkz: yerçekimi teorisi)
    (bkz: elektromanyetizma teorisi)
    (bkz: görelilik teorisi)
    (bkz: big bang teorisi)**
    "nası yani? yer çekimi yok, ışık yok, zaman yok, evren yok ne var lan it" demişti hamza abi

    o halde ne diyoruz, teori ne demek, öğrenilmeli diyoruz...

    (bkz: teori ve olgu arasindaki fark/#4772146)

    http://tr.wikipedia.org/wiki/Kuram

    edit: ayrıca bazıları beyin yerine iki tane nöron düğümü taşır lagaluga yapanlarının, öyle ki kurduğu bir cümlede insanın atası maymundur derken, ikincisinde, hemen ardından "maymunun insanın atası denmediğini biliyoruz" derler. yani o kadar şuursuzdur bazı karşıtları. o yüzden bir şekilde bu teorinin bilim dünyasında bu kadar büyük çapta yer almasında gerçekten de büyük payları vardır.

    bu arada, acı başka bir gerçek daha belirtmeliyiz ki, "güçlünün hayatta kalması" değil, "uygunun hayatta kalmasından" bahseder. nükleer savaşta insan, şebek, penguen kolay kolay hayatta kalamazken karafatmaların kıllarına zarar gelmez. oysa ki bak, cört diye ezebiliyoruz elemanları. "dostum sen ne konuştuğundan haberdar mısın, az biraz bi bilgi edin, tırsma" denebilir ancak.
    3 ...
  15. 801.
  16. 21 inci yüzyılda savunulacak veya desteklenecek tarafı kalmayan, çürümüş bir teoridir.
    0 ...
  17. 800.
  18. sırf adı teori olduğu için inanmayan bir dolu yobaz vardır.

    halbuki adam daha kuram nedir, hipotez nedir onu bilmiyor.

    geçen ingiliz bir arkadaşla konuştum, "ben de yerçekimine inanmıyorum mesela" dedi.

    malum, gravitation theory sonuçta.
    4 ...
  19. 799.
  20. ara tür arayıp bulamayanların 4-5 aydır basın-yayın organlarını takip etmediğini ya da aramaya inanmadığını düşünüyorum zira;

    (bkz: evrim teorisi/#5485519)

    devamı da gelecek. bakalım ara-ara-ara-ara tür de isteyecekler mi?
    4 ...
  21. 798.
  22. cühela güruhun hala insanın kökenini araştıran bir teori olduğunu sandıkları, halbuki insanla milyarlarca diğer canlının ortak kökeni üzerine bir teoridir. "maymun ve insan arasında ara geçiş formu yoktur öleyse çökmüştür" gibi komik laflar teorinin ne anlatmak istediğini milletçe anlayabilmek için daha bin fırın ekmek yememiz gerektiğini göstermektedir.

    hala aynı argümanı sunan arkadaşlara, biraz canlarını acıtacak da olsa, binlerce kez söylediğimiz gibi evrim teorisinin insanların atalarının maymun olduğunu zaten hiçbir zaman beyan etmediğini söylemek isterim, ama nafile tabii. gerek okuma özrü, gerek kara propoganda, gerek cahile-cühelaya oynama amacı, gerek kulaktan dolma bilgilerle bu teoride olmayan şeyler varmış gibi gösterilmeye devam edecektir, ve hala bu gibi safsatalara olan inanç taban bulacaktır okuma özürlü bir millet olduğumuzdan kelli.

    edit: ha bu arada acı başka bir gerçek daha, teori kanunlaşmayı bekleyen kurallar bütünü değildir. kanun ve teori farklı kulvarlardadır. wikipedia gibi gayet rahat ulaşılabilecek bir kaynaktan bu rahatça öğrenilebilir. ha ama dedik ya

    (bkz: okuma özrü)
    3 ...
  23. 797.
  24. binlerce inananı olup da hala ıspat edilip kanunlaştırılamayan teori. hele inanan bilim adamlarını hiç anlamıyorum. ulan ıspatlayın madem varsa da "evrim yasası" diyelim. olsun bitsin. yok eğer ıspatlanamıyorsa da bi siktirin gidin de milletin kafasını karıştırmayın.
    2 ...
  25. 796.
  26. çökmüştür lan bu.

    çünkü ben öyle dedim.

    edit: dikkatli olun.
    2 ...
  27. 795.
  28. içeriğini yeteri kadar okumadığım için üzerine sağlam yorum yapamıyacağım teoridir. bilgi sahibi olmadan fikir beyan etmek pek doğru değil fakat bildiğim bazı şeylerin olduğunu da düşünüyorum.
    bence nereden geldiğimiz pekte önemli değil. haydan gelmişsin huya gidiyorsun kardeşim. insani vasıfların kaçta kaçı sende var. önce bunun sorgula. hayata yada kendine bişeyler katabiliyor musun? bırak ne yapacaksın nerden geldiğini. nereye gidiyorsun ona bak. haydan gelip huya gidiyorsun işte.yaratan yaratmış bir şekilde işte, üzerine düşen göreve odaklan.
    iki taşı üst üste koymayı beceremeyip sonra ben maymundan gelmedim demekte ne kadar doğru o da ayrı konu.
    sorgulamak güzeldir hak veriyorum. fakat cehaletin verdiği cesaretle sallama yorumlar yapmayalım. belki komikçe şeyler yazılıyor, tamam anlıyorum ama bazı şeylerle dalga geçmenin dışında elle tutulur, bilimsel yorumlar, fikirlerde öne sürmek gerekir. boş tenekeden çok ses çıkar misali, ağzı olan konuşuyor. sadece bu konu değil çoğu konu hakkında.
    bazı kalıpları ve at gözlüğünü kenara koyup, öğrenme isteğiyle yola çıkıldığı takdirde daha anlaşılır bir zeminde ve daha akılcı bir düzeyde tartışma ortamı yaratılmış olacaktır.
    1 ...
  29. 794.
  30. hz. adem i yok saymaktır.
    delinin biri kuyuya bir taş atmıştır. insanlığa yazık etmiştir. üzücüdür.
    4 ...
  31. 793.
  32. (bkz: #3931257)
    (bkz: #163057)
    (bkz: #5491115)
    (bkz: #5491027)
    (bkz: #5490677)
    (bkz: #5490912)
    (bkz: #3931618)
    (bkz: #3931341)
    (bkz: #3742100)

    gibi bilimsel içerikli, son derece ikna edici, yüksek araştırmaların sonucu olan yazıları okuduktan sonra ikna olmaya başlamış bulunuyorum. gerçekten de evrim teorisi safsata olabilir.

    hemen gidip "şebekten gelmek", "maymunlar niye var ki?", "evirim teorisi saçimalıktır" cümlelerini çalışayım, bu sayede ekibe çok fazla katkı yapabileceğimi zannediyorum, saygılar.

    dipnot: bunun kontr-entry'si de gelecektir, korkunuz zındık atayı höööhhö stlar.
    3 ...
  33. 792.
  34. ---bu entry "ben maymundan gelmedim orospu çocuğu", "maymun annendir", "bkz: harun yahya", "maymunlar şimdi niye varlar?" tadındaki yazarları bir nebze olsun rahatlatmak, susturmak için yazılmıştır. ---

    --spoiler--

    -insanlar maymunlardan mı geldi?

    -hayır! bu tamamıyla insanları evrimden soğutmak için ortaya atılmış ve bilimsel hiç bir dayanağı olmayan bir sorudur. insan ve günümüz kuyruksuz büyük maymunları ortak atalardan gelmişlerdir. bu şu demek: insan ve diğer kuyruksuz maymunlar evrimin ilk aşamalarında bugünkü kuyruksuz maymunların ve insanın ortak özelliklerini taşıyan ama ikisinden de farklı tek bir türdüler. evrim süreci içinde bu türden yeni türler ortaya çıkarak bugünkü kuyruksuz büyük maymunları ve insanları oluşturdu. kısacası nasıl ki kuzenleriniz ile sizin aranızda bir kan bağı varsa insanlar ve maymunlar arasında da benzer bir evrimsel bağ vardır.

    * kuyruksuz büyük maymunlar: orangutan, goril, şempanze, ve insanları kapsayan, hominidae olarak adlandirilan aile.

    --spoiler--

    şimdi 2 dk. sakin sakin nefes alınız, anlamadıysanız bir kez daha okuyunuz-ki bazılarınızın defalarca okuması gerekecek-, şimdi birlikte tekrarlıyoruz:

    -hoooo
    -hooooooo
    -miii
    -miiiii
    -niii
    -niiiiallah
    -daeee
    -dayeeee
    -ho-mi-ni-daeee
    -homo mun la sen?

    hala anlamadıysanız azıcık susun, dengeli, mantıklı, akılcı konuşabilen abileriniz konuşsun.
    7 ...
  35. 791.
  36. bilim tanrının varlığını kanıt bulmakla ya da yokluğunu ispatlamakla uğraşmaz. bilimin ilgi alanı dışındadır bu konu. evrim teoris ide bir bilimsel konudur. tümden yanlış ve hatalı olabilir, tamamen doğru olabilir. bu bir gün elbet ortaya çıkar. ama bu teorinin yanlış olması tanrının varlığına kanıt olmadığı gibi teorinin doğru olması da tanrının yok olmasının bir göstergesi değildir. çünkü bilim tanrının varlığı ya da yokluğu ile ilgilenmez.

    (bkz: #5369362)/heavensent
    1 ...
  37. 790.
  38. ---ntv bilim sayı:4, haziran 2009---

    evrimde kayıp halka: iDA

    ...

    Evrimde geçiş formlarının olmadığı, bu nedenle fosil kanıtlarının işe yaramadığı şeklindeki sav, evrim karşıtlarının en sık başvurduğu itiraz şeklidir. Fosil kayıtlarında görülen bir boşluk evrimin var olmadığı şeklinde yorumlanır. Bilimin yanıtlayamadığı bir konu olursa, bu, bilimin yetersizliğine ve bir yaratıcının varlığına kanıt olarak yorumlanır. Tabii bilim boşlukları doldurdukça bilim karşıtları her zaman yeni boşluklar ararlar. Aslında bilim tanrının varlığını ne kanıtlayabilir ne de çürütebilir. Bu konu, bilimin konusu dışındadır.

    ...

    Almanya'da Messel çukuru'nda bulunan primat fosili 47 milyon yıl öncesine tarihleniyor. insansılar ile lemurlar arasında evrim yollarının ayrıldığı kavşak noktası yakınlarına yerleştirilen bu fosil, şimdiye kadar bulunan primat fosilleri içinde en iyi korunmuş ve eksiksiz olanı. biliminsanları arasındaki tartışma, fosilin bu ayrım noktasına ne kadar yakın olduğu üzerinde.

    ...

    Bilimsel olarak darwinius masillae adı verilen fosil, insana giden soy hattı ile lemura giden soy hattının ayrıldığı yere çok yakın dönemde yaşamış olan bir canlıyı temsil ediyor. Bu canlıda, prosimian'ların ellerinde bulunan "taranma tırnağı" ve tarak şeklinde ön dişlerin bulunmaması darwinius masillae'nin basit bir lemur fosili olmadığını, bunun yerine primatların insana ve lemura giden soyhatlarının ayrıldığı bir noktaya çok yakın olduğunu gösteriyor.

    ...

    Ayak ve ellerindeki başparmağın, diğer dört parmak karşısında yer alması, bir primat özelliği.
    ...

    Bilekteki talus kemiğinin şekli, ida'yı insanlar, insansılar ve maymunlarla bağlayan bir
    karakter.

    ---ntv bilim sayı:4, haziran 2009---

    ---büyük larousse, cilt:21, başlık: sümerler---

    sümer devletinin -dünyanın bilinen ilk yazısıyla yazdıkları- yazılı kaynaklar i.ö. 2500 tarihlerine dayanır. bu yazılı kaynaklar arasında dini kayıtlar da vardır.

    ...

    sümer dininde ilk kez cennet tasviri yapılmıştır.

    ...

    sümer dinine göre bir tanrıçanın tekrar dirilmesi için kaburga kemiğinden başka bir tanrı yaratılır.

    ...

    sümer dini'nde çok tanrılı din inancı vardı. bilinen en büyük tanrılarının insanı çamurdan yarattığına inanılırdı.

    ---büyük larousse, cilt:21, başlık: sümerler---
    4 ...
  39. 789.
  40. 788.
  41. Darwin herkesin bildiği gibi bir bilimcidri.Ortaya attığı "insan maymundan türemiştir" teorisi ile
    bilim adamlarını bile yormuştur.Ancak bu teori bilimciler tarafından çürütülmüştür, ama tam
    değil.Çünkü türemek evrim geçirmektir.insan evrim geçirmemiştir ama çoğu bitki ve hayvan evrim
    geçirmiştir.Örnek vereyim.Filler mamutlardan türemişlerdir.
    Bunun sebebi mamutlar alaskada yaşardı ve milyar yıl önceydi.Ancak çeşitli iklim olayları, yer
    kabuğu sarsılmaları mamutun evrim geçirmesine sebep olmuş ve günümüzdeki fil halini almıştır.Aynı
    şekilde atlarda.Örneğin atların ilk atasının kedi boyunda üç tırnaklı bir hayvan olduğunu
    biliyormuydunuz..insanlardaki evrim de şöyledir.insan asla maymundan türememiştir.Ancak 2 milyon yıl
    önceki mağara adamları ile bu günkü insanlar arsında fark vardır.Bitkilerden örnek verirsek yosunlar
    eskiden(milyar yıl önce) gökdelen boyundayken şimdi zor bela göbeğimize geliyorlar.Kısaca evrim
    vardır.Ama insan insandır.Hiç bir hayvandan türememiştir.Bunu söylemek insanın onurunu zedeler.
    1 ...
  42. 787.
  43. - Ya abdülmüttalip abi ben maymundan geldiğimize inanmıyom yani,
    - Hımm. Evrimdışıyım diyosun yani..
    - Buyur abi?
    - Çay diyorum canım, taze mi?
    1 ...
  44. 786.
  45. bazı gerizekalıların hiçbir bilgi sahibi olamadan reddettiği, bazı beyinsizlerin de bilgi sahibi olmaya çalışırken okuyup anlamayıp reddettiği teoridir.

    sözlükteki değerli yazar kişi heavensent'in #5369362 nolu entrysini bir okuyun bakalım sizi kas kafalılar.

    evrim teorisi bir inanç değildir. evrim teorisine inanılmaz. her boka dogmatik yaklaşmaya alışmışsınız;" 'evrim teorisi' dindir." gibisinden söylemlerle kafa zükersiniz burda.

    öyle bir cümlelik "darwini bile haklı çıkaracak derecede beyni henüz gelişmeyen yazarların savunduğu haksız teori." gibi epey dayanaksız, sığ beyanatlarla yaradılışçı kitleden artı oy dilenme girişimleriyle dillenebilecek bir bilgi denizi değildir bu teori. sizin hiçbir zaman kafa yormadığınız şeylere kafa yorar. hayır hani ölüp de hurilerle sevişemezseniz hayal kırıklığına uğramayın diye birazcık uyarıyorum sizi. iyilik yapıyorum.

    bilgi sahibi olun, sonra fikir sahibi olun.

    her şeyden önce de "darwin" gibi bir bilim adamına karşı saygılı olun.
    3 ...
  46. 785.
  47. şu maymundan insan muhabbetini yapacak olan başlığa entry girmesin. okuyan bilen entry girsin. evrim teorisi tüm türleri yani milyonlarca dala ayırarak ismini bile telaffuz edemeyeceğimiz türlerin kökenini açıklar. ve bunu açıklarken milyonlarca fosil kullanır. geçerlidir ya da değildir orası ayrı. teorinin çürütülmesi harun yahya gibi birine kalmış ki vay darwin'in haline...
    1 ...
© 2026 uludağ sözlük