evrim teorisi

entry3509 galeri178 ses2
    1551.
  1. 1552.
  2. ortak ata diye tabir edilen canlı maymundan gelmenin tutmamasından sonra türetilmiş bir tezdir. yaradılışı reddetmediği iddiasını öne sürüp hz adem ve hz havvayı yok saymak ise ayrı bir garipliktir.

    dış etken faktörü ile tesadüfi değişim ise apayrı meselelerdir. bir tesadüf neticesinde kuzey kutbunda 3 kuşaktır yaşayan bir ailenin son doğan çocukları bir tesadüf neticesinde zenci doğmaz.

    hatta yaradılış faktörünü hiçe sayanların öne sürdüğü evrimden farklı olarak bir çok yaradılışçı tez vardır ve en geçerli olan tez şudur:
    ""külli ruhtan, türlerin zincirleme dönüşümsüz evrimi diye bir teori allah, önce, evrimiyle bütün kâinatı, somut ve soyut bütün varlıkları meydana getirecek olan külli varlık yaratmıştır. külli ruhun akışıyla varlıkların meydana geliş sıraları şöyledir: önce ruhi varlıklar, daha sonra basit semavi unsurlar ve cisimler, daha sonra madenler, daha sonra bitki ve hayvan türleri ve nihayet insan türü. belli özelliklere sahip türlerin, hepsi, bir âlem adı almıştır: bitkiler âlemi, hayvanlar âlemi gibi…""

    insanın, bugün bu şekilde oluşumu görülmüyorsa, bunun sebebi, türlerin ilk defa oluşum veya yaratılışını meydana getiren kozmolojik evrimin, ilk insan türünün ortaya çıkmasıyla son bulmasıdır; ayrıca bu manada bir evrim, müslüman evrimcilere göre söz konusu değildir

    not: ehehe müslüman evrimciler bile var diyenler için tekrarlıyorum sizin evrim kavramına yüklediğiniz anlam ile bizlerin yüklediği ayrı şeyler.
    4 ...
  3. 1553.
  4. canlılar maymuna kadar evrim geçirdi. ---> maymundan insan oldu ---> insanın kadın cinsiyeti ortaya çıktı. ---> bu cinsiyete nazar boncuğu olsun diye sibel meriç yaratıldı...
    1 ...
  5. 1554.
  6. her doğrunun içerisinde bir yanlış ve her yanlışın içerisinde bir doğru olduğu düşüncemi kanıtlayan teori.
    0 ...
  7. 1555.
  8. Dişilerin daha çok seçici olmasının sebebine yönelik bir açıklama, gamet miktarıdır. Dişiler, genellikle erkeklere göre kıyaslanmayacak kadar az sayıda gamet üretirler. Örneğin insanda, dişiler çiftleşmede kullanılmak üzere 1 yumurta (gamet) üretirken, erkek milyonlarca sperm (gamet) üretmektedir. Bu, zincirleme bazı etkiler sonucunda dişileri daha değerli, erkekleri daha değersiz veya ikincil derece değerde kılmaktadır. Çünkü doğada seyrek bulunan her zaman kıymetlidir.

    (burası çok ilginç;)

    Kim bilir, belki de erkeklerin yüzlerce, binlerce yıldır kadınlar üzerinde kurmak istedikleri amansız baskılar, bu psikolojik ve biyolojik geri kalmışlığın bilinçaltına yerleşmiş gölgeleme arzusundan ileri gelmektedir.
    1 ...
  9. 1556.
  10. evrim adlı birinin ortaya attığı teori.
    0 ...
  11. 1557.
  12. --spoiler--
    hadi evrim teorisi var diyelim:
    hadi bizim atalarımız maymundu;
    1-bunlar hiç mi eser bırakmadı, tarihi kalıntı filan,
    2-neden hala maymunlar var.
    .....

    --spoiler--

    Yaratılışçıların yaptıkları en bariz çarpıtmalardan biri de insan evrimi söz konusu olduğunda "insanın maymundan türediği" söylemine başvurmalarıdır. Harun Yahya da aynı taktiği sürdürmekte bir beis görmemektedir. Bu, temelden yanlış bir yaklaşımdır ve kasıtlı olarak Darwin'den bu yana sürdürülegelmektedir. Bunun doğrusu "insan, hem kuyruksuz büyük maymun hem de insan özelliklerini taşıyan ortak bir atadan türedi" şeklinde olmalıdır. Ancak evrim karşıtları, kitleleri ajite etmek, onları yanlış yönlendirerek desteklerini arkalarına alabilmek için bu ucuz numaraya başvurmaya özel bir gayret sarf etmektedirler. Aynı numaranın Harun Yahya tarafından da yapıldığını görmek hiç de şaşırtıcı değildir.

    insanın maymundan geldiğini söylemek maymunu ata, insanı torun konumuna getirir. Halbuki ortak ata, insanın olduğu kadar kuyruksuz büyük maymunların da atasıdır. "insanın maymundan türediği" deyişinde zımnî bir amaç vardır. Bu ifade üzerine, evrim kuramı hakkında bilgisi olmayan birisinin kafasında;

    "insan maymundan geldiğine göre değişerek günümüze gelmiş, buna karşılık 'maymun' hâlâ yaşadığına göre değişiklik geçirmeden günümüze ulaşmış" düşüncesi yer edecektir.

    Arkasından da doğal olarak "Bir canlı türü değişirken diğeri niçin değişmiyor?" sorusu gündeme gelecektir.

    Ardından sorular çeşitlenerek devam edecektir.

    Maymun niçin evrimleşmedi?

    Maymunlar niçin insana dönüşmüyor?

    ileride insana dönüşecek maymunlar olabilir mi?

    işte size bir çarpıtmanın anatomisi...
    1 ...
  13. 1558.
  14. insanların okumadan kulaktan doğma bilgilerle öğrendiği bir teoridir. bu tarzda öğrenme çok tehlikelidir ve karşıt görüşte olan insanlar evrim teorisinin insanların maymundan geldiğini savunduğunu sanırlar aslında öyle değildir evrim teorisi insan ve maymunların ortak atadan geldiğini savunur maymundan evrimleştiğini savunmaz. bir ağacın dalları gibidir. her dal tek bir gövdeden çıkar farklı yönlere dağru büyür gelişir bazen tek bir daldan farklı dallarda büyüyüp gelişebilir tıpkı bunun gibidir. gerçekliği tamamen kanıtlanmıştır. insanlar darwin'in savunduğu düşüncenin hala aynı kaldığını sanır. bilim günden güne gelişiyor darwin yaşasaydı kendi teorisini tanıyamazdı. bugünkü bilidiklerimizle darwinin tahmin ettiğinden de çok çok ilerideyiz.
    1 ...
  15. 1559.
  16. maymundan geldiğini sanmaktır.

    hiç başka tanımlara, uzun uzun açıklamalara gerek yoktur.
    1 ...
  17. 1560.
  18. gelenler maymun olması, başka açıklamaya gerek yok.
    0 ...
  19. 1561.
  20. 1562.
  21. açıklamaya , konuşmaya gerek yok.
    0 ...
  22. 1563.
  23. ateistlerin taptıkları yalan.
    0 ...
  24. 1564.
  25. katoliklerin ve gerici müslümanların inanmadığı bilimsel gerçekliği kanıtlanmış teoridir. lan kanıtlanmışsa nasıl teori demeyin bana lise bilginizle.
    3 ...
  26. 1565.
  27. dinazorların yok oluşu üzerine

    ilk olarak, bu son yok oluşu anlayabilmek için, genel olarak kitlesel yok oluşları (mass extinction) anlamakta ve zamanlarını bilmekte fayda var. Çünkü buradan önemli sonuçlar çıkarabiliriz.



    Canlılık tarihi, 3.8 milyar yıl önce koaservatlarla başlamıştır. Daha sonra bu koaservatlar tek hücreli organizmalara ve temel olarak bakterilere evrimleşmiştir. Düşük oksijen düzeyleri, bakterilerin belirli boyutların üzerine çıkabilmesine ve koloniler kurmasına genel olarak engel olmuştur. Ancak fotosentez yapabilen siyanobakterilerin ortaya çıkışı sonrası, atmosferdeki oksijen düzeyleri kıyaslanmayacak miktarda artmış ve bu bol oksijen, canlılarda çok hücreliliğin (multicellularity) evrimleşebilmesini sağlamıştır. Bu, temel olarak bundan 450-550 milyon yıl kadar öncesini, bilim dünyasında Kambriyen Patlaması olarak isimlendirilen dönemi işaret eder. Bu patlama "olumlu" bir patlamadır ve bol oksijen ve giderek kısıtlanan habitatların doğurduğu evrim baskısı sayesinde, kısa sürede hızlı ve saçık bir türleşme meydana gelmiştir. Ve sonunda, günümüzdeki modern canlılara kadar ulaşılmıştır ve evrim hala yoluna devam etmektedir.



    Ancak ne yazık ki canlılık tarihindeki "patlamalar", her zaman Kambriyen Dönemi'nin başındaki gibi olumlu patlamalar olmamıştır. Kambriyen Patlaması, sayısız yeni türün oluşabilmesini sağlamışken, Kambriyen Dönemi'nden beri meydana gelen 5 (bazı kaynaklara göre 6) kitlesel yok oluş, kimi zaman canlıların çoğunu, kimi zamansa canlıların neredeyse tümünü Dünya üzerinde silmiştir. Şimdi bunların kısaca zamanlarına değindikten sonra, bunlardan sonuncusuna (bazı kaynaklara göre sondan ikincisine) değineceğiz.



    ilk yok oluş, bundan 445 milyon yıl önce, Ordovisyen Dönem'i bitiren ve Silüryen Dönemi başlatan yok oluştur. Kambriyen Patlaması'ndan sonra gelişen ve yaklaşık 100 milyon yıldır çeşitlenen cinslerin %57'si (bu da türlerin %75'ine tekabül eder) haritadan silinmiştir. Ayrıca bu yok oluş, kayıtlara canlılığın gördüğü en büyük üçüncü kitlesel yok oluş olarak geçmiştir. Bu yok oluşun sebebi, yer plakalarının hareket etmesi sonucu deniz düzeylerinde meydana gelen hızlı düşüştür. Bu kitlesel yok oluşun sorumlusu ise, Pangea denen ve Dünya tarihinde meydana gelen en büyük ve tek kıtanın, tüm buzulları sıkıştırması ve karaya hapsetmesidir. Buzulların sıkışması ise, su seviyelerindeki düşüşe sebep olmuştur. Bu da, zaten çok büyük bir kısmı sularda yaşayan canlıların bir anda yok olmaya başlamasına sebebiyet vermiştir.



    ikinci yok oluş, ilkinden 75 milyon yıl sonra, günümüzden yaklaşık 370 milyon yıl önce meydana gelmiştir ve Devoniyen Dönemi bitirip Karbonifer Dönemi'ni başlatmıştır. Bu yok oluşun sebeplerinden biri yine denizeldir. Deniz seviyeleri bu dönemde sürekli olarak değişmiştir. Bunu tetikleyen sebep olaraksa, kara bitkilerinin bu dönemde karaların tamamını işgal etmeye başlaması ve atmosferdeki karbondioksitin büyük bir kısmını emmeleri gösterilmektedir. Karbondioksit düzeyindeki bu hızlı düşür, küresel soğumaya sebep olmuştur. Bu yok oluşta o dönemde var olan tüm cinslerin %50'si, yani dönemdeki tüm türlerin %75'i yok olmuştur.



    Üçüncü kitlesel yok oluş, bundan 250 milyon yıl önce, bir ikinci yok oluştan ise yaklaşık 120 milyon yıl sonra meydana gelmiştir. Bu yok oluş, neredeyse Dünya'daki canlılığın sona erdiği yok oluştur. Ancak yine de yaşam, bir yolunu bulup, varlığını sürdürmüştür. Bu yok oluş sonucunda Dünya'daki o zaman var olan cinslerin %83'ü yok olmuştur. Bunların içinde var olan kara canlılarının %96'sı, deniz canlılarının ise %70'i bulunmaktadır. Bu yok oluş sonucunda kara bitkilerinin çoğunun soyu tükenmiştir. Bu ciddi yok oluşun sebebi olarak ise, Siberya Volkanları'nın patlaması gösterilmektedir. Ayrıca Pangea'nın hareketleri sonucu oluşan akıntılar da, Dünya'nın iklimini ciddi biçimde değiştirmiştir. Ayrıca bazı bilim adamları tarafından bir meteor çarpması ihtimaline de yer verilmektedir.



    Dördüncü kitlesel yok oluş, bundan yaklaşık 205 milyon yıl önce, bir öncekinden ise 50 milyon yıl sonra, Geç Triyasik Dönemi'nde meydana gelmiştir ve Jurasik Dönemi başlatmıştır. Bu yok oluşta canlı ailelerinin %20'si, cinslerin %48'i, tüm türlerin ise %65'i yok olmuştur. Bu yok oluşta, tek bir seferde bu sayıların yok olması değil, uzun süreli ve birkaç yok oluşun birleşimi olan bir kitlesel yok oluş görülmektedir. Ancak ne olursa olsun, genel sebep olarak Orta Atlantik Magmatik bölgesinin harekete geçmesi gösterilmektedir. Bu volkanik patlamalar sırasında 2 milyon kilometre küplük lav yüzeye çıkmış ve 2 kuadrilyon (10 üzeri 15) kilogram sülfür havaya salınmıştır. Bu sülfür, güneş ışınlarını kapatmıştır ve bunun sonucunda küresel ısınma meydana gelmiştir.



    Beşinci ve çoğu kaynaklara göre son kitlesel yok oluş ise, bunların en meşhuru olan ve günümüzden 65 milyon yıl önce, bir önceki yok oluştan ise 140 milyon yıl sonra meydana gelen ve Kretase Dönemi'ni bitirip Tetriary Dönemi'ni başlatan yok oluştur. Bu kitlesel yok oluş, aynı zamanda "sürüngenlerin çağı"nı, daha doğrusu "dinozorların çağını" sona erdiren yok oluştur. Sadece küçük bir kol olarak gözüken kuşlar, dinozorların bu yok oluşta hayatta kalabilen üyeleridir ve günümüzde dinozorlara ait kalıntılara sahip olan, bu dinozor süpersınıfının son üyeleridir. Bu yok oluşun kombine bir sebepler durumu gözlenmektedir. Ancak yok oluşun tetiğine basan olay, yaklaşık 10 kilometre çapındaki BOLIDE tipi bir meteorun Dünya'ya çarpması olmuştur. Bugünkü Meksika'nın Yucatan Yarımadası'na çarpan bu meteor, çarptığı yerde 180 kilometrelik bir krater açmıştır. Bölgede bol miktarda bulunan Iridyum elementi (Dünya'da çok az bulunur, meteorlarda bolca bulunur) bu durumu doğrulamaktadır. Bu çarpma, pek çok olumsuz durumu tetiklemiştir.



    Çarpmanın etkilerinden biraz bahsedecek olursak:



    10 kilometre çapındaki bu meteor, yaklaşık 4 çarpı 10 üzeri 23 Joule enerji açığa çıkarmıştır. Bu 10 üzeri 8 megatonluk enerjiye denk gelmektedir. insanların yaptığı en güçlü bomba, "Tsar Bomba" isimli bir bombadır ve sadece 50 megaton enerji çıkarabilmektedir. Dünya tarihinde meydana gelen en güçlü volkan patlaması bile, 10 üzeri 21 Joule enerji açığa çıkaran La Garita Caldera patlamasıdır ve bu meteorun etkisinden çok daha az etki yaratabilmiştir. Çarpma sonucunda boyları 30 metreye kadar ulaşabilen megatsunamiler meydana gelmiştir. Kalkan kül, toprak ve toz yığını, hızla Dünya'nın hemen her yanını sarmıştır. Ayrıca Dünya'nın bir anda artan sıcaklığı, pek çok orman yangınına da sebep olmuştur. Kapanan güneş ışınları ve bitkilerin yanması, fotosentezin neredeyse durmasına sebep olmuştur. Ayrıca bazı bilim adamları, bu yok oluşun tek bir meteor çarpmasıyla değil, birbirinden farklı birkaç çarpmanın etkisi olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Çünkü aynı dönemde başka çarpmalara işaret eden kraterler de bulunmuştur.



    Ayrıca bu çarpmanın etkisiyle, volkanik hareketler de tetiklenmiştir. Günümüz Hindistan'ında bulunan Deccan Volkanları patlamış ve bu patlamalar canlıları bir önceki kitlesel yok oluştaki volkan patlamalarına benzer şekilde etkilemiştir.



    Bu olaylar zinciri sonucu iklim ciddi şekilde değişmiş ve deniz seviyelerinde oynamalar olmuştur.



    Bu olayların ana sonucu ise, çok ciddi bir bilançodur: Dönemin canlılarına ait ailelerin %17'si, yani cinslerin %50'si, yani türlerin %76'sı yok olmuştur. Ayrıca dinozor süpersınıfının kuşlar hariç tüm üyeleri yok olmuş, o zamanlara kadar sürüngenlerin gölgesinde kalmış olan sıcakkanlı memelilere yeni bir yol açılmıştır. Çünkü memeliler üzerinden beslenen ve kaya aralıkları gibi ufak deliklere girebilen memeliler, çarpmanın ve sonuçlarının etkilerinden kurtulabilmişlerdir. Ayrıca meydana gelen dinozor leşleri de onlara bol bol besin sağlamıştır. Sıcakkanlı olmaları ise, değişen sıcaklıklara daha kolay dayanabilmelerine sebep olmuştur.



    Eğer insanlar ve akrabaları açısından bakacak olursak, bu kitlesel yok oluş olumlu sonuçlanmıştır, çünkü maymunlara ve maymunsulara giden kolun yolu açılmıştır.Ancak ne yazık ki sürüngenlerin, bitkilerin, denizel canlıların ve diğerlerinin büyük kısmı bu çarpma sonucu yok olmuştur.



    Peki bu olaylardan alacağımız ders ne olmalıdır? (Uyarı: Bundan sonrası yazarımıza ait şahsi görüşleri de içermektedir.)



    Yukarıda sıralanan ve daha öncesine ait bu derecede değişime sebep olan durumlara ve bunların sonucu meydana gelen kitlesel yok oluşların gerçekleşme sıklığına bakacak olursak, yaklaşık 60-70 milyon yılda bir, bu tip durumlar yaşanmaktadır ve Dünya'daki canlılık ağır darbeler almaktadır. Bu elbette ki bir saate bağlı bir olay değildir. istatistiki bir sonuçtur. Ancak elimizde bol bol örnek bulunduğundan, yeterince doğru bir genelleme yapılabilir: Son 65 milyon yıldır ciddi bir yok oluş meydana gelmemiştir ve uzun bir süredir bu kadar ciddi bir meteor çarpması yaşanmamıştır. Dolayısıyla yakın bir gelecekte, istatistiki sebeplerle, benzer bir yok oluş yaşayabileceğimiz düşünülebilir.



    işin ilginç yanı, insanoğlu kendisine çok fazla güvenmektedir. Teknolojisiyle ve gülünç bir biçimde zekasıyla övünmektedir. Buna rağmen tüm insanlığın ortak bir düşmanı olan "kitlesel yok oluşlara" karşı önlem almak yerine, birbiriyle mücadeleye girmektedir ve birbirini yemektedir. Ve günümüzde, bırakın 10 kilometrelik çapa sahip bir meteoru, bunun onda biri büyüklüğünde bir meteoru bile durdurma veya yönünü değiştirmeye yetecek teknolojimiz bulunmamaktadır. Astronomların özverili çabaları sayesinde üzerimize gelen meteorlar onlarca yıl önceden görülebilir; ancak bir tehlikenin geldiğini görmek, onu önleyemedikten sonra anlamsızdır. Ve insan türü, kaynaklarını birbirini yemeye, şahsi ve güvenilmez inançlarının gerekliliklerine ve bilim-dışı olgulara ayırdıkça, bu ortak düşmanımıza karşı savunmasız kalmaya devam edeceğiz.



    "Neyse ki", Carl Sagan'ın kitaplarında bulabileceğiniz istatistiki ve ayrıntılı hesaplara göre, muhtemel bir göktaşı çarpmasından çok önce, insan ırkı doğal sebeplerle tükenecektir. Yani yakın bir gelecekte meydana gelmesini beklediğimiz kitlesel yok oluştan çok önce, insan ırkı, kendi kendisini ve beraberinde sayısız canlı türünü yok edecektir.
    1 ...
  28. 1566.
  29. 2,5 milyon yıl öncesi bizler için çok eski bir dönemi mi anlatıyor?

    Oysa dünyanın yaşı 4,5 milyar. 2,5 milyonu 1800 ile çarpıldığında 4,5 milyar sayısını buluruz. Yani alet yapma becerisine sahip ilkel insana gelene kadar bile dünya üzerinde 1799 tane 2,5 milyon yıl geçmiş. Dünyanın ilk oluşumundan bu yana geçen 1799 tane 2,5 milyon yıl boyunca insan nerdeydi? Dünya gerçekten insan için mi yaratılmıştı?
    1 ...
  30. 1567.
  31. sonunda vatikan'ın tartıştığı bir konudur. papa yine kendisine bir şeyler çıkarmış konudan: "evren ve evrim tanrı'nın yazdığı bir kitaptır".
    0 ...
  32. 1568.
  33. "evrim teorisi vardır ama maymundan değil hurma çekirdeğinden geldik" diyenler var maalesef!!!!
    0 ...
  34. 1569.
  35. 1570.
  36. allah'ı inkar etmek için, çoğu embesilin sarıldığı çürük iptir.
    1 ...
  37. 1571.
  38. Teori tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar köşeye sıkışmıştır. Zira, kambriyen dönemde patlama gösteren ve bir anda dünyada var olmuş gibi bir izlenim bırakan canlı popülasyonu dolayısıyla, evrimci bilim adamları bile konu ile ilgili çeşitli makale ve görüşler altında bu konuyu tartışmaya açma ihtiyaç ve gereksinimi hissetmişlerdir.

    Bu konu ile ilgili ihtimal olarak gösterilmeye çalışılan tez, hayatın dünyada değil ilk önce uzayda başladığı ve göktaşı yağmurları ile dünyaya ve bir çok bölgeye yayıldığı yönünde.

    Sözün özü, Allah yaratmıştır deseler, kendileri de o kadar rahatlayacaklar ki.

    Edit: Bu söylediklerim, Harun Yahya ya da başka bir evrim karşıtı kişi tarafından söylenmemekle beraber, konu ile ilgili bbc başta olmak üzere, bir çok neşriyatta tartışılan konulardır.
    2 ...
  39. 1572.
  40. maymundan gelmek yada yoktan yaratılmak arasında gidip gelemeyecek kadar uzun süreci kapsayan ve biraz dikkatli bakıldığında çevremizde izlerini görebileceğimiz teori.

    evrim teorisinin 2 ana dayanağı vardır;

    birincisi türlerin ortak kökten gelişmesidir. bu , 4,5 milyar yıl önce bir tane tek hücreli canlı vardı da ordan türeye türeye bize kadar geldik değildir. bu yerkabuğu ilk meydana geldiğinde oluşan sınırlı canlı yaşamın mutasyon ve gen aktarımlarıyla çeşitlenmesidir. 4,5 milyar yılı göz ününe alırsak bu çeşitlenmenin ne kadar büyük olduğunu görebilriz.

    ikincisi ise doğal seleksiyon yani seçilimdir. nedir bu doğal seçilim ? canlıların tabiata en uygun şekilde olanların neslini devam ettirmesi , ettiremeyenlerin ise yok olmasıdır. bunu günümüzde de net olarak görebiliriz. soğuk iklimdeki insanların vücutları daha diriyken akrikalıların vücutları daha atletiktir. bunu diri vücutlu bir insanın soğuk havada daha zor ısı kaybedip daha kolay hayatta kalabilmesi veya afrika gibi vahşi yaşamla iç içe olan bir coğrafyada hayatta kalabilmek için çevik , hızlı ve daha küçük boyutlu (sıcaklıktan dolayı) olmanın gerekmesi şeklinde basite indirgeyebiliriz. kendini yaşama uyduramayan her canlı 1 , 3 yada 10 nesil sonra yok olacaktır ve genleri artık aktarılmayacaktır. zamanla sadece bölgeye uygun genler aktarılıp o gölgeye özel bir ırk oluşacaktır ki öyle olmuştur. yoksa danimarkada zayıf ve siyahi ırk görmememiz tesadüf değil. hayvanlar için de durum aynıdır. yüzlerce ayı türü vardır ama sadece kutup ayıları kutuplarda yaşayabilir.

    evrim teorisine doğanın mükemmeliyetini ortaya koyar , buna ister bilimsel açıdan bakın ister dini açıdan bakın doğa kusursuzdur. ve bence yaratılışa zıt değil yaratılmışın mükemmeliyetini ortaya koyar. tek yönlü kaynaktan at gözlüğü ile okumayan herkes bence bunu görebilmelidir.
    4 ...
  41. 1573.
  42. bir türlü sonuna varılamayan gece sohbetlerinin baş konusudur.
    0 ...
  43. 1574.
  44. çürütülmüş bir teoridir. bazıları hala temcit pilavı mahiyetinde ısıtıp ısıtıp öne sürmekteler.
    kabul etmenin çağdaşlık, reddetmenin-hoş zaten çürütülmüş durumda- yobazlık olarak algılandığı bir kuruntu.
    1 ...
  45. 1575.
  46. charles darwin ve tarafından ortaya konan teori. belki de canlı türlerinin kökenini anlamamızı sağlayan en önemli olgu. günümüzde bu teoriyi bilmeden konuşan insanların sayısı oldukça fazla olmasına rağmen * hala popülerliğini koruyan bir teori.

    darwin evrimin mekanizmasını doğal seçilimle açıklamıştır. ayrıca türlerin kökeni adlı eserinde ki yaşam ağacı, canlı evriminin simgesi olmuştur.
    1 ...
© 2026 uludağ sözlük