doğduğunuz andan itibaren, anlamasanızda duyacağınız kelimelerden biridir. sizi kucağına alan bir teyze annenize "allah gelinliğini/damatlığını da göstersin inşallah" der. işte o anda başlamıştır herşey. sonra ne mi olur?
-babaanne/anneanne kolundaki bileziklerden bir tanesini sizin için ayırmıştır. artık onu sizin için taşır.
-çeyizinize koyulmak üzere dantel,oya işleri,çetikler vs örülmeye başlanır.
-özellikle anneanne ve babaanne onlara da büyüklerinden kalmış "şey" lerden birini, sizin için ayırır. (hele ki ilk torunsanız)
-onbeşinize gelmenizle beraber bu biriktirmeler daha da artar.
-onyedinizde "ben bunların hiçbirini istemiyorum" ya da erkekseniz " ya anne deli misiniz, bunları eve serdirtmem ben" cümleleriniz başlar. kiminizin haberi bile yoktur bu biriktirilen şeylerden.
-erkek iseniz, daha lisedeyken, babaanne,anneanne ve bazen yenge size gelin adayı aramaya başlar. ufaktan çıtlatır size "... e tabi önce okulun bitsin, ama güzel kız bak."
-kız iseniz, damat aranmaz genelde ama beğenilen adaya yeşil ışık her zaman vardır.
-artık üniversite de bitti. işte yandığınız dakika, eğer sevgiliniz yoksa "bul kızım/oğlum birini de mürüvvetini görelim" eğer varsa "e getir bir tanıştır bakalım, kimdir nedir, kimlerdendir, bize uyacak mı ailesi..." uzar gider bu sorgulamalar.
-eğer çok uzun bir ilişkiniz varsa, "kaç sene oldu yavrum ele güne karşı, eve de gelip gidiyor, sen de onlara gidiyorsun, bak babanın bi şerefi var..."
artık sizin de aklınıza sokulmuştur. e kolay değil 25 sene boyunca bu kelime hergün fısıldandı kulağınıza. hatta kimi zaman yüksek sesli olan versiyonunu dinlediniz.
gel zaman git zaman, kız ya da erkek bir şekilde-bazen kıvranarak ta olsa-çıtlatır durumu sevgiliye. aslında karar tam alınmamıştır. sadece bir bıkkınlık vardır "evlen artık" a karşı.
kimi zaman "olur tamam" kimi zaman da "konuşalım bir ara istersen bunu" cümlesini duyarsınız.
bir anda bir soru belirir kafanızda "ulan, evlenmek nasıl birşey ola?" derken bu soruyu tek başınıza yanıtlayamayacağınızı anlayıp, sevgili ile konuşmaya ya da direkt mevzuyu açmadan anlamaya çalışırsınız. etrafınızdaki evlilikleri gözlemek çok yanlış olur. çünkü, evlenme kararı alan ya da almak için çaba sarfeden siz'sinizdir.
"ben bu adamla/kadınla koca bir ömür geçirebilir miyim?" sorusundan önce, "kaça mal olur ki bu bana?" sorusu takılır akla. beraber mobilya,beyaz eşya,mutfak eşyaları,tül,perde vs fiyatlarını araştırmaya girişirsiniz. maaşınıza bakarsınız, "nasıl ödenir bu kadar şey?" yer, bitirir sizi.
erkeğin aklına sadece boyutları büyük eşyaların ödemeleri gelirken, kadının aklına kapı askısı, diş fırçası, ev terliği, saklama kapları vs bir sürü şey gelir. kız kısmı bu konuda daha şanslıdır çünkü anne bunları almaya başlamıştır yavaştan. bazı anne, babalar zaten ayırmıştır bir kısım parayı ama ya ayırmadılarsa? bazen vazgeçilir, biraz daha zamanı var denilir. iki taraf aynı anda vazgeçtiyse sorun yoktur ama vazgeçen tek tarafsa, karşı tarafta mide ağrısına sebep olur. "oysa biz herşeyi beraberce yapmayacak mıydık?"
bunları aşabildiyseniz düşünülmesi gereken başka şeyler vardır artık. dedim ya "bu adamla/kadınla koca bir ömür geçirebilir miyim?" horlamasından şikayetiniz yoksa, yanlışlıkla sizin diş fırçaınızı kullandı diye mideniz bulanmıyorsa, en sinirli anında onu sakinleştirebiliyor ya da en sinirli anınızda sizi sakinleştirebiliyorsa artık evlenmeye hazırsınız demektir.
hayırlı olsun efendim. evlenmek fiilini hayata geçirmiş olursunuz.
devletten izin almak olarak yorumlanan olay. evliliğin tutkal gibi bir yapısı vardır. geçmişten beri var olan aile yapısının genelde temelidir evlilik.
yok evliliğe gerek yok.
ileride, yok aileye de gerek yok.
sikerim böyle anlayışı.
çoğu kız için özgürlüğe açılan kapı. ana baba kardeş baskısından ve dırdırından kurtulunur: rahat para harcanır, cinsellik yaşanır, kol kola eş dost gezmeleri yapılır. olumsuz şeyler de olabilir elbette.
evliliği devlet izni gibi görenlerin asla yapmamaları gereken şey. ya bu mu evlenmek ? rahat rahat sevişmek , aynı evde yaşamak olabilir mi sadece? hiç mi kafanız çalışmıyor? yok türkiye de kızla erkek aynı evde yaşayamazmış. nereden çıkıyor bunlar? hani istediniz mi burada anlatıyorsunuz kıza şöyle yaptım böyle ettim. kız arkadaşım hamile bilmemne. demek ki neymiş evlenmeden de oluyormuş birşeyler. evlilik hayatı düzene sokmaktır. kanundur. seni hayvandan ayırandır diyim tam anla . rahat rahat sevişmek gözüyle bakacaksan gerçekten gerek varmı evliliğe sence. hayvanlar karanlık çökünce bulur bi köşe çiftleşir. evli hayvan varmıdır? dünyaya aynı gözden bakabilmeyi becerebilen insanların harcıdır evlenmek. onlar sevişeceğiz yaşasın diye evlenmezler zaten. insanlar yukarıda yazmış akşam aynı eve dönmek , hayatı paylaşmak , sevdicekle uyumak ... bu dur işte evlilik. cahil gibi konuşmayın evliliğin alt metni üst metni kılı tüyü boku püsürü salla bunları geç. tapulu mal falan. yaşınız mı küçük anlayamadım.
bi kızla bi erkek neden evlenir? çünkü başka türlü aynı evde yaşayamazlar. türkiye'de bu böyle. ha birde birbirlerinin tapulu malı olurlar ''bu kadın/adam başkasıyla olamaz'' vardır evliliğin alt metninde. ayrıca sıkıcı bir hayat başlangıcıdır genç yaşta evlenen kısa zamanda dışarda arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi falan özler. zira biz türk milleti olarak evliliği fani dünyadan eli eteği çekme olarak algılamışızdır hep...
Eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi biraraya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır,
beraberce yeni ev düzülürdü. Tabi o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi.
O yüzden buna "evlenmek" denirdi.
Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar,
bu yüzden artık evlilik "katlanmaktır" demiş." *
yaş geçtikce daha da zorlaşan durumdur.
yaş küçükken bir kaşa bir göze tav olup evlenebilir insan.
büyüdükçe aklı başına gelir daha zor beğenir.
daha zor karar verir.
kişi her ne kadar evlenmeyi düşünmüyorum dese de, arkadaşı evlendiğinde anne/baba olduğunda için cız eder. çok mu geç kaldım diye.
"yaşım geldi,
annem dedi,
onun gibi;
evlenmek gerek,
aman gün almasın otuzundan,
bir tane bulunsun aynı babasından
anne benim koşmam gerek,
istemiyorum pilav yapmak,
sana birde torun gerek,
istemiyorum çocuk bakmak,
anne ben aşka inanmam,
önce aşık olmam gerek,
gözyaşlarıyla sulanmam, evlilik benim solmam demek",
şeklindeki, nil karaibrahimgil'in o acıklı şarkısına konu olan durumdur.
07/07/2007 tarihinde evlendiyseniz , ki bu tarih Bülent Ersoy'un düğün tarihiyle aynıdır , arkadaşlarınızın sürekli hatırlatarak sizi ağlatmasına sebep olur. Ne bileyim ben o da aynı tarihe denk getirmiş.
bilerek, isteyerek girdiğiniz yolun sonuna bir hafta kala, insanı "acaba" lar arasında bocalatandır. bazen "negzel şey lan" diye düşündüren, bazen de "akıllı adam işi değil" dedirtendir.
sıçtığımızın resmidir.