istanbulda ilk geldiğim otogardır. Bu kadar karmaşık bir mühendislik görmediğim için şaşkınlık içinde kalmıştım ve beni karşılayacak kuzeni bulmam yarım saatimi almıştı.
daha dün içinden geçtiğim ve enteresan biçimde sempatik gelen mekan.
istanbul'un kapısını oluşturmaktadır aslında bir nevi. nereden geliyor olursanız olun, neredeyse bütün otobüsler istisnasız uğrar bu gara. sürekli bi koşturma vardır. kimisi için yolun sonu, kimisi için ise uzun geçen bir yolculuktan sonra 5 dakikalık sigara molasıdır. türkiye'nin "her türlü" insanını bir arada görebileceğiniz belki de tek yeridir. köylüsü de oradadır, şehirlisi de, zengini de, fakiri de, tipsizi de güzeli de. istisnasız herkes geçer esenler otogarı'ndan.
işleri firmalara yolcu bulmak olan köşe başlarında bekleyen korkulacak derecede sinsi insanları barındıran yerdir. bu insanlara güvenmemenizi tavsiye ederim gideceğiniz tam yere firmanın seferi olmamasına rağmen size bilet aldırabilir ve bunu yakınından geçiyor veya benzeri yalanlarla başarabilir.
büyük oranda metro turizmin hakimiyeti altında bulunan, orada bulunduğum zamanlarda bana anlamsız bir huzur veren, çirkin ama naif otogardır. çok farklı bir atmosferi var bu mekanın.
en kasvetli otogar. içinde entrikalar ve türlü dolaplar döner. ayrıca bayram ve özle günlerde geliş gidişler işkencedir. tercih edenin aklından şüphe ederim.
otobüs otogara girerken o karanlık labirentlerde her zaman kormuşumdur. hep orda otobüsten inmek zorunda kalacağım aklıma falan geliyor . korku tüneli gibi otogar.
Buraya gidince sanki 90'lı yıllara geri dönmüşüm gibi hissederim. Sanki zaman donmuş kalmıştır öylece. O eski köhnemiş binası, tehlikeli alt katları ve labirent gibi yollarıyla istanbul'a yakışmayan çirkin bir yapıdır.
Hatırladığımda hâlâ sinirlendiğim bir anımda yer alan mekandır kendisi. Ne akla hizmetse uzak mesafeden bir kişi alır mısınız diyerekten istanbul'dan sevgilim olmuştu zamanın behrinde. Bursa'dan vapurla yanına gidecekken seferlerin iptal oluşuyla döt gibi ortada kalmıştım Mudanya ido'da. Madem öyle benimkini arayıp haber vereyim, otobüsle gel derse atlayıp geleyim çünkü neden yapmayayım sonuçta bunlar hep omnipotent düşünce. Neyse bu cesaret suyuna ekmek banmışlıkşa arıyorum söylüyorum böyle böyle diye adam tüm seferler mi iptal yeaaa diyip uyuyor. Evet o nasıl bir kayıtsızlıktır hâlâ anlamış değilim ama bendeki sinir katsayısı tavana fırlıyor doğal olarak. Önce rest çekip gitmek istemesem de oradan yurda dönmek çok koyuyor ve sırf sinirimi yüzyüze daha iyi boşaltmak için gitmeye karar vererek Kamil Koç amcamıza el pençe divan duruyorum ve yolculuğa başlıyorum. istanbul'a ilk defa otobüsle gittiğim için hangi otogarda ineceğimi bilmediğimden tekrar arayıp geliyorum ben hangi otogarda incem diye soruyorum. Esenlerde in diyor hâlâ uyuklar hâlde. Tam telefonu kapatacakken beyefendi o muhteşem soruyu soruyor: ALAYIM MI SENi ORADAN? Yok alma istanbul benim dedemin zaten gerizekalı. Şimdi geriye bakıp düşündüğümde bu kati bir ayrılık sebebi ancak Esenler'de 3-5 trip sonrası affetmiştim.
NOT: Yukarda bir yerde 'pardon adam demişim.'
iTiRAF: Hayatımın en saçma ve olmaması gereken ilişkisiydi ama onun vesilesiyle hayatımda hem acısıyla hem güzelliğiyle eşsiz bir yer edinen insanı kazandım. Teşekkürse teşekkür, keşkeyse keşke...