şimdi fark ettim de, aşk hayatıyla ilgili hiç yazı yazmamışım. e yazalım o halde.
1947 ve 1950 yılları arasında iki aşk yaşadı. ilk kız anne tarafından kuzeni olan carmen cordova de la serna. ama ikisinin de sevgisi karşılıklı olmasına rağmen birbirlerine hiç açılamadılar. diğeri ise okuldan olan ve 60'lara kadar mektuplaştığı tita infante. ama ernesto'nun bolivya'daki infazından kısa bir süre sonra o da öldü. kadını öldürmeden önce birkaç ayrıntı yazsaydın bari diyenler için; che kuzenine açılamadığı gibi aynı şekilde tita'ya da açılamamıştı. bunun sebebi o dönemler anne ve babası arasında olan problemler ve bu problemler yüzünden omuzlamak zorunda olduğu sorumluluk yüküydü. tita, komünist gençlik üyesiydi ve che'den birkaç yaş büyüktü. tarihçiler, bu ikisinin birbirlerine yazdıkları mektuplarda hiç sevgi sözcüğü kullanmadığını söylerler.
maria del carmen ferreyra'ya gelelim. arkadaşları ona chichina derlerdi. ben de öyle yazayım, hem kısaltmış oluruz. aslında che ile daha önce tanışmış olmalarına rağmen ilk yıldırım etkisi 1950 yılının ekim ayında carmen aguilar'ın düğününde olmuştu. (bu arada, carmen aguilar che'nin en yakın arkadaşıdır) chichina olayı şöyle anlatıyor; "onu o evde gördüm, merdivenlerden aşağıya iniyordu ve ben yıldırım çarpmış gibiydim. beni etkilemişti. sonra konuşmaya başladık ve tüm akşamı kitaplar hakkında konuşarak geçirdik" (bunu kendisiyle yapılan röportajda söylüyor)
chichina che'den birkaç yaş küçük, beyaz tenli ve zayıf genç bir kızdı.
che de ona ilk görüşte aşık olmuştu. ona yazdığı ilk mektuptan anlıyoruz bunu. mektubun ilk cümlesi şu; "çelişkili parıltıları, kendimi derinliklerinde kaybedeceğimin tehlikesini ilan eden o yeşil gözlere" (kaynak: 1 şubat 1951'de malagueno'dan gönderdiği mektup) tabi bir sene sonra che malagueno'dan dönüyor ve chichina'nın yanına gidiyor. kısa bir öpüşmenin ardından ona novios teklif ediyor.(novios nişanlılığa yakın bir ilişki demek) (öpüşmenin kaynağı: chichina'nın dolores moyano martin'e 4 ocak'ta gönderdiği mektup)
fakat ilişkileri che'nin arjantin ticaret filosunda doktorluk görevi dolayısıyla sekteye uğradı. zaten bu aşk che'nin yolculuk tutkusu ve özgürlük arzusuyla çakışıyordu. fakat che özgürlük tutkusunu seçti ve arkadaşı alberto granado'yla latin amerika'yı bir uçtan diğer uca gezmeye çıktı. che ona gönderdiği mektupta şöyle der; "seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorum, ama manevi özgürlüğümü senin için feda edemem. bu kendimi feda etmek anlamına gelir. sana daha önce de söylediğim gibi, dünyadaki en önemli şey kendimim" (kardeşim de en az benim kadar bencil) belli ki adam onu yolunda bir engel olarak görüyordu. ama sıkıntısı soyuttu. ayrılığın sebebi che'nin kendi kişiliğiydi, ilişkinin kendisi değil.
che'nin kendi kişiliğini es geçecek olursak, zaten o dönemler ekonomik sıkıntılar içindeydi. fakat chichina, cordoba standartlarına göre çok zengindi. fakat che saçını sakalını taramazdı, ütüsüz kıyafetlerle, bağlanmamış ayakkabılarla gezerdi. aslında ölümüne kadar hep böyleydi. chichina che'yi yemek yemek için buenos aires burjuvazisinin cirit attığı mekanlara götürüyordu ve che bundan nefret ediyordu. zaten kızın babası da bu ilişkiye karşıydı. ayrılık sebebi olarak bunları da sayabiliriz yani.
devrimci olmasının yanın da bir katildir. hayatını araştırmadan onu sevenler vardır bunlar kızlara entel ve kültürlü gözükmek için olanlardır. silah ve şiddetin tek çözüm olduğunu düşünen birisidir. türkiye de 1970 li yıllarda cinayet işleyenlerin örnek aldığı kişidir.ingiliz tarihçi Andrew Sinclair, gerilla savaşında Che'nin, karakterindeki zalim yönü keşfettiğini yazıyor: "Ona göre, amaç için kan akıtmak mubahtı. iki yılda La Cabana'da yüzlerce Batista partizanının ölüm emrini verdi. Daha sonra da, Domuzlar Körfezi'nin anti-komünist sürgünler tarafından işgali sırasında, sağ kalan herkes öldürüldü." denilen kişidir ve hala bu adamı iyi birisiymiş gibi görenler vardır ama eğer biraz düşünürlerse doğruyu anlayacaklardır.
not: o katil değil bi kere taammı çok iyi birisi yaa diyenler eksilesin
omurilikle idare edenlerin, katil, diye yaftaladıkları devrimcidir.
bu omurilik sahipleri, sanırım kendilerine yapılan şiddete karşı arkalarını dönüp öne doğru eğiliyorlar. zira baksanıza, savaştığı güçlere karşı mecburen şiddetle karşılık verenleri "katil" olarak tanımlıyorlar. tamam sevgili dostum, sen bu tip bir durumda, karşındakine domalarak tepki gösterebilirsin, ancak onurlu insanlar mücadele eder. ve bazen şartlar, hayatta kalmak için, seni öldürmek isteyeni öldürmeni zorunlu kıldığında, işte o onurlu insan, bunu yapar. istemese de yapar. senin gibi, hapishanelerde iğrenç işkenceler yapmaz, tecavüz etmez, cinsel uzuvlara elektrik vermez, küfretmez, aşağılamaz... sadece savaşın gerektirdiği şeyi yapar. bunu istemez belki ama mecburdur.
sen şimdi anlatılanı anlayamayacaksın ama biz anlatmaktan bıkmayacaz. öğrenmen lazım, iki gram beyinle ernesto guevara gibi bir adama hakaret etme eylemini yapmaman gerektiğini. anlaman gerek, onu eleştirirken seviyeli olman gerektiğini. anlaman gerek? onu eleştirmek için belirli bir iqya sahip olman gerektiğini. anlaman gerek, evde tüm gün 31 çekerek yaşama ve insanlığa hiçbir katkı sağlayamadığın gerçeğini. ve bunlar gibi daha birçok şeyi. anlatacaz zira umutsuz değiliz. bir köpek bile belirli bir eğitim sonrası çişini yapması gereken yeri öğrenebiliyorsa, senin gibi homo erectus da insan olmayı öğrenecektir. sabırlı ve umutluyuz.
bugün 45 yıl oluyor dünyamız bu cesur, bu serdengeçti komutanı ölümsüzlüğe uğurlayalı.
bir savaşta değil ama, kalleşçe, bir celladın silahından çıkan kurşunlarla öldürüleli.
biyolojik olarak öldü. ruhu ise her an, dünyada adaletsizliğin, baskının, gericiliğin, kısaca emperyalizmin hüküm sürdüğü her yerde dolaşıyor.
egemenler karşılarında düşman olarak o'nu ve onun izinden gidenleri görmemek için, sürüyle sahtekar çıkardı karşımıza bugün. onları pazarladı halkların önüne, "işte sizin kurtarıcılarınız! onlara katılın hadi!" diye.
ama olmuyor, dikiş tutmuyor. düzenleri bir yerinden arıza veriyor mutlaka.
işte o arızayı asla onaramayacaklar, o arıza çünkü "emek sermaye çelişkisi"nden doğuyor.
ve bu çelişki de ancak sosyalist iktidar'la ve elbette emekten yana olacak şekilde bertaraf edilecek.
ernesto'ya, dünya halklarına, ülkemiz emekçilerine sözümüz var.
--spoiler--
Aprendimos a quererte
Desde la historica altura
Donde el sol de tu bravura
Le puso cerco a la muerte
nakarat:
Aqui se queda la clara
La entraniable transparencia
De tu querida presencia
Comandante Che Guevara
Tu mano glorioso y fuerte
Sobre la historia dispara
Cuando todo Santa Clara
Se despierta para verte
Vienes quemando la brisa
Con soles de primavera
Para plantar la bandera
Con la luz de tu sonrisa
Tu amor revolucionario
Te conduce a nueva empresa
Donde esperan la firmeza
De tu brazo libertario
Seguiremos adelante
Como junto a ti segimos
Y con Fidel te decimos
Hasta Siempre, Comandante
..............................................
SONSUZA KADAR
biz seni sevmeyi
tarihin yükseklerinden öğrendik
cesaretinin güneşi
ölümü kuşattığında (pusu kurduğunda)
nakarat:
işte burada (duruyor)
tatlı varlığının
kalbe sıcaklık veren saydamlığı
kumandan che guevara
şanlı ve güçlü elin
tarihe ateş açar
bütün santa clara (halkı)
seni görmek için uyandığında
rüzgarı yakarak gelirsin
bahar güneşleriyle..
gülüşünün ışığıyla
bayrağı dikmek için
devrimci aşkın
seni yeni bir davaya götürüyor
ki orada senin kurtarıcı kolunun
gücünü (sıkılığını) bekliyorlar
biz mücadelemize devam edeceğiz
tıpkı sen yanımızdayken olduğu gibi
ve fidel'le sana diyoruz ki
sonsuza kadar, komutan
--spoiler--
kumandan ç, en sevilen tişört karakterinden çok daha fazlasıdır. bizse onu anlamaya çalışıp takdir etmekten fazlasını yapamayan bir avuç korkak.
yıllar önce bu resmi onun için çizmiştim: http://galeri.uludagsozlu...nesto-che-guevara-188935/
t-shırtlere en çok yakışan silüete sahip adamdır. hatta anahtarlık bardak vs. bilumum eşyalarda da kullanılır. gönderin lan adamın ailesine telif hakkını, hani sosyal paylaşım ibneler!
tanım: ergenlerin ağzının suyunu akıtan gereksiz bir arkadaş.
edit: bir eksi gelmiş, genç ernestolar rahatsız. liseliler sizi!
30-31 yaşında *, abd' yi yerinden hoplatabilmeyi başaran, avrupa' nın mahallenin kötü çocuğu olarak ilan ettiği, halbuki avrupa ve abd' nin bu kadar tartıştığı bu adama göre sadece emperyal diye tanımladığı devletlerle mücadele eden bir adamdır.
Bugün, o' nu çatır çatır eleştiren koca koca bebeler çıktı ortaya, yok şöyleymiş de böyleymiş de, ulan o yaşta, 30' unda bir adam dünyanın takibinde olan bir adam haline geliyor, dünyayı yerinden oynatıyor çok genç yaşta hem de, sen 30 yaşından babandan hala harçlığını alır, internetin başında kız koşturur, nazik g.tün play station koltuklarından kalkmaktan acizdir, seni şurada polis çevirse yusuf yusuf salarsın, adam dünyanın jandarmalarına kafa tuttu ne polisi, ne emperyali durdurabildi onu, adam o yaşta devrim yapmış, çıkmışsın rahat sıcak bilgisayar koltuğunda ötüyorsunuz.
ve o her şeyi çok bilir profesörler şöyle yapsaydı, böyle yapsaydı demekteler, angut sen bunu bugün 60 yaşına gelmiş, belli bir olgunluğa erişmiş bir kişi olarak söylüyorsun o adam daha çok genç yaşında her şeyi görecek deneyime sahip değildi, maaşlı kuklalar sizi!
Bunları görmen için illa sosyalist olman da gerekmiyor, ben de değilim, ama o' nun çok genç yaşta öldürülmesinin ardındaki sırrı görebiliyorum, peki sen ne yapıyorsun dengesiz.
hele hele apo ile bir tutan uzman profesör garibanlar çıktı ki ortaya tam evlere şenlik, apo emperyal destek olmadan s.çmaya gidemez, che ise daha çok emperyale kafa tutan korkusuzdur, gözünüzü açın biraz.
uzatmayacağım 30' udna abd ve ekipmanlarını titreten bu cesur adamın çok yaşamasına izin vermediler zaten, 39' una geldiğinde CiA ajanlarının sırtından sıktıkları sanıyorum 3 kurşunla öldürülmüştür. tarihler 1967' yi gösteriyordu.
1928' de doğup 39 gibi genç bir yaşta öldürülen 1967' de hayata gözlerini yuman bir adamın sevgisi latin amerika' yı sardı, şimdi bu sevgi çığır gibi, kendileri ölen adamı anıyorlar her yıl sosyalist olmayan latin ülkeler bile. burada dikkatinizi celbederim.
1928' de doğup 67' de öldürülen bu genç adamı saygıyla anıyorum.
saygılar, sevgiler.