önüne gelene çaktı. gelene geçene soktu lafı. recep tayyip erdoğan, akp mebusları, ertuğrul özkök, fatih altaylı... bir ara iş öyle çığırından çıktı ki rte'nin korkusundan meclis bahçesinde gizli gizli sigara içen akp'li mebuslara "liseli misiniz?" dedi...
her çok zeki insan gibi iletişim sorunu olan birisi. Ayrıca behzat ç. den başka konuşacak konusu yok. Sunucu ne soruyor lafı evirip çevirip diziye getirdi. Konu Nilgün hanımın rum babannesinden behzat ç. de başörtülü kız oynatmadılara geliyor. Hafif çakırkeyf ağzıda yok değil. "Şimdi öpiim abi abla" diyecek diye korkuyorum. Konuştukça diğer konukları ve sunucuyu da germekte. Balçiçek için zor bir program olacak gibi duruyor.
--spoiler--
Çıplak geceler kimleri tatmin edebilir ki? bir derviş ya da manyak oğlu manyağın teki değilseniz, olayları küçültmeden ya da büyütmeden oldukları gibi kabul ederek yaşayamazsınız.
--spoiler--
"bu düzen hepimizi mallaştırmaya çalışıyor. kelimenin iki anlamıyla da yapmaya çalışıyor bunu, hem metalaştırmaya çalışıyor hem de aptallaştırmaya. bir fırça darbesiyle yeteneklerimizi köleliğe çevirebilirler."
Mütevazı hakikatlerin peşindeydim o gece. Bilmem gerekmeyen şeyleri öğrenmek istemiyordum. Ufak ama kritik bir görev bekliyordum. Ajan olmak isteyen bir çocuk gibi. Bütün gün soğukta gezmiştim, duygularım donsun diye. Küçük dersler almak istiyordum. Tepeden bakmayan insanların vereceği mütevazı dersler. Çevir aç kapağı kim icat etmiştir? Hawaiide yaşayan etobur tırtıllar nasıl beslenirler? Bla bla bla.
Yaşadıklarıma bir hikâyeymiş gibi bakmak istiyordum ayrıca. Kendi yaşamıma bir hikâye gibi bakarsam geriye dönüp düzeltme şansım olacaktı sanki.
Sonra o gelmişti biraz mahcup ve çok güzel. Yanıma oturup susmuştu. Öfke olarak sessizlikler görmüştüm. Anlayış ifadesi olarak sessizlikler. Kabulleniş olarak sessizlikler. Pişmanlık olarak sessizlikler. Hayranlık olarak sessizlikler. Ama onun sessizliğini çözememiştim.
Bütün gün yaşadıklarımı bir ajan raporu gibi yazdım, demişti ilk olarak. Sonra da bir kâğıt uzatmıştı. Kâğıtta şöyle yazıyordu: 24 tane sigara içti. 6 şişe bira. Radyo dinledi. 8 sefer iç çekti. Gizlice ağladı, 12 miligram.
Sabaha kadar konuşmuştuk orada. Çok zarif sorunları vardı. Bilekliğinin kapatma yeri sıkışmıştı. Bazen konuşurken birbirimize dokunuyormuşuz gibi hissediyorum, demişti bir ara. Sanki konuşmuyoruz da sarılıyoruz.
Sonra bir daha görüşmedik. Birbirimize o tarz sorular sormamıştık çünkü. Bambaşka bir kafaydı o. Herkes birbirini götürmeye çalışırken çalan şarkıları dinleyen sadece bizdik.
ilk başta tam olarak hissedemediğimiz kırılma anları var. Zamanla harap edici duygulara dönüşüyorlar. Yaralanmanın sıcaklığıyla ilk anda hissedilmeyen kurşunlar gibi. Böyle durumlarda biraz zaman her şeyi daha da beter ediyor. Bizi yere seren büyük sorunlar olmuyor hiçbir zaman. Bizi yere seren evdeki şekerin bitmesi oluyor, kaybolmuş bir kitap oluyor, kesilen elektrik oluyor. ikimiz de yere serilmiştik o gece. Öyle bir kafaydı işte.
Şimdi tepelerden aşağı bakıyorum. Kara yılanlar gibi kıvrılıp giden asfalt yollara. Kayaların arasında, balkondan sarkan çocuklar gibi boşluğa uzanan ağaçlara. Sanki köklerinden kurtulup havaya karışmak istiyorlar.
Bazen yine oturuyorum aynı yerde. O geceki tadı yok tabii. Kelimelerin gelip benimle konuşmasını bekliyorum. Onlar da gelmiyorlar. Bazen bir iki fısıltı duyuyorum, o kadar.
Aslında o kadar da önemli biri olmadığımızı anladığımızda neden üzülüyoruz ki? diye sormuştu o gece. Bunun temel bir aydınlanma anı olması gerekmez mi? Hepimizi önemli insanlar olduğumuza inandırdılar. Sonra da çekip gittiler.
Sonra da gitmişti. Evet. Önemsiz insanlar olduğumuzu hatırlamaya yeniden ihtiyacımız var.
--spoiler--
tv8'de katıldığı programda diyarbakır emniyet müdürü'nin geçen hafta yaptığı "pkklı teröriste de ağlamak lazım" temalı açıklamasını yerinde bulduğunu söylemiş, inceden pkk'yı desteklediğini ima etmiştir.
rahat adam, konuşmasıyla, duruşuyla, gülüşüyle samimi bir kere konuşurken sözlerini bir kağıda, yazsan kıyamazsın alıp, kitap yaparsın. öylede tatlı bir dili var. ben çok sevdim bu adamı arkadaşım. ne yazsa okunur, ne söylese dinlenir. erken kaybedenler kitabını okurken, gözüme bir şey kaçmasına neden olan, sayılı yazarlardan.
--spoiler--
serin ve sakin bir sabah balkonda kahvaltı ediyorduk. saçların dağınık, gözlerin uykuluydu. kalbimi kazanmak için hiçbir şey yapmana gerek yoktu.
--spoiler--
Bir insanın tam manasıyla ölmesi için onu hatırlayan hiç kimsenin kalmaması gerekir. Bu memlekette milyonlarca ölü yaşıyor bu hesapla bakarsak. Kimsenin siklemediği insanlar. Ateşböcekleri gibi, görünmek için karanlığa muhtaçlar. Belki bir gece nezarethaneleri andıran demir parmaklıklı zemin katlardan çıkarlar ve ışıltılı bir mezarlık mahallesi kurarlar. Sonra da silahlanıp gelirler ortalığın anasını sikerler. Herkesi öldürürler. Herkes öldüğü için de herkes unutulmuş olur. Böylece eşitlik sağlanmış olur. Bir Tanrı varsa eğer o gece kendini de bağışlamak zorunda kalır.
bu sadece alkol kafası olamaz dedirten şeyler yazan yazar. bir kere webden yayın yapan bir programda konuk olmuş, biraları birer birer devirince "garanti bankasının müdürü kim? +bilmiyoruz abi - onun da amına koyum" muhabbeti yapan birey. takılıyor öyle.