--spoiler--
Mesai saatleri içinde eğlenmeye tolerans payı bırakabilirler, yas tutmaya değil. Ölüm izni bu yüzden var. Yakını ölmüş kişi, acısını unutana kadar hizmet dışıdır. Ayakaltında dolaşması da istenmez. Acısını unutmak için kendini işine adamış insan tipi de bu yüzden çok sevilir. Çünkü hepimiz, acısını unutmak için ya da unuttuğu için, kendimizi bir şeylere adamışız.
--spoiler--
mahkeme katibi ve emrah serbes arasında geçen konuşma:
-okuma yazma biliyor musunuz?
+biraz.
-mesleğiniz nedir?
+yazar.
Ve ardından salondan gelen gülüşme sesleri.
"karanlıkta nüfus sayımı şöyle yapılır. yaşayanlar bir sigara yakar. " ve " seni sevmeyen birini sarhoşken arayamazsın. seni sevmeyen birini gece yarısından sonra arayamazsın. seni sevmeyen birini öğleden sonra bile arayamazsın. belki akşamüstü mesaj çekersin" ve " hüzünlü piç diyorum ona ismini bilmediğimden. o da bana acemi piç diyor. yok dünyadan haberin. bir fabrika paydos ederken ortalığa çöken hüznü bilmiyorsun. bilmiyorsun suya bırakılmış kâğıttan kayıkların gerçek anlamını. rüzgârda uçuşan torbaları. moloz dökülmüş arsaları. " satırlarıyla aklımda yer edinmis, hikayem paramparça isimli kitabın yazarı.
--spoiler--
Telafisi en güç şey, dikkatsizlik sonucu kırılan kalplerdir. iş işten geçtiğinde bütün mazeretler tedavülden kalkar, kıran da kırılan da piç gibi ortada kalır.
--spoiler--
erken kaybedenler kitabının yazari. Geçen elime geçti bu kitap ama kalitede murat menteş ya da hakan gündaya yetişir mi bilmiyorum. Bi okuyayım döncem ben buraya.
ilk okunduğunda küçük emrah'ı içeri atmışlar da sanki serbest kalmış anlamı çıkan saçmalıktan öte bir şey değil. haa adamın ismi öyledir ona da saygımız vardır.
58. giderken
Bir sıkıntıyı anlatmak istedim. Ama bir şeyi başka bir şeye benzetmekten başka bir şey gelmedi elimden. Kaybettiği savaştan sonra yakıp yıkarak geri çekilen ordular gibi. Mağlup olduğu oranda zalim. Trajik hatamız: Kendimizle ilgilenmeye alıştık, başka bir şeyle ilgilenemiyoruz artık. Sen çocuk yap kurtul istersen bu dertten bana da bir bira söyle giderken.
Mütevazı hakikatlerin peşindeydim o gece. Bilmem gerekmeyen şeyleri öğrenmek istemiyordum. Ufak ama kritik bir görev bekliyordum. Ajan olmak isteyen bir çocuk gibi. Bütün gün soğukta gezmiştim, duygularım donsun diye. Küçük dersler almak istiyordum. Tepeden bakmayan insanların vereceği mütevazı dersler. Çevir aç kapağı kim icat etmiştir? Hawaiide yaşayan etobur tırtıllar nasıl beslenirler? Bla bla bla.
Yaşadıklarıma bir hikâyeymiş gibi bakmak istiyordum ayrıca. Kendi yaşamıma bir hikâye gibi bakarsam geriye dönüp düzeltme şansım olacaktı sanki.
Sonra o gelmişti biraz mahcup ve çok güzel. Yanıma oturup susmuştu. Öfke olarak sessizlikler görmüştüm. Anlayış ifadesi olarak sessizlikler. Kabulleniş olarak sessizlikler. Pişmanlık olarak sessizlikler. Hayranlık olarak sessizlikler. Ama onun sessizliğini çözememiştim.
Bütün gün yaşadıklarımı bir ajan raporu gibi yazdım, demişti ilk olarak. Sonra da bir kâğıt uzatmıştı. Kâğıtta şöyle yazıyordu: 24 tane sigara içti. 6 şişe bira. Radyo dinledi. 8 sefer iç çekti. Gizlice ağladı, 12 miligram.
Sabaha kadar konuşmuştuk orada. Çok zarif sorunları vardı. Bilekliğinin kapatma yeri sıkışmıştı. Bazen konuşurken birbirimize dokunuyormuşuz gibi hissediyorum, demişti bir ara. Sanki konuşmuyoruz da sarılıyoruz.
Sonra bir daha görüşmedik. Birbirimize o tarz sorular sormamıştık çünkü. Bambaşka bir kafaydı o. Herkes birbirini götürmeye çalışırken çalan şarkıları dinleyen sadece bizdik.
ilk başta tam olarak hissedemediğimiz kırılma anları var. Zamanla harap edici duygulara dönüşüyorlar. Yaralanmanın sıcaklığıyla ilk anda hissedilmeyen kurşunlar gibi. Böyle durumlarda biraz zaman her şeyi daha da beter ediyor. Bizi yere seren büyük sorunlar olmuyor hiçbir zaman. Bizi yere seren evdeki şekerin bitmesi oluyor, kaybolmuş bir kitap oluyor, kesilen elektrik oluyor. ikimiz de yere serilmiştik o gece. Öyle bir kafaydı işte.
Şimdi tepelerden aşağı bakıyorum. Kara yılanlar gibi kıvrılıp giden asfalt yollara. Kayaların arasında, balkondan sarkan çocuklar gibi boşluğa uzanan ağaçlara. Sanki köklerinden kurtulup havaya karışmak istiyorlar.
Bazen yine oturuyorum aynı yerde. O geceki tadı yok tabii. Kelimelerin gelip benimle konuşmasını bekliyorum. Onlar da gelmiyorlar. Bazen bir iki fısıltı duyuyorum, o kadar.
Aslında o kadar da önemli biri olmadığımızı anladığımızda neden üzülüyoruz ki? diye sormuştu o gece. Bunun temel bir aydınlanma anı olması gerekmez mi? Hepimizi önemli insanlar olduğumuza inandırdılar. Sonra da çekip gittiler.
Sonra da gitmişti. Evet. Önemsiz insanlar olduğumuzu hatırlamaya yeniden ihtiyacımız var.
nasıl da bizi yazıyor,
nasıl da bizim yaşadıklarımız
bizim cümlelerimiz
bizim acılarımız gibi
söyleyemediklerimizi
söylemek için yırtınıp gurura yenilişlerimizi
ne de güzel yazıyor
her zaman.
hiç sevmediğim, ergenlere hitap ettiğini düşündüğüm yazar. fakat ne var ki bu demokratikleşme paketinin hemen ardından 12 yıl ile yargılanmasını kabullenebildiğim anlamına gelmiyor.
gezi olayları esnasında başbakana recep tazyik erdoğan dediği için hakkında 12 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan yazar, senarist. türkiye cumhuriyetinin bağımsız mahkemelerine bakın hele. devam beyler devam, her şey tam totaliter türkiye için!
Hasan Ferit'in cenazesinin yanı başında, sessiz sakin, bir kıyıda 3 gündür bekleyen ünlü yazardır. Çok para kazanmıştır. Zengindir, ünlüdür, velhasıl-ı kelam bir sürü şeydir ama halktır da aynı zamanda ve halkın yanındadır tüm sıfatlarından sıyrılarak.
"2 senedir para kazanıyorum zaten şurda elin kepazesine recep tazyik dedim diye tazminat davası açıyorlar. neyse bunların tarifeleri param bitene kadar konuşmak istiyorum kardeşim."
bir kez daha sevdim seni reyiz.
--spoiler--
'Hep senin suçun değil' dedim. 'insan kendi felaketini seçemez. Kendi felaketine aktif katılım içinde olabilir ama yine de onu seçemez. Yıkılmak için dizilen domino taşları gibiyiz. Biri gelir sana çarpar, seni yıkar ama onu da başka biri yıkmıştır. Biraz tepeden, soğukkanlı bir zaviyeden bakınca göze hoş gelen bir görüntü aslında. Kendi felaketinden bile zevk alabilirsin böylece. O felakette seni diğer insanlara bağlayan şeyi görürsün çünkü. Bu durumda herkes suçlu olduğuna göre hiç kimsenin suçlu olamayacağını anlarsın. Herkes birbirini yıkar. insana kim vurduya gitmek yakışır.
'insan iradesini hiçe sayıyorsun o zaman.'
'Hayır' dedim.insan iradesine hayranım. iradeli insan yirmi sene çalışıp bir ev alır ve sonra o evin depremde yirmi saniyede yıkıldığını görür. Her şeyini kaybetmiştir ama pes etmez, yirmi yılının boşa geçtiğini anlamıştır ama bunu kimseye çaktırmaz. Sonra cebinde taksi parası bile kalmadığından bir bayram arifesinde otogara valiz taşımak zorunda kalıp kalp krizi geçirir. Hastaneye götürürler ama hastanede yeterli teçhizat yoktur. iradeli insanı bir ambulansa koyup başka bir hastaneye gönderirler. Ama başka iradeli orospu çocuğu insanlar ambulansa yol vermezler ve o iradeli insan hastaneye varamadan trafikte ölür. Ambulansın sirenleri iradeli insan ölmemiş gibi çalmaya devam eder bir süre daha. Sirenler çalarken iradeli insanın kafasından geçen son düşünce de 'Ben nerede yanlış yaptım'olur. işte sana babamın ve insan iradesinin hikâyesi.
--spoiler--
''AKP bütün kamu mallarını sattı, peşkeş çekti, talan etti. Kamu malı olarak bir tek Yiğit Bulut kaldı.'' diyerek attığı tweetle ayarı vermiş, güzel adam.
lan o ne kalabalıktı öyle, imzalatayım dedim, hayatımda öyle kuyruk görmedim ben. beklemedim bile. hayır adama da yazık bir yandan. o neydi öyle ya, bak yine sinirlendim.
"iyi aile çocukları, eline hiç taş almamışlar, her zaman kazanan ata oynayanlar, sırtını daha güçlü birine dayamadan başka kimseyle kavga edemeyenler. Sizin ruhunuzu çok iyi biliyorum. Irak işgalinden önce de Amerikanın yanında savaşa girmeliyiz diyordunuz. Çünkü siz ancak dayak yemeyeceğinizi bildiğiniz kavgalara girersiniz beyler. Siz ancak çocukları dövebilirsiniz. Uzağından yakınından geçmediniz hiçbir onurlu kavganın. Hiçbir zaman da anlayamayacaksınız kelleyi koltuğa alıp canavarlarla dövüşmeye giden insanları."
Halkçı olduğunu iddia edip halkın yarısının iradesine hakaret eden tahammülsüz, saygısız ve baskıcı kişidir. Kabadayı kılıklıdır. Türkiye'de en çok hak yenen sinema sektöründedir. Şahsen dizisinin tek bölümünü izlememişimdir. Çok iyi yapmışımdır.