bu aralar yeni çıkan kitabı için imza günleri düzenleyen yazardır.
Dün istanbul'daydı, kendisini beşiktaşta hep görüyordum ama imza gününe gidip sıranın bana gelmesini bekledim, sıram geldi adımı sordu, söyledim 'naber ya' dedi, 'kötü' dedim. istanbula geldiğimden beri başıma gelenleri anlattım. bizim bu adamla hayatlarımız en azından mekansal olarak pararlel gidiyor, beni anlayacağını düşündüm. 'istanbul öyledir' dedi 'ankara'ya benzemez' üst üste geliyormuş burda herşey, birde isim isime benzermiş, islmlere çok takılmamalıymışım.
Neyse işte böyle sıcak kanlı bir adamdır, sizi dinler, son kitabıda aynı içtenlik içinde...
türk televizyon dünyasında yazılmış onlarca taklit senaryolardan birini yazıp iyi miktarda para kazanmak yerine alıştığımızın dışında, doğal, özgün ve gerçekçi bir senaryoyla kendini tüm türkiye ye kanıtladı.
ilk defa rol model aldığım birini kıskanmadan takdir ediyorum. unutmadan vayyyy amuaagoyim. *
20 haziranda piyasaya çıkacak olan deliduman kitabının yazarıdır.adam gibi adamdır.
neşet ertaş sever.gri ankara düşkünüdür.kem küm etmez dobra konuşur.
samimidir bizdendir yani brütüsüm.
ayrıca kitaplarını okumayanlara şiddetle tavsiye ederim.
20 haziran'da iletişim yayınları tarafından yeni bir kitabının yayınlanacağı yazar.
kitabın adı deliduman. kapak tasarımı berat pekmezci'ye aitmiş. arka kapakta şöyle bir şey yazıyor: "ağlamayı unutmak için yumruğunu sıkanları resmediyor"
şimdi kitabı heyecanla bekliyorum (yazlık bir kitabımız olacak malum) ama daha şimdiden yok gezi yok isyancıları diye ortada dolanmasını anlamlandıramıyorum. bırak abi bize sen o kısmı, biz anlarız merak etme, senin isyanını da anlarız diğer yazdıklarını anladığımız gibi, yeter da dolanma artık.
lakin bir üst entryde de belirtildiği üzere hızlı ve çabuk tükenen yeni romancılık hususunda kendisine yer buluyor.
hayat artık hızlı akıyor, bilgi hızlı yayılıyor, ulaşım hızlandı. romanın da hızlanması normal karşılanabilir lakin çerez tadında oku-at kıvamında olmaları da hoş olmaz.
mesela murat menteş bu konuda daha kötü. ilginç, zekice, kıvrak, hiperaktif kurgular yaratıyor lakin kitabı ilerleyen zamanda sadece "keyifli bir kitap" olarak hatırda kalıyor. bazen de duygulu.
bilmiyorum, belki de klasiklerin kafamıza çaktığı o ağır, hararetli ve derin hikayelere alışık olduğumuzdandır böyle düşünmemiz.
yine de emrah serbes'in yazması ve okunması taraftarıyım. beş para etmeyen, içi boş, yapay metinlerin best seller olduğu şu zamanda hızlı okunsun ama yine de okunsun.
kendisi hakkında uzun uzadıya yorum yapmaya gerek görmüyorum. sempati ya da antipati beslediğim biri değil. yoğun ısrar üzerine bir kitabını okuyup çok da beğenmemiştim yalan yok. ama şu sözü gerçekten çok güzel bir tespit.
''...bir sefer mutfakta tencere tava arasında ağlarken görmüştüm onu. alakasız yerlerde ızdırap çekmek ızdırabı ikiye katlar."
Ot dergisinin Nisan sayısında yazısının olmamasın nedeni roman kitabını yazmasıymış. Umarım bir an önce romanını bitirir ve ot dergisi okurlarına kendini daha fazla özletmez.
mustafa kemal'in asklerleriyiz sloganı üzerine; "özgürlük isteyen birinin, herhangi bir kimsenin askeri olması kabul edilemez" tarzında bir cümlesi vardı, imc tv'de.
evet, bu ideolojisizliktir. bu neoliberal özgürlükçülüktür. toplumu ve muhalefeti parçalayan şey tam da budur.
ben mustafa kemal'in askerleriyiz sloganı hususunda konuşmuyorum. emrah serbes'in sakat mantığına değiniyorum.
özgürlük yatış pozisyonunda gelen bir şey değildir. özgürlük zafer işareti ile sahip olunabilecek bir şey de değildir. özgürlük savaşarak, mücadele ederek, direnerek, kafa tutarak, toprağından kopmayarak gerçekleşir.
ve bu toprakların en büyük özgürlük mücadelesini mustafa kemal'in askerleri vermiştir zamanında.
dar kalıp/liberal düşünce bunu algılayamaz. mustafa kemal'in askerleriyiz sloganının mantığını, içeriğini, vurgusunu bilmeden de salt kemalizm düşmanlığından ötürü yaftalayıverir.
bu ülkenin, bu cumhuriyetin aydını ne yazık ki kendi değerlerini hiç etmekle görevlendirilmiş.
emrah serbes istemli veya istemsiz bu ucuz işlere giriyor ne yazık ki.
ilk görüşte tanınmayan abimizdir. yazılarını okur, çoğunu çok beğenirim.
erken kaybedenler kitabı müthiştir. bir anda okunup biter zaten. geriye yüzünüzde bir tebessüm bırakır.
erken kaybedenler'i ne kadar sevdiysem hikayem paramparça kitabından o kadar tiksindim. tam bir aforizma kusmuğu. her bir cümlesini sosyal medyada suyu çıktıktan sonra okumuş olmam ve kitapta yeni bir şeylerle karşılaşmamış olmamla da alakalı olabilir. ama olmasa da olur dediğim bir kitap.
-apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın bülent?
+hangisini?
-otomatik yanan, sensörlü lamba.
+hayır.
-komşu görmüş, yalan söyleme. süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.
önüme baktım.
-neden kırdın?
cevap yok.
-hasta mısın evladım? söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle...
+kırdımsa kırdım, ne olacak! çok mu değerliymiş?
-lamba senden değerli mi evladım, lambanın amına koyayım, lamba kim? yöneticiye de dedim. lambanızı s.keyim, kaç paraysa veririz. sen değerlisin benim için.
+beni görünce yanmıyordu baba.
-nasıl ya?
+görmezden geliyordu, yanmıyordu. kaç sefer yok saydı beni.
-e beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor.
+hadi ya! sahiden mi?
-evet. ucuzundan takmışlar. bizimle bir alakası yok.
babama sarıldım, yıllar sonra.
hiçbir kitabını okumaya fırsat bulamadığım, söyleyeceğini saklamayan, cesur yazarlarımızdandır kendisi. Genel olarak kalemi hakkında bir fikre sahip olmama rağmen kendi tarzını oluşturmuş ve farklılığı açık bir şekilde okuyucuya benimsettiğini düşünüyorum. örneğin ot dergisi mart sayısındaki "memnun kalırsın" yazısını okuduğunuzda yazar hakkında oldukça geniş bir fikir elde edebilirsiniz. Kitaplarının bahsini açmaya gerek bile yok sanırım.