hayranı olduğum yazar kişisi. kendisi bir idoldür. emrah serbes hikayelerinin samimiyeti diye bir gerçek vardır. adam bizi bizden daha iyi anlatıyordur. zamanında imza gününü kaçırdığım için hala üzülüyorumdur.
ünlülere hayranlık duyan salak tiplerden asla olmadım çok şükür. fakat 2 adam var ki tanışmak için büyük fedakarlık gösterebilirim. bunlardan birisi emrah serbes diğeri erdal beşikçioğlu..
bi karşılamadık zaten emrahla imza gününde.. karşılaşsak yazdığı tüm kitapları koyacağım önüne imzala birader şunları diye.. bi fotoğraf çektirir bi de bomonti ısmarlarım.. keyifli olur..
Gitmek istemediğin şehirlerden geliyorum geceleri. Rüyalarında kuruyan nehirlerden geliyorum. Bir Kaplumbağanın kalbiyle geliyorum. Bir kaplumbağanın kalbini sökersen o kalp bir saat daha atar. Bir dere elli sene sonra taşar, bir telefon yüz yıl çalar. Ne öğrendik bu aşktan: insan bir gün herkesi unutabilir. O zaman Hayaletlere inan, çünkü onlar hep dokunabilir.
Biz Cine5’i şifreli izleyip otuz bir çekerken, bize ahlak dersi verenler çoluğa çocuğa tecavüz etmiş haberimiz yok.
Biz bakkaldan gofret çaldık diye yirmi senedir vicdan azabı çekerken adamlar koşan atların nalını çalmış haberimiz yok.
Ben dört buçuk milyon dolar çalsam, benim babam da karakola gelirdi. Polisleri görevden almaya değil, beni dövmeye gelirdi. Ama gelemez. Çünkü elli yaşında öldü.
Kaldırıldığı devlet hastanesinde yeterli teçhizat olmadığı için Bursa’ya sevk edilirken ambulansta öldü. Çünkü o hastaneye teçhizat alınması için kullanılması gereken paraları çaldılar.
Onlar babalarının nüfuzuyla çalarken biz babamızı mezara koyduk. işte cezaevlerinde yatanlar değil bunlardır gerçek hırsızlar!
Sadece para pul mevzusu da değil konu. Türkiye’nin ruhunu çaldılar. Ruh hırsızları! Hatıra hırsızları! At hırsızları! Kuş hırsızları! Amına kodumun hırsızları! Üçüncü köprünün adını da Bilal Erdoğan köprüsü koyun..
"Hayatin geneli bombok gittigi icin insan yuregi nasir tutar birsey hissedemez olur. isler biraz yoluna girincede yeniden küt küt bok varmis gibi" ya bi insan beni tanimadan nasil beni bu kadar anlatabilir suan kalbime bi okuyucu koy ayni cumlelerin yandan yemisi geciyo. Bu kadar mi anlatilabilir bu durum. iyi ki varsin be abi bi gun bi soba kenarinda kestane yerken senin agzindan cikan cumlelerinin ostaki borumdan cekic ors uzengiden yavasca gecip kalbimin purjinke liflerini titretmesini isterim.
Yalniz kestaneri sen ciziktireceksin ben o konuda pek basarisizim.
bir gün tanışacağız, arkadaşlığımızın arkadaşlık düzeyinde kalmayacağını bilerek arkadaş olacağız, sonra sevgili. bir ay, altı ay, üç yıl. sonra ben, bir akşam ya da sabah ya da gece yarısı, henüz sen beni terk etmemişsen tabii, herhangi bir neden belirtmeden çekip gideceğim. çünkü veda konuşmalarını beceremem. becerebilseydim altı sene önce evlenmiş olurdum. nasıl ayrılacağımı tahayyül edemediğim için evlenemedim. ama bu ayrı bir konu. (ve sana bir cümleye ile başlamanın ona ilahi bir ton kattığını jonathan safran foer'den öğrenerek kullanmaya karar verdiğimi de belirtmek isterim erkek dünyasının tam kalbinden bir tavsiye, bu tarz dostane veda konuşmalarını becerebilen adamlardan uzak dur lütfen. onlar bir gece uyanıp seni kıtır kıtır kesebilecek kadar kendine güveni yerinde adamlardır. onlar en düşmanca hislerini bile dostane biçimde ifade edebilen gerçek erkeklerdir, onlar ergen değildir. ece temelkuran ne güzel kadın.) her neyse. ve sen kendini bok gibi hissedeceksin. haklı olarak. ve üzüleceksin. ve sen üzüldüğün için ben de üzüleceğim. ama bunu çaktırmayacağım. ve sen benim taş kalpli ve vicdansız biri olduğumu düşüneceksin. götün önde gideni olduğumu düşüneceksin. bu düşüncelerini bir terbiye süzgecinden geçirip smslere dökeceksin. ve ben onları okurken şöyle düşüneceğim, "sanırım ben bu dünyaya insanların kalbini kırmak için geldim." sonra bir gece saat ikide, alkollüyken telefon açıp bağıra çağıra dökeceksin içindeki bütün zehri. ama benim kafam o an yazdığım şeyin zehriyle dolu olduğundan senin zehrinden etkilenmeyeceğim ve diyeceğim ki, "yarın akşamüstü bir kahve içmeye ne dersin?" ve sen de diyeceksin ki, "yarın akşamüstü gelip seni bıçaklamama ne dersin bencil piç? bip bip bip biiiip" her neyse. dışarıda kahve içmekten nefret ederim zaten, evde yeterince içiyorum. kahve içelim dememin nedeni, bira içip duygusallaştıktan sonra aynı döngüye tekrar başlamaktan korkuyor olmam. sonuçta bir gün, o kahveyi barış içinde içeceğiz, havadan sudan konuşacağız, herkesin herkessiz yapabileceğini bildiğimizden (tezer özlü ne güzel kadın); kendimizle, o ana kadar ki bütün aptallıklarımızla dalga geçebileceğiz ve en sonunda, "ne güzel böyle, bunu her zaman yapalım," diyeceğiz. masaya gelen, donmuş sümüğü üst dudağına yapışık çocuktan selpak ve bu işi sadece hayır için yaptığını iddia eden adamdan tükenmez kalem alacağız. selpak mı kalem mi diye soracağım. tabii ki de kalemi seçeceksin. sonra aramızdaki sessiz anlaşmaya uyarak, bir daha bu kahve faslını hiç tekrarlamayacağımızı bilerek, ayrı yönlere gideceğiz.
erken kaybedenleri okuduğumda her hikayeden sonra ''ee sonra?'' diyesim geliyor, sonraki günlerin nasıl geçtiğini merak ediyorum, ayrıntıları sormak istiyorum.
bütün kitaplarını okuduğum, okurken de karşımda kırk yıllık bir ahbabımla bira-fıstık eşliğinde dertleşiyormuş hissine kapıldığım yazardır. her kitabı bende özeldir. bazılarını tek çırpıda okudum, bazıları haftalarımı aldı ama kesinlikle hepsinde aynı tadı aldım, hepsinin sonunda vay amısına koysunlar demişliğim olmuştur. Şu söze başka ne denir ki:
-Bu zamana kadar bir sürü doğru söyledik, hiç burnumuzun kısaldığını görmedim.
bazı dizileri çok seversiniz de bir an önce birkaç sezon geçsin de bölümler biriksin hepsini birden izleyim dersiniz, işte emrah serbesin kitapları için de aynısı düşünüyorum, 3. kitabına henüz başlayamadım. bir an önce yaşlansın birçok kitap yazsın da oturup hepsini okuyayım diyorum.
bugün söyleşisine gittiğim yazar.
o kadar güzel saçmaladı ki en fazla bu kadar güzel saçmalanırdı.
gelmeyenler büyük bi şey kaçırdı bence.
gerçi gelenler de maldı.
yazasım geldi işte amk.
"anlatıla anlatıla yalama olmuş hatıralar var çok şükür. başka hatıraların arasına karışıp bambaşka hatıralara dönüşen hatıralar. ve hiç yaşanmamış hatıralar var bence en güzelleri. o zaman ellerini ceplerinden çıkar çünkü kahve söyledik."