yaşasaydı ve buraları görseydi sol frame e küfretmezdi belki, ama ağzından dikensi bir sözcük çıkabilirdi. böylesi bir hayali olasılığı düşünerek başlığına entry girdiğim, şiirdaşım, güsel insan.
ben mutsuz kişiyim size yüzümü getirdim bu anlamda
nasıl seğirttim işte, kızmayın işte, dün o hekim dedi ki
dönünce birden yüzüme, yüzümün bu en yitik çağına
dedi ki: siz niye yoksunuz acaba ?
bilmem ki -doğrusu bilmiyorum- niye yokmuşum ben
sahi ben niye yokmuşum -öyle ya- elbette sordum ona
dedim ki - ne desem beğenirsiniz - iri bir top çekiyor gibi bilardo masasından
dedim ki, falan filan...
örneğin ölüversem şu daralmış yüreği kullanaraktan
ölüversem şuracıkta
bakınca herkes orama burama
derler mi bir ağızdan: bu ölen de kim
hey tanrım! bu ölen de kim, yani kim yaşamış kendi adına.
(...)
Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Ahmet Abi sen de bağışla
Boynu bükük duruyorsam eğer
içimden öyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet abim benim
insan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
Konyanın beyaz
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki
Ve avlularına
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
Ve sözlerine
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Anısı işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.
Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
Dirseğin iskemleye dayalı
-- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
Cıgara paketinde yazılar resimler
Resimler: cezaevleri
Resimler: özlem
Resimler: eskidenberi
Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun çabuk
Bakıyorum da simdi
O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
Biz eskiden seninle
istasyonları dolaşırdık bir bir
O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
Nazilli kokardı
Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
Kıl gibi ince istanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar...
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
işçiler
Almanya yolcusu işçiler
Kadınlar
Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
işte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.
dizeleriyle gönüllere en içten seslenmiş şairdir. herkese bir Ahmet abi lazım gelir bu şiirden sonra.
"O bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun
Sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden
Yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç."
lise 4.sınıflarda okutulan ders kitabında bir şiiri sansüre uğrayan yazardır. 'masa da masaymış ha' adlı şiirin 'bir bira içmek istiyordu kaç gündür/masaya biranın dökülüşünü koydu' dizeleri yerine, '...' konmuş.
aşk hakkında 2 kelime etmek için araya 500 tane gereksiz cümle sokan, insanlarda nasıl bir zevk olduğunu düşündüren, garip bir yazarımsıdır. şiir denince ahmet selçuk ilkan ve ibrahim sadri aklına gelmiyorsa şiir okumayı bırakmalıdır bence insan.
"Kum kumu, rüzgâr rüzgârı
Her şey birbirini ve her şey her şeyi emdi
Var yok'a dönüştü, yok var'a
Ama biz
Yenemedik arta kalan olmayı.
Gergefinde gülümseyen karanfil bir bütündü, biliyorduk
Bir orman bir bütündü, bir deniz.
Ormanda yeşil değil miydi rengârenk çiçekler bile?
Ama biz dağınık kaldık.
Sevgimizle, sevgisizliğimizle.
Mutluluğumuzla, mutsuzluğumuzla.
Özlemlerimizle, yitikliğimizle.
Her neyse, her neyse..."
Edip Cansever.
ozan. istanbulda dünyaya geldi. Liseyi bitirdikten sonra bir süre Yüksek Ticaret Okuiunda okudu. Sonra ticarete atıldı. ikinci Yeni şiir akımının başlıca temsilcilerinden olan Cansever, kendine özgü deyiş ve imgeleriyle çağdaş insanın özgeleşmesini dile getirir. 198! Sedat Siraavi Edebiyat ödülünü kazandı. Başlıca şiir kitapları: Yerçekimi! Karanfil (1957), Çağrılmayan Yakup (1969), Ben Ruhi Bey Nasılım (1974), Şairin Seyir Defteri (1980). Bezik Oynayan Kadınlar (1982), ilk Yaz Şikâyetçileri (1982), Oteller Kenti (1985), Gün Dönüyor Avucumda (1987).
antikacı şair. yahudi bir ortağı varmış, büyük bir disiplinle gidermiş antikacı dükkanına ama işle alakası yokmuş. dükkana girince disiplini kenara fırlatır üst katta şiirler yazarmış. yaşadığı dönemde sosyalist dogmatizmden çok çekmiştir. ona nasıl şiir yazması gerektiğinden bahsedenlerden ve toplumcu gerçekçi şiir yazmaya yönlendirmeye çalışanlardan yaka silkmişti. iyi ki onlara uymamış.
" bunlar ellerin senin, kirpiklerin, ağzın aslında
dağılıp yitiveriyor birden hepsi
'bu benim kayganlığım' derdi bir balık olsa
ama sen diyemezsin ben de diyemem
çünkü sen yoksun, ben de yokum
ya da biz ikimiz de varız varız da
bekliyoruz sanki düşlerimizden birinin yargısını
bakışımlı iki düş arasında."
"Bir adam kendi tiyatrosunda, tamam
Bir köpek sokak değiştirdi, korkak
içi süt dolu bir lokanta, ve kapandı
Ben ağzıma geleni söyledim, öyle
Gene bir ağaç öttü, bu kaçıncı." -Edip Cansever
"çünkü o kadın
Ne yapsa, neye uygulansa
Bir aralıktır şimdi dünyada
Bir aralık, bir aralık!
Yıllanmış ağaç kabuklarında bir yara
Bir geçit, bir su akıntısı, bir bıçak izi
Ve batık gemilerden şimdiye arta kalan
Bir batışın korkunç, ama hiç bitmeyecek izlenimi
Tanrım ona bir salıncak!
Bir gidip bir geliversin diye boşlukta
Umutla, erinçle, tutkuyla
Kendine kendine kendine katlanarak
Hani görmeden daha, bilmeden darıldığı kendine
Tanrım
Ona bir salıncak! ''
O kadar bekledim ki, geliyorum
Ölümümü bekledim, geliyorum
Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini
Bekledim geliyorum.
Ben Ruhi Bey, mutlu olan Ruhi Bey
Ölümü gömdüm, geliyorum
Bir sonbahar günüydü, geliyorum
Güneşler buz gibiydi, geliyorum
Ve bütün kötülükler
Ölümün armaları gibiydi
Size anlatırım, geliyorum.
Hepsini, hepsini gömdüm, geliyorum
Havuzun kırık taşlarını - siz bilmezsiniz -
Limonluğu ve kırmızı konağı - siz bilmezsiniz -
Aynalarda kendini seven Ruhi Beyi - siz bilmezsiniz -
Ve bildiğiniz Ruhi Beyi -ya da pek bilmediğiniz -
Gömdüm ben, geliyorum.
"Özlenirsin, alabildiğine varsın da
Daha da var oluyorsun gün günden
Olgun bir meyva gibi güleceksin zamanla
Bir adam da değilsin, bir kişi de değilsin
Bir kuş olsa mavilik derdi buna."