âlemlere rahmet diye gönderilen(!) kimi peygamberlere sahiptir. ne var ki rahmet diye gönderilenlerin(!) peşinden gidenlere ancak rahmet okunmuştur. sanırım rahmetten kasıt budur...
"eğer ben dünya ve mars arasında eliptik bir yörüngede güneşin etrafında dönen çin seramiği bir çaydanlık olduğunu öne sürseydim ve bu çaydanlığın en güçlü teleskoplarımızla bile tespit edilemeyecek kadar küçük olduğunu ekleyecek kadar da dikkatli olsaydım, kimse bu görüşümün tersini kanıtlayamazdı. ama devam edip de bu savımın yanlışlanamaz nitelikte oluşundan dolayı insan aklının ondan kuşku duymasının kabul edilemez bir küstahlık olacağını söyleseydim, herkes haklı olarak saçmaladığımı düşünürdü. ancak, eğer böyle bir çaydanlığın varlığı eski kitaplarca onaylansaydı, her pazar günü kilisede kutsal gerçeklik olarak öğretilseydi ve okullarda çocukların beynine kazınsaydı, onun varlığından kuşku duymak bir gariplik belirtisi olarak görülür ve o kuşkuyu duyan kişiye yakınçağda bir ruh doktoruyla ya da daha önceki çağlarda bir engizisyon yargıcıyla bir randevu alınırdı." bertrand russell .
"organize dinlerin, açık düşmanlığımızı haketmesinin nedeni şudur ki, russell'ın çaydanlığına olan bir inancın aksine, din güçlüdür, etkilidir, vergiden muaftır ve kendini korumaktan aciz küçük çocuklara sistematik biçimde aşılanır. çocuklar gelişim yıllarını çaydanlıklar hakkında manyakça kitaplar ezberleyerek harcamaya zorlanmazlar. devletin okulları, anababaları yanlış biçimdeki çaydanlıklara inanmayı tercih eden çocukları okul sisteminin dışında tutmaz. çaydanlığa inananlar, çaydanlığa inanmayanları ya da çaydanlık kâfirlerini veya çaydanlık sapkınlarını hatta çaydanlığı inkar edenleri ölümüne taşlamaz. anneler çocuklarını, bir değil de üç çaydanlığa inanan çaydanlık-gâvuru eşlerle evlenmemeleri için uyarmaz. önce sütü koyanlar, önce çayı koyanların dizlerini parçalamaz." richard dawkins
engels'in formülüne göre din insanların sınırlı, kısıtlı anlayışlarından doğmuştur. ne bakımdan sınırlı? bir yandan, ilkel insanların hasım ve anlaşılmaz bir tabiat karşısındaki hemen hemen tam güçsüzlüğüyle; öte yandan, anlamadıkları ve onlara ulu bir iradenin ifadesi gibi gelen bir topluma körü körüne bağımlılıklarıyla sınırlı... ve böylece, açıklanamz ve salt egemen, tabiatın ve toplumun efendisi varlıklar olan tanrılar, insanların tabiat ve toplum karşısındaki nesnel güçsüzlüklerinin öznel yansısı oldular.
bazılarının kendi menfaatleri doğrultusunda uydurduğu, karşı gelinemez bir yere koyduğu ve bu sayede gücü her zaman elinde bulundurmaya yarayan kurallar bütünü.
kişisel bir duyguyu barındırır. (alışıldık "din" algısını bir yana bırak, sen ona başkalarının cümleleriyle kâni oldun.)
ibadetlerin öğrenilmiş, duaların bağımlı değişiyor. mesela nathan söderblom'da öyle değil, bize pek benzemiyor ve diyor ki iki adet ayırt edici işaret vardır, ki bunlar herhangi bir otantik dini tespit ederken işimize en fazla yarayacak olanlardır, nelerdir:
dini duygu bireyselleştirilebilmiş bir algı aralığını teskif ediyor, (m.ö. 400'lerde hipokrat melankoliyi kara safrana bağlamıştı, ağlamanız inandırıcı değil) duygunun derinleştirilmesiyle insanlık için önce bireysel, sonra doğal olarak toplumsal bir müstakbel yol keşfi mümkün olabilir diyen schleiermacher'i, "hayır!" diye azarlayarak öteliyor ya marx. marx hadisenin maddî tarafına öylesine takık ki, hayat şartlarının düzeltilmesinin ardından bu mucbir bağımlılık duygusunun ister istemez lağvedileceğini ve bu maddî yokluklardan, imkansızlıklardan, zorluklardan doğmuş fiktif yapının [dinin] kaybolma noktasına varacağını düşünüyor. apolojetik, yani savunmacı, yani korumacı ve aynı zamanda cathartique birtakım fikirler atılıyor ortaya: alfred ritschl'nin etik, ahlâki bir paye biçtiği bu dini düşünce hadisesi otto pfleiderer'de evrensel bir tanrı fikri olarak vuku buluyor. tüm beşeriyet için müşterek olduğunu savladığı tanrı olgusunun hiçbir sosyal, dinî grubu tekeline alınamayacağını savlayan otto abimizin ertesinde ernest troeltsch buyuruyor: insandan fıtrî olarak bulunan bir mutlak yahut ilahî varlık duygusundan çıkardığı "dinî a priori" ile kant'ın ayak izlerini izlediğini söylüyor. herkesin ortak kullanım cihetine dahil bu a priori troeltsch'e göre tarihî dinlerin gelişiminin en önemli motoru, gazlayıcısı. bu kant + schleiermacher + troeltsch harmanı dinî duygu adamı rudolf otto ise numineux'un kutsal'ına varıyor. metafiziğin duygusal kategorisine. belki de esas öze. yanisi mi? yanisi ortak dinî zeminlere geçiş sağlayan objektif bir gereklilik olarak görmeye başlıyor dini. kutsal'ı ise profandan tamamen farklı bir "bambaşka" olarak adlandırıp içselleştiriyor. kendince özümsüyor, algıladığınca temenna ediyor.
- ben allah'a inanmıyorum, din desen toplu bir saçmalama şekli.
- ben de hıdırellez'e inanmıyorum, hele ahırkapı toplu bir saçmalama şekli.
- ee?
ee'si ne?
din bira içmekse, dini duygu o birayı soğuk içmektir. tercihimse sulandırılmamış, depozitosuz, şişe.
mekansız ve algılanamaz olmakla birlikte sonsuz olan, genişliğiyle her yeri dolduran, arzusunu hiç bir zaman uygulamayan, son derece iyi olan ve bununla birlikte hep hoşnutsuzlar meydana getiren, düzeni seven ve bununla birlikte yönetimi kargaşa ve kaos hüküm süren bir zatın önünde diz çöktürür. onu istediğince yönetebilir.
sirasiyla, asagi yukari ilim irfan goren herkesin yasadigi surectir. sonuca en erken ulasan, kafasi en cok calisandir..
benim dinim guzeldir*
senin dinin boktandir*
benimkinde de pek numara yokmus
seninkine convert oluyim bakiyim
yok seninki hakkaten boktan
en iyisi yahudi olayim, secilmislerden olurum
kesmesinlar lan sakin beni, vazgectim
ben budist olacam
yok lan malmiyim puta tapayim
kendimi dogaya veriyorum evet shintoyum heyo
abi en iyisi bizim ozumuz, samanistlige geri donuyorum
bu da pek sarmadi yav
din toplumlarin afyonuymus birader
anlasildigi butun dinlerin bi olayi yok en iyisi deistlik
evet inancim var ama araciya gerek yokmus
haci ne boktan dunya lan bu, tanri olsa boyle mi olurdu
deistlik bos kavrammis moruk
agnostiklik sanirim beni aciklar bundan sonra
var mi yok mu artik dusunmem, evet hakkaten belirsiz hersey
insanliga faydasi dokunan kisilerin cogunun ateist olmasi tesaduf mu lan
bu ateistlerin kimseye zarari yokmus hakkaten adamlar hep ugrasiyor ne katabilir diye
bu saatten sonra beni ateislik paklar
ateist oldum iyi mi *
yeryüzündeki en büyük sosyal projedir.zira aramızdaki akıl fikir ve vicdan sahibi insanlar,doğru ile yanlışı ayıredebilken,bu meziyetlere sahip olmayanların doğru olanı yapmak için dine ihtiyacı olduğu bir gerçektir.
gezegen üzerindeki herkes bir çeşit gerçeğe inanmak üzere büyütülür. tanrıya, ahlaka, ölümlülüğe, hayatın amacına. bu tür inanışlara genellikle din diyoruz. ve eğer hayat sırasında bu inançlar çökerse, gerçek olmadıkları kanıtlanırsa takip edeceğimiz ve inanacağımız başka bir din buluruz. fakat bu dönüşüm sarsıcı olabilir. sadece bizim için değil, ruhumuz için değil etrafımız içindekiler de.