KENDiNE ŞU SORUYU SOR :ateist olmadan önce kur'an'ı okumamin sebebi açıklarını bulmaya çalışıp aslında önceden kafamda bitirdiğim bir şeye delil arama amaci miydi? KU'RaN'I TAMAMEN OKUDUM MU? NEYSE BY.
Her bir toplum içinde, 'ALLAH'a kulluk edin ve putperestlikten sakının,' diyen bir elçi gönderdik. Onlardan kimine ALLAH yol gösterdi, kimi de sapıklıkta kalmağa mahkum oldu. Yeryüzünü dolaşın ve yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna dikkat edin. / NAHL36
ateizmle bence çok yakın olan evren-yaraatılış sualine verilen yanıtlardan biridir.
ateizm düşündüğümüz gibi görünür meydanda belli "bir" tanrı olgusunu kabul etmez. deistlerin çoğunluğu da zaten o tanrı kavramını pek sevmezler. sonuçta kavramlar tanrı ve insan için aynı değildir. boyutlar değişiktir. tanrıya insani özellikle vermek saçmadır.
Bir zamanlar cidden mantıklı geliyordu aynı zamanda dini bütün biri olmaya da çalışıyordum. Birgün "şeytan da allah yok demedi sadece ona secde etmedi" diye bir yazı okudum, ulan deizmi anımsattı bana bu yazı o günden beri fikirlerimle dahi yaklaşmamaya özen gösteriyorum.
Filozoflar değişme ve değişmezlik konusu üzerinde dururken,
çoğu zaman konuyu birlik ve çokluk tartışmasını da içine alacak ölçüde
genişletmiş ve değişmezlik ile birlik, değişme ile de çokluk arasında sıkı
bir ilişki görmüşlerdir7. Meselâ, Plotinos (204-270) ilk varlık adını
verdiği Bir’den evreni oluşturan varlıkların çıkışını anlatırken, Bir’in her
türlü değişmeden uzak bir varlık olduğunu söylemekte, değişmeyi ise
O’ndan çıkan varlıkların çokluğu ile başlatmaktadır8. Bu ayırımda,
gerçeklik olarak nitelendirilme noktasında, bir ve değişmez olanın
çokluk ve değişme içinde olan karşısındaki önceliği açıktır.
Buraya kadar Yunan filozoflarından bazılarının değişme ve
değişmezlikle ilgili görüşlerini ele aldık ve gördük ki, Herakleitos’un
dışında kalan filozofların pek çoğu değişmezliği en üst derecedeki
gerçekliğin ayrılmaz bir vasfı olarak görmektedir. En üst derecede
gerçek olan varlık mutlak yetkinliğe sahiptir; mutlak yetkinlik ise elde
edilebilir olan her şeye sahip olmak demektir. Bu durumda, en üst
derecede gerçek olan varlığın herhangi bir kaynaktan bir şey alması,
dolayısıyla da değişmesi sözkonusu olamaz.
Yunan filozoflarının gerçeklik ve değişmezlik arasında kurduğu bu
özdeşliğin, Hristiyan ve islâm kültüründe yetişen teist filozoflar üzerinde
derin etkileri olmuştur. Bu filozoflar, Tanrı’yı en üst derecede kemâl
sahibi bir varlık olarak kabul ettikleri için, Yunan filozoflarının mutlak
gerçekliğe atfettikleri değişmezliği kendi inandıkları Tanrı’ya da
atfetmekte bir an bile tereddüt etmemişlerdir.
Yunan felsefesi ile Hristiyanlık arasında etkisi günümüze kadar
devam etmiş olan ilk karşılaşma, Hristiyan ilâhiyatının kurucularının
başında gelen St. Augustine’in (354-430) Plotinos’un “Enneadlar”ını
okumasıyla başlamıştır. Augustine bu eserde yalnız Plotinos’un
felsefesini değil, Platon, Aristoteles ve Stoalıların bir sentezini de
bulmuştur9. Felsefe ile Hristiyanlığın uygunluğunu gösterme
konusunda büyük çaba harcayan Augustine, Hristiyanlığın Tanrı’sını
felsefe diliyle anlatma yolunu seçince, Yunan düşüncesinin gerçeklik ile
değişmezlik arasında kurduğu özdeşliği, Tanrı ile değişmezlik arasında
kurmakta bir sakınca görmemiştir. Augustine’e göre Tanrı en
mükemmel varlıktır; bu nedenle O’nun değişmesi düşünülemez:
“Değişme içinde olan bir varlık kendi varlığını muhafaza edemez.
Değişmeye maruz bulunan şey, gerçekte hiç değişmemiş olsa bile, sahip
olduğu varlığını kaybedebilir. Bu nedenle, en gerçek anlamda ( in the
truest sense) varlık olarak adlandırılacak şeyin yalnız değişmeyen değil,
hiçbir şekilde değişemez olduğu da kabul edilmelidir
Bir ateist olarak islamdan daha saçma bulduğum goruş. Bir yaratıcı var diyorsun ve çekip gitti diyorsun ya da müdahale etmiyor diyorsun. Bu kadar saçma bir şey olabilir mi ya? Madem böyle kusursuz bir düzen yarattın hiç müdahale etmemek için miydi? Amacı yok mu bu düzenin? Yarattı ve çekip gitti oyle mi? Ya da izliyor bizi. Bizim yaptıklarımıza bakıp eğleniyor. Saçma.
Öncelikle ateizme giden yol falan değildir. Din merkezli toplumsal yapının ve düzenlemelerin yerini bu süreçte akıl merkezli toplumsal düzenlemeler arayışı alır. Geniş ve genel anlamıyla aydınlanma, ortaçağ'da hüküm süren dünya görüşüne karşı yeni bir dünya görüşünün ortaya çıkması ve temellendirilmesi olarak belirtilir. yeni bir ideal ile tarih sahnesinde yer alır; bu ideale göre, aklın aydınlattığı kesin doğrulara ve bilginin ilerlemesine dayanan entelektüel bir kültür egemen olmalıdır ve bu kültür sonsuz bir şekilde ilerlemelidir. Böylece ilerleme ideali, insanın geleneğin köleliğinden kurtularak sürekli mutluluk ve özgürlük yolunda gelişeceği düşüncesine dayandırılır. Deizmin kaynağı Rönesans felsefesi ve özellikle de 17. yüzyıl felsefesinin ortaya koyduğu ilkelerdir. Rönesanstan itibaren düşüncenin tarihsel otoritelerden kurtulması, bilgi ve yaşam hakkında akla ve deneyime dayanmaya başlaması sözkonusudur. 17. yüzyıl da bu gelişmeler sistemleştirilip temel ilkelere dönüştürülmeye başlanmış, rasyonalizmin belirginleştiği bu yüzyılda aydınlanma felsefesinin düşünsel temelleri bir anlamda hazırlanmıştır. Sekülerleşme aydınlanma felsefesinin ve genel anlamda aydınlanmacılığın her tür girişiminde temel olmuş olan bir yönelimdir.
18. yüzyıl felsefesinde bir yanda rasyonalizmin öte yandan empirizmin güçlenmesi ve bunlardan meydana gelen teorik sorunların yeni bir takım sentezlerle aşılmaya çalışılması sözkonu olacaktır. deizm, aklın ışığında felsefenin de yepyeni bir etkileyicilikle ortaya çıkışına, yaygınlaşmasına, yeni sentezlerle sistematikleştirilmesine etki etmiştir. Bu bakımdan "felsefe dini" denmesi de söz konusudur.
soyle düsünmek gerekir, neden-sonuc ya da amaca dayali eylem olgulari biz insanoglu icin gecerlidir. O yaratti ve bunu bir sistem icinde kildi. Ve insanogluna bir akil ve ilim bahsetti dogruyu yanlistan ayirt etsin ve onun ilmine vakif olsun diye. Insanoglu onun ilmiyle ona yaklastikca onu bulacak, onu "gorecek" ve onun verdigi akil ile ya dunyayi cennet yapip "gercegi" bulacak ya da simdiki gibi cehennem icinde kendi cezasini kendi verecek. sonra ve neden? sizce onun ilmi bu kadar buyuk bir deniz iken bir damla tanesi ufkun ötesini görebilir mi?
tanrı varlığını kabul edip varolan bütün dinleri, din sistemlerini, bir materyale inanışları reddeden düşüncedir. deizm yanlısı bireyler, din denilen kavramın çoğunlukla korku unsurları salarak insanları kontrol altında tutmasından nefret eder. dünyada açıklanamayan şeyler elbette olacaktır ancak bunlara sorgulamadan inanmayı yani doğmatik düşünce sistemine tamamiyle karşı çıkar. Onlar için yeryüzünde iki kavram vardır. Bu kavramlar ise iyi ve kötüdür. Daim olan bilimdir, geçerli olan da.
Deizimin kavramlarından biri de insan olmaktır bana göre. Şartlara tehtitlere bağlı kalmadan insan gibi yaşayayıp gitmektir. Şu ayet bunu demek istiyor diye düşünmez. Şunu yapsam şu kadar sevap bunu yapsam bu kadar günah kazanırım demez. Aklıyla düşünür ve yaptığı iyilikleri sevap diye değil insani ve vicdani duyguları taşıdığı için yapar.
son 1 yıldır farkında olmadan olduğum inanıştır.
din biraz insanlar tarafından çıkan, insanları toparlamak için düzenlenmiş kurallar gibi geliyor. aslına bakıldığında da hepsinin kökü aynı.
Allah diye bir şey var evet, ama din bizim üstümüze konulan süs gibi.
beynin varsa yeterlidir başka şeye ihtiyaç yoktur inancı.
şimdi bakıyorsun din alimlerine (bkz: şiddetli açlık halinde karınızı yiyebilirsiniz) tarzı fetvaları görüyorsunuz. kendisine müslümanım diyen adama bakıyorsunuz müslümanlığı kimlik üzerinde bırak onu müslümanım diyor hırsızlık yapıyor zina yapıyor gıybet yapıyor sonra cumada saf tutuyor.
din gerçekten çok güçlü bir silah. adam diyor gelin cihada cennete gidiceğiz beleşten, bunu duyan adam taa nereden kalkıyor geliyor hiç tanımadığı coğrafyada allah için savaşıyor.( he allah ta diyordu ki keşke birileri benim için savaşsa) yaptığı cihatta ölmedi mi cennete gidemedi mi sorun yok milletin karısını kızını ganimet olarak alıyor. müslümanın karısını kızını ganimet olarak alıyor. biri düşünmeye başladı mı da hemen susturuyorlar. kafa kes, niye? allah öyle istiyor. bak sen allah istiyor.