Kültürünüzün inşa ettiği belirli zihinsel çerçeveler içinde yaşıyorsunuz. inançlar, dünya görüşünüz içinde sorgulanamayan, kesinlikle doğru olduğuna inandığınız ilkeler, olgular ve kabullerdir. Toplumunuzda genel geçer kabul görmüş inançların nihai belirleyicileri eşitlik, sosyalleştirme¹ ve ilerlemedir². Neredeyse her kavramı bu üç paradigmaya uydurmak için parçalara ayırıyorsunuz. Size dayatılan kavramların ve hayat biçiminin altını kurcaladıkça, istisnasız bulduğum gerçek, toplumunuzun içinde yaşadığı zihinsel çerçevenin Marksistler tarafından, Marksistler için inşa edilmiş olmasıydı.
(1) Sosyalleşme değil; sosyalleştirme. Örneğin, iş yerinde tanımadığınız insanlarla konuşmak zorunda kalmanız.
(2) Progress.
---
Marksizm Soğuk Savaş’ta kaybetmiş olabilir; ancak modern dünyanın zihinleri için verilen manevî savaşları kazandı. Amerikan toplumunun mevcut egemen ideolojisini ifade eden, Türkiye'deki Cihangir solculuğundan farkları olmakla beraber birçok yönden ona benzeyen Baizuo solculuğu, üzerinde Che Guevara baskısı olan bir Starbucks kupası satabilmek, eşcinsel bayrağıyla süslenmiş bir insansız hava aracıyla Yemen'i bombalayabilmek veya zengin bir aileden gelen kolej öğrencisinin sosyalist bir protestoya katılması gibi durumları kapsar. Baizuo solculuğu, yanlış ve sahte de olsa, Marksizmin bilim ve mantığa verdiği orijinal vurgunun kadın psikolojisine atfedilen en kötü iki unsuruna, yani açgözlülüğe ve kıskançlığa yer açmak için sulandırılmasını temsil eder. Baizuo solculuğu, kendisi her açıdan lüks içinde yaşayan bir feministin, feminist çığırtkanlıkla eş seçimini baskılayarak diğer kadınları aşağı çekmesinin bir yoludur. Aynı Cihangir solculuğu gibi, Baizuo solculuğu da bir toplumun tarihte ulaşabileceği en büyük yozlaşma ve zayıflık düzeyinin bir göstergesidir.
Hayatınızda karşılaşabileceğiniz en garip deneyimlerden biri de bir baizuo¹ ile tanışıp onunla sohbet etmektir. Evrendeki hangi olasılıkların bir araya gelerek böyle bir insanı somutlaştırabildiğine şaşarsınız. Postmodern solculuğun, yani Baizuo veya cihangirl solculuğunun düşüncelerindeki ahmaklığı, bazı entelektüel geleneklerin evriminde nasıl bir anlam ifade ettiğini hâlâ anlamaya çalışıyorum.
(1) ya da changirl solcusu
---
Wokeizm yoktan var olup ortaya çıkmadı; kültürel olarak bir yerden geldi. işin garip yanı, woke kavramı son derece kadınsı, güvenli, kapitalist bir toplumda fikir yarışını kazanmak için tüm standartları ortadan kaldıran, Marksizmin yozlaşmış bir biçimidir. Başka bir ifadeyle, dış tehditlerin olmadığı bir toplumda Marksizm, büyükbaşların güçlerini haklı çıkarırken erdemli görünmek için kullandıkları pratik bir kılıf haline geldi. Daha sonra, tamamen iğrenç ve nihilist bir egemen felsefe yaratmak için gerçek Marksist duyarlılığın içini boşalttılar.
Klasik liberal gelenekten gelen biri olarak, son cümlemde şeytanın avukatlığını yaptığımı belirtmek isterim. ABD ve Batı entelijansı, Wokeizmi “liberalizm” ya da “neoliberalizm” olarak adlandırıyor; çünkü uzun süre “liberal gibi” davrandılar ve en çok önem verdikleri değerlerin düşünce ve ifade özgürlüğü ile hoşgörü olduğunu iddia ettiler. Postmodernizm bunun en iyi örneğidir. Çünkü postmodernizm, büyük ve çetrefilli ideolojiler barındırmadan bir dünya görüşü sunduğunu ve hepinizin baskı olmadan kendi kaderinizi seçme özgürlüğüne sahip olduğunuzu öne sürer. Ancak postmodernizm hiçbir zaman meşru değildi, çünkü tüm postmodernist düşünürlerin neredeyse tamamı Marksistti. ikinci kuşak postmodernistler iktidarı ele geçirdiğinde, mümkün olan en doktriner, en zorba ve açıkça Marksist dünya görüşünü dayattılar.
Cihangir solculuğundan bahsetmemin sebebi, antropolojik gerçeklerden yola çıkarak, doğal olarak bir toplumun sosyal kodunun ne olduğunu, temel gerekçesinin ne olduğunu, ana örgütleyici ilkelerinin ne olduğunu, aile yapısını, et cetera araştırmış olmamdır. Ancak modern toplum kasıtlı olarak tanımlanması zor bir yapıya sahip, çünkü bir tür eleştirel aldatmaca üzerine kurulu. Batı akademisi, rasyonel ve tutarlı bir dünya görüşüne sahip olma arzusundan tamamen vazgeçmiş durumda. Günümüzde Batı'daki büyükbaşların, özellikle de Batı akademisindeki etkili çevrelerin yaklaşımına göre, gerçeği tanımlama hakkına yalnızca iktidarda oldukları için sahip olmak ve kendilerini felsefi olarak gerekçelendirmek için hiçbir neden bulmamak entelektüelizm olarak tanımlanmaktadır.
Modernite içinde, gerçek sosyolojik ahlak kodunuzun ne olduğunu anlamaya çalışırken ulaştığım tek sonuç açıkça Cihangirl solculuğuydu; çünkü toplumunuzun işleyiş biçiminin her ilkesi, Marksist bir çerçeve içinde Marksist felsefeden kaynaklanıyor. Ancak bu felsefe, Marksizmin sulandırılmış ve kapitalist bir meta haline getirilmiş bir versiyonudur. ABD'deki egemen ideoloji, liberalizmin yozlaşmış bir versiyonu ile marksizmin yozlaşmış bir biçiminin garip bir birleşimidir; bu da liberalizmin sözde hoşgörüsünü, toplumsal özgürleşmesini ve marksizmin tüm mantıksal yapısını içerir. Bu durum, tutarlılığa önem vermediği için tanımlanamaz veya analiz edilemez olduğunu iddia eden bir toplumsal kodu analiz etmeyi ve açıklamayı zorlaştırıyor.
Şunu kısaca netleştireyim, çünkü bunlar sol tarafından bir asırdan fazla bir süredir kasıtlı olarak manipüle edilmiş terimlerdir. Bu da olup biteni anlamaya çalışan herkes için terimleri anlaşılmaz hâle getirerek solun aldatmacasını fark etmemelerini sağlar. Amerikan bağlamında liberal kelimesinin orijinal anlamı, Fransız bir versiyonu da olmakla birlikte, 17. yüzyıla kadar uzanan ve küçük hükümete dayanan kurucu babaların ideolojisi klasik liberalizmdir. Öte yandan, sosyalizm önce Fransız ihtilali'nden, daha sonra da Marksizm'den kaynaklanır ve günümüzdeki her büyük solcu grup entelektüel olarak Marksizm'den türemiştir. Bunu, büyükbaşların felsefi değerlendirmelerinin hiçbirinin Marksist bir çerçeve olmadan anlam ifade etmemesinden anlayabilirsiniz; tüm fikirlerinin Marksist bir kökeni vardır.
Olan şu ki, Marksist ideolojiler veya solcular Roosevelt döneminde kendilerini “liberal” olarak adlandırmaya başladılar. Şimdi her iki terim de birbirlerinin yerine kullanılmaya başlandı. Örneğin, ben “klasik liberalim” dediğimde, “liberal” teriminin güncel tanımını kastetmiyorum. Tüm bu karmaşıklık kasıtlıdır. Bu karmaşa, Çin’de, Sovyetler Birliği’nde, Vietnam’da, 2. Dünya Savaşı sonrası sosyalist partilerde ve Amerikan solunda görülen oldukça tutarlı bir Marksist stratejinin kapitalizme pazarlanmasıdır.
Günümüzde liberalizm genellikle solculukla eş anlamlı olarak düşünülür; ancak liberalizm aslında birbirine benzer görünen iki farklı ideolojidir: klasik liberalizm ve uzlaşmacı liberalizm¹. Aradaki fark, eril tüccar sınıfı ile dişil bürokrasi arasındaki fark gibidir. Eril olan klasik liberalizm, John Locke ve ingiliz Aydınlanması'ndan kaynaklanır ve başarılı olan Amerikan Devrimi'nde doruğa ulaşır; uzlaşmacı liberalizm ise klasik liberalizmin feminize ve dejenere bir formu olup Rousseau'dan kaynaklanır ve sonunda bir felakete dönüşen Fransız ihtilali'ne yol açar.
(1) ya da konsensüs liberalizmi
---
Dejeneratif ve feminize konsensüs liberalizmi soyut ancak gerçek olmayan fikirler etrafında kümelenir. Klasik liberalizm otoriteden özgürleşmekken, uzlaşmacı liberalizm ise sorumluluktan özgürleşmektir. Klasik liberalizm, kişisel özgürlüğü siyasi teorinin nihai hâkimi olan Tanrı'dan kaynaklanan bir hak olarak görürken, uzlaşmacı liberalizm Rousseau'nun halk iradesinin veya halkın duygularının nihai siyasi hâkim olduğu fikrinden kaynaklanır. Klasik liberaller özgürlüğü, state'in hayatınıza müdahale etmemesi olarak görürken, konsensüs liberalleri ise state'in hayatınıza müdahale ederek sizi finansal olarak desteklemesi, kürtaj olmanıza imkân tanıması veya ayrımcılığı durdurarak eşitliği sağlaması gerektiğine inanırlar. Bu durum, state'e karşı korunma anlayışından state tarafından korunma anlayışına doğru bir geçişi temsil eder.
Şunu açıkça belirtmeliyim ki klasik liberalizm özgürlük ve liberal terimlerinin nesnel olarak doğru tanımını temsil eder. Günümüzde liberal terimi tamamen çarpıtılmış durumda; çünkü Batı solu, bizzat itiraf ettiği üzere, bunu kasıtlı bir stratejiyle belirsizleştiriyor. Ancak sağ-sol ayrımı, liberalizmin içindeki klasik liberal ve uzlaşmacı liberal bölünmesidir; klasik liberaller yurtsever¹ ve dinî ilkelerle çalışma eğilimindeyken, uzlaşmacı liberaller Marksistler ve onların ardıllarıyla aynı çizgide yer alırlar. Bunu Fransız ihtilali'nde görürsünüz; Fransız ihtilali'ndeki solcu gruplar gerçekte Batı'daki bugünkü solcu koalisyonun bir öncülünü yansıtır; klasik liberallerden ve onlara yakın gruplardan ayrılarak komünistlere daha yakın bir pozisyon alırlar. Fransız ihtilali'nden sonraki süreçte, klasik liberaller yavaş yavaş otoritelerini sosyalistlere kaptırdı.
(1) Milliyetçi değil, patriotik, yani yurtsever.
---
Sol koalisyonun ortak noktası, bürokratik şişkinliği, insanlığın nihai dinî amacı olarak görmesi ve aynı zamanda yalnızca bürokrasi tarafından gerçekleştirilebileceğini varsaydığı ilerlemeyi hayatta değerli olan tek amaç olarak kabul etmesidir. ilerleme, serbest piyasa altında gerçekleştiğinde, bu onlar için anlam ifade etmediği gibi, aynı zamanda komünizmin başarısız olduğu her tür ilerleme de bir anlam taşımaz; çünkü temelde bürokrasisi olmayan bir komünist state'in varlığı fiziksel olarak imkânsızdır.
Solun stratejisini daha dikkatli incelerseniz, görüşleri insan doğasına ve doğanın işleyişine aykırı olduğu için bürokratik yollarla çözülemeyen sorunları kasten seçtiklerini ve bunları büyüterek sonsuz bir bürokratik şişkinliğe yol açtıklarını görürsünüz. Batı solunun bireye bir kişilik, bir karakter ve bir ruh kazandıran aile, cinsiyet, etnik köken, gelenek, hiyerarşi gibi tüm değerlere, yani aslında tüm insan yaşamına savaş ilan eden, yaşamın her unsurunu parçalamaya ve kontrol etmeye çalışan narsist bir bürokrasi olarak görülmesi önemlidir.
Tıpkı günümüzde Batı'da olduğu gibi, solculara tüm taleplerini ve daha fazlasını verebilirsiniz; sonuçta sol bürokrasi, doğası gereği feminize olduğu için, büyüdükçe sonsuz bir şişkinlik talep ederek tıpkı bir kadın gibi daha da fazlasını isteyecektir. Çünkü toplumsal deliliğe yol açan bürokrasi sürekli büyümeyi talep eder. Böyle bir büyümenin sonucu, 20. yüzyılın, state'in insan yaşamının neredeyse tüm yönleri üzerinde tam yetki sahibi olması sonucunu doğurur. State, elektrik, su, gıda, iş, medya, eğitim, aile, erkek-kadın ilişkileri ve hayatınızla ilgili aklınıza gelecek her unsuru kontrol eder. Bu, çoktan fark etmiş olacağınız üzere, tanrısal bir güçtür. Bu nedenle, sosyalizm, feminizm, komünizm, wokeizm veya marksizm gibi ideolojileri gerçek hayatta uygulamaya kalkarsanız, bu ideolojileri tanrısal bir güç verdiğiniz bir din gibi ele almanız gerekir.
Toplumda genel geçer kabul gören mevcut ideolojilerinizin çok açık bir Marksist kökeni var; çünkü bu ideolojilerin içindeki bilinçaltı varsayımlar açıkça Marksist bir çerçeveden kaynaklanıyor. Örneğin, hepinizin eşit olduğuna, teknolojik ya da sınıfsal değişimden kaynaklanan ilerlemenin tarihin işleyiş mekanizmasının tek yolu olduğuna, insanlar arasında gerçek genetik farklılıkların olmadığına, insan kültürünün tamamen şekillendirilebilir olduğuna ve insanlığın ütopyaya ulaşmak için yalnızca kendi içsel mükemmelliğini fark etmesi gerektiğine dair boş Marksist inançlar.
alayı pkk yanlısı, ağır kürtçü ve ermeni sevici tiplerdir. ermeni soykırımını kabul ederler, pkk'nın yaptığı vahşetleri yazılarında kürdofililik yaparak yumuşatmaya çalışırlar. murat belge, nuray mert, baskın oran, yıldırım türker, yıldıray oğur, can dündar, ece temelkuran falan hep bu tayfandadır. dincilerle birlikte en tehlikeli gruptur bunlar.
Günün her saati bira içen bacak bacak üstüne atıp dirseğini de dizine koyup 30 derecelik açıyla ağzına sigara alan yağlı saçlı renkli saçlı babadan zengin göt oğlanı lavukların genel adıdır.
Konuştukları konuya kafede orada burada 3 saniye kulak misafiri olun direkt kendinizi kesesiniz gelir.
Tam Bir utanç abidesidirler.
Daha fazla betimleme yapmama gerek yok direk canlanır.
Bunlara öyle bir betimleme yaparım ki 20 cilt kitap olur amk.
bu tiplerden nefret üzerine nefret ederim. sığlardır, okumazlar. sanat anlayışları pkk sloganı atanları allah ilan etmektir. vatanını seven insanlara cahil gözüyle bakarlar. hayatları boyunca ana baba parasıyla kolejlerde okuyup solculuk tasladıkları için de eğreti dururlar. dünyadaki her şeye muhalefet ederek entelektüel olacaklarını sanarlar.
hdp sempatizanı, azınlık ırkçısı, feminazi, meriç, popülist, aşırı boş duyarcı, primci sol-liberal ve sosyalist tayfaya verilen genel ad.
Genellikle zengin elit ailelerin çocukları solcu olunca cihangir solcusu oluyor.
iktidarın gitmesi için pkk'yı yalamaya hazırdırlar. zekaları kıttır. pkk'lı puştlardır. chp'ye yuvalanmışlardır. hepimiz ermeniyiz diye gezerler. sözde ermeni soykırımını tanırlar. solculuk adı altında kürtçülük yapıp herkese ırkçı, faşist, kafatasçı derler. medya bunların ellerinde olduğu için her şeyi kürtlerden tarafa çarpıtırlar. bu ülkeye hiçbir faydaları yoktur.
politik doğruculuk ve sjw zırvalarının türkiye versiyonudur. akp gitsin diye pkkyı bile destekledikleri olur. efe aydalın tabiriyle : sol gericilik. zengin baba parası yiyip, zengin semtlerde yaşayıp, özel okullarda okuyup, son model iphone kullanıp komünizm, sosyalizm, kürt, alevi vs. duyari kasarlar.
kadir inanır hshshahshshshs. sezen aksu ahahhshshshshshd. listede olan çoğu isim referandum da evet paylaşımları yaptı. ayrıca sezen aksu RTE yi açıkça desteklediğini söyledi.
kütüğüm Beyoğlu, Sıraselviler. Cihangirli sayılırım. siz hayatınızda hiç istanbullu görmediğiniz için köyden gelme yetmeleri cihangirli sanıyorsunuz. yazık