son nefesini de bir komünist olarak vermiş, 18 nisan 1999 seçimlerine ödp'den vekil adayı olarak katılmış sınıf şairidir.
feysbukta ve diğer sosyal ağlarda baba'nın adı ve şiirleri üzerinden yoğun bir dezenformasyon yaşanıyor. görseydi sanırım okkalı küfürler savururdu.
ama biz onun "onlar da olmasalar, benim gayrı kimim var?" dediği "şarabi eşkıyalar"sak eğer, "şarabi" rengimizi göstereceğiz her daim:
Övgü
"Komünizm kızılcıktır
Kabza iyi gelir
Ne güzeldir daneleri
Ne güzel reçeli olur
Şurubu da
Yemiştir ama yenilmiş değildir"
- can bey,şiirlerinizi ve düşüncelerinizi çok beğeniyoruz,size büyük bir saygı duyuyoruz ama bu kadar çok küfürlü ve argo konuşmasanız olmaz mı?
can yücel önce susar,sonra yavaşça doğrulur, o kocaman ellerini kürsünün üzerine koyup:
- küfür, burjuvazinin ağzında bir lağım çukurudur.. küfür, işçi sınıfının ağzında bir çiçektir!. deyince salonda müthiş bir alkış kopar
sonra tamamen ayağa kalkıp şöyle bitirir konuşmasını
- arkadaşlar bugün de çok kafa siktim!
--spoiler--
adamın boğazını düğümleyen şair. ölümünün 12. yılında mezarı başında anılan, ama mezarı başından çok düğmüklediği boğazların sahipleri tarafından anılan kişidir.
hayatta neyi aramam gerektiğini, neyi aramamam gerektiğini, çok sevmemeyi ama asla vazgeçmemeyi, yerin beni çektiği kadar ağır, sevdiğim kadar yaşamış, yaşadığım kadar da ölüme yakın olduğumu öğreten... insanın bir eşi olması gerektiğini söyleyen...
bu ara kendimi toprağa çok yakın hissediyorum
o kadar seviyorum ki toprağı
içine giresim geliyor.
bademlere sarılıyorum yolda,
ama öbür tarafa değil
bu topraklardaki
ne zaman olacağı meçhul
devrime doğru yürüyorum
nar çiçekleriyle...
yönlenme / can yücel
12 sene oldu ayrılalı senden can baba, nur içinde yat...
bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
kendi yolumu çizdiğimde anladım.
bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış,
aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım...
acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
neden hiç ağlamadığını anladım..
ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım..
bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş,
çok acıttığında anladım..
fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım..
yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
yüreğini elime koyduğunda anladım..
''sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
sana ''git'' dediğimde anladım..
biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
git dediklerinde gittiğimde anladım..
sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım...
özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
gerçekten pişman olduğumda anladım..
ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
beni afetmeni ölürcesine istediğimde anladım..
sevgi emekmiş,
emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
anladık can baba nur içinde yat.
nazım hikmet ten bahsedilen bir programda bir dönem mhp milletvekilliği yapmış bir şahsın; nazım annesinin babasını sağcı bir adamla aldatmasına tepki olarak solcu oldu şeklinde saçma sapan bir yaklaşımı sonunda senin ananı hangi solcu s..ti de böyle sağcı oldun cevabını yapıştırmış büyük insan. saygıyla anıyoruz..
baktıkça çoğalır yıldızlar gecede
parmaklarınla sayılmaz;
kimi duyulur, kimi duyulmaz,
dinledikçe çoğalır gecede,
sesler gelir,
ya hızlıdan, ya yavaştan.
her şey kendi dilince konuşur;
karanlık örtse de üstünü
gecede devam eder renk renk
ağacın dalında, rüzgarda;
her şey kendi rengince konuşur.
gözlerini kapatır beklerdi;
yaprağa benzer ellerini, avuçlarını uzatır,
beklerdi işitinceye dek
ağacın dalında, rüzgarda;
yeşili duydu mu uyurdu
rüyasında.
sevabı ile günahı ile bir hayat yaşamış adam. sev, sevme, küfür et, etme ama yapılmış ise bu hadise kendisine üzücüdür. mezar saygı duyulası bir mekandır. içindeki zatın bu dünya da ne yaşadığının önemi yok.
mezarı dağıtılmış ya... ne gülmüştür hee götüyle...
"gidiyorum ben boşçakallar, sıçmışım ortalık yerinize , kıçımın fosforuyla aydınlanın siz artık "diye lafını zaten sokmuş zamanında... adam ölmüş yahu mezar taşını siksen nolur.. *
bak hala gülüyorum be sözlük.
datça daki mezarı bazı gerizekalı saldırganlarca parçalanarak yerle bir edilmiş şairdir. can yücel in geçtiğimiz günlerdeki ölüm yıldönümünde vasiyeti gereği mezarına şarap dökülmüştü. dün de akp ilçe başkanı bu şaraplı anmaya tepki gösterdi. ne gariptir ki 24 saat geçmeden mezar paramparça ediliyor. can yücel in yazdığı tek dizeyi okumamış insanların neyi neden yaptığını bilmeden giriştikleri bir eylem. inanışı kendisinden farklı olduğu için, farklıyı yargılama, yok etme çabasındaki din yalakası beyinsizler. hatırlatmak isterim ki can yücel in mezarı yahudi ve hristiyanların da gömülü olduğu hoşgörü mezarlığı olarak kabul edilen bir mezarlıkta. ne oldu şimdi? Çok mu üzdünüz can yücel i? canını acıttınız da kendinizin de olduğu doğru yola mı soktunuz? peki ya müslümanların mezarına hristiyanlar benzer bir şey yapsalardı? nasıl da kükrerdik değil mi?