Çocukluğumun geçtiği altıparmak taraflarının yavaşça, "Arap merkezi" haline gelmesine şaşırdığım şehrim. Geçenlerde, Fethi açançiçek ilköğretim okulu'nun orada, akılalmaz boyutlarda fazla miktarda Arapça yazılar gördüm, beynim yandı, biraz daha zorlasalar, küçük Suriye havası verecekler, yazık!
Bu arada, bu aralar sağlam sıcaktır, trafiği de gün geçtikçe, istanbul'un yanına beni de ekleyin dercesine şişiyor. Hayırlısı!
sen koskoca osmanlıya yıllarca başkentlik yap... sen yemyeşil güpgüzel bir şehir ol.. tarihiin teeeee anasının nikahına dayansın... sen güzel ülkemin en büyük 4. şehri ol.. sen sanayiide çok ilerle... sonra gel bütün hayallerimin her defasında içine et... aferin yani.. bravo.. tebrikler... eserinle övün.. daha da gelmem...
4 yıl süre yaşadığım şehir. her kış nedense hep hastalandığım ve nisan ayı ile sıcakların bastırdığı buna rağmen yeşili ve güzelliğiyle kendini sevdiren bir şehir. en sevdiğim merkezi ilçesi ise nilüfer'dir. cumalıkızık köyünü de bir görün derim.
Sabah gabur gibi yanıyordu. Saat 11 den sonra hafiften bir serinleme geldi rüzgar çıktı camları kapattık. 12 den bu yana cam açık atletle otururken şimdi de yağmur basladı.
çok özlenen şehir. sevdiklerimi yazayım önce, en sona sevmediğimi yazarım. yazasim geldi amk. setbaşı civarları, mağfel cafe, heykel, ulu camii etrafı, yeşil türbe civarları, muradiye, tophane, kayhan, kapalı ve açık çarşı, koza han ve diğer hanlar, temenyeri, altıparmak, turuncu cafe, mudanya ama daha çok güzelyalı, tam dönüşte ki camii ve altında ki market, caprazindaki çay bahçesi, yazicioglu sineması, çiçek ızgara, nalbantoğlu civarı ve oradaki fırın, postane bitince sola giden yoldaki pideli köfteci, açık çarşıda ki söğüş yapan abi, bici bici tatlısı yapan abi, orada ki hersey işte aslında ve daha aklıma gelmeyen çok şey, 10 sene civarı oldu görmeyeli, umarım aynisinizdir. sevmediğim tarafına gelince, sevdiklerimi orada kaybettim ben.
buraya bir entry düşmüştüm. önümüzdeki yaz görmediğim karadeniz harici son büyükşehiri de göreceğim diye. yine yalan oldu bak. *
insanları iyi olan şehir. en azından ben severim.
Adını ilk defa
Yedibelâ Rasimin hançerinde okudum.
Çocuktum.
Çatal geyik boynuzu kabzasında
ilk Bursalıyı tanıdım:
"Bıçakçı Remzi" yazıyordu.
Ve kıvrak, söğüt yaprağı çeliğinde
Bir yara izi gibi kazılmıştı: Bursa.
Bilek olursa
-Diyordu delikanlılar-
Nankör değildir Bursa hançerleri.
Ha!. demiye gör, dönmez geri.
Ülfetim böyle oldu, methini böyle duydum.
Sonra büyüdüm,
Kartpostallarda resmini gördüm:
Gök mavi, zemin yeşildi.
Bir başka resimde:
Beş kurnalı şadırvan,
Şadırvan başında beş adam;
-Yeşil başlı ördekler gibi-
Beş yeşil sarıklı
Bursalı
Abdes alırken mürtesimdi.
Ve gök yine mavi, zemin yeşildi.
Nihayet devran
Yolumu Bursaya düşürdü.
Üç aziz bahar,
-Bütün mevsimler dahil-
Üç uzun yıl,
Bursadan gayri cümle dünyada
Beni nâmevcut okudular.
Ve ben mektebinde okudum.
Bir rivayete göre adam oldum.
Bir rivayete göre kayboldum.
ikisi de ayni kapıya çıkar,
Mesele değil.
Mesele şu ki
Bursa eyi, Bursa güzel.
Bursa için destan yazılır,
Bursa için iğneyle kuyu kazılır;
Fakat yalan:
"Bursa'da zaman,
Billûr bir avize, gibi değil.
Değil ama,
Bir ölmemek arzusu veriyor adama.
Dünyayı bırakıp gitme haseti,
Yaşamak hasleti,
Dünya sevgisi;
Yeşil yeşil yeşeriyor,
Mavi mavi gülüyor.
Ve sonra "Yeşil"in türbelerinden,
-Daha çok yatsı üstleri,
Yıldızlı gecelerde-
Bir aksi cevap yükseliyor perde perde.
Zamanı evail kokuyor burcu burcu
Yaprak yaprak dökülüyor
imkânsızlığı ve nimet bolluğu.
Korkunçtur bu saatte ezan sesleri;
Allahla konuşur müezzinleri,
Karşılıklı sâlâ verilir.
Bu saatte Bursa'dan
iki eli kanda olan insan,
Koltuk değneklerini unutan,
Dost elini kaybeden âma;
Ve herkes
Kaçıp gitmelidir.
Her şeye rağmen dünyayı
Dünyayı bilmelidir.
Bursa eyi, Bursa güzel.
Eminim ki ben bâsübadelmevt
Orda olurdu:
Yalan yazmasa kitap
Yıkılmasaydı mihrap!..