hiç entrysini okumadığım arasıra başlıklarda gördüğüm ismini de kahve telvesi ile ilgili birşey sandığım ve kim olduğunu bu akşam değerli dostum zehir'e sorarak öğrendiğim yazarmış, tanımam etmem...
uludağ sözlük modrasyonuna katılması gerektiğini sonuna kadar desteklediğim yazar. ki kendiside bu gerekliliği uludağ sözlük moderasyonu başlığına girdiği #4671942 entrysinde belirtip sözlük misyonunu dengeleyeceğini açıkça önümüze koymuş. bu adam mod olsun -150 karmam olsun.
müslüman düşmanı, insanların inançlarıyla türlü yollardan dalga geçen, abuk subuk yazıları olan yazarmıdır yazmaya çalışanmıdır bilinmez. kokmuş çorapları yüzüne basıp sülfürük asitlerle tebelleş etmek istediğim kişidir. rant sağlamak için insanların inançlarıyla alay etmektedir. bu rantı kendine galibeyet sanan sahte mimarilerin mimari olmaya çalışan biridir.
kendisiyle p.m yoluyla tartışırken aşırı kibar ve alaycı görünen üslubuna sinir olduğum ama sonradan gerçekten onun tarzının bu olduğunu anladığım şahsi fikrimce troll yazar.
bitirme projesi için deney yapan yazar. sözlükte yazdıklarına verilen cevaplar veya nick altına girilen entryler sayesinde, eğilim belirleme çalışması yapıyor. kendisine spss* tavsiye ederim. bilmem ama tavsiye ederim.
her türlü fikri yetersizliklerinin yanı sıra derin görünmek için suyu bulandıran sığ bir "yazar". bilindik teranelerin dışına çıkamayan, din kutsal ve hayatın başlangıcı dışında herhangi bir konuya değinemeyen, saplantılı, orijinal çıkarımlar yapmak ya da kendi gözlemlerini paylaşmak yerine varolanları tekrarlamayı marifet sayan, kah üslup kah içerik bakımından hiçbir şey kat(a)mayan, bu yetmezmiş gibi kendini akıllı sanan türünün binlerce örneğinden sadece biri.
kendisini tanımam etmem ama bu kadar abuk subuk, sözlükte olmasa da olur, hatta olmasa daha iyi olur saçma adamların başlığına yazdığı s*kindirik ve kendilerince eleştiri yaptığını sandığı hatta bazen tehtide varan entarileri görünce "kesin bu adam da bi keramet vardır" dediğim bu saçmalıklar yüzünden entarilerini bundan sonra takibe aldığım yazardır. ilk izlenimim türkçeyi yazınsal olarak iyi kullandığıdır.
bir sözlük selebritisi sanirim. gorüp geçirdiğim her sözlükte taniniyor bu arkadas. ekşi sözlükte gördüm ''heyt bee'' dedim. nokta kullanmaktan pek hoşlanmiyor gördüğüm kadariyla. entrylerini sesli okuyacak kişilerin sağlam bir diyaframa sahip olmasi gerekiyor. en iyisi okuyormuş gibi yapmak.
ekşisözlükte pek s.klenmemiş yazar. uludağ sözlüğün aydınlığın temsilcisi olan yazar güruhunun en önemli üyesinden birisiymiş. en önemli üyesinden birisi ne demek lan?
a)beklenen değer (hedonizm-yani fiziksel yaşamdan zevk alma)
b)beklenen değer (dini hayat)
Varsayım
a)olasılık (ölümden sonra hayat yok)*(hedonizmden alınacak zevk)+
olasılık ( ölümden sonra hayat var)*(sonsuza dek lanetlenmek)
VE
b)olasılık(ölümden sonra hayat yok)*(dinden alınacak zevk)
olasılık(ölümden sonra hayat var)*(sonsuz mutluluk)
eğer (a) (b) den büyükse o zaman hedonizme devam (tabi bluevelve muhtelif yer ve zamanlarda yaptığı uzun cümleli saldırılarından zevk alıyorsa)
ama eğer (a) (b) den küçükse o zaman...*
ekşi sözlükte de bir şeyler yapmaya çalışan gariban.
evet ekşi sözlüğe de "musallat" olmuş. tıpkı buradaki gibi provokatörlük yapmaya çalışmış. çizgisi aynı. cümle olsun amacıyla serpiştirdiği rastgele kelimelerin aralarına gene rastgele virgül, noktalı virgül sonuna da nokta koyan stili ekşi sözlükte pek reaksiyon almamış anlaşılan.
seni anlamadılar bluecuğum. oysa sen bluğ çağına erdiğinden beri gerçek bir yazarsın, üstatsın. boş ver gene de, çok takılma bak burası var, ulusözlük var. küçük suların büyük balığı ol sen, en temizi.
Ne kadar saçma bir başlık oldu bu böyle! Karakter sınırlamasını bayağı bir aştım ama aslı şöyle bir şey olacaktı;
"Bluevelve' nin o kadar dinle ve Tanrı' yla ilgili başlıklar açıp müslümanlık hakkında sadece bir başlığı doldurması" olacaktı ama hayli hayli karakter sınırını zorlamış oluyordum. Bu arada bu başlıktan nasıl oluyorda bu başlığı çıkardım orasını açıklamak bile istemiyorum. Unutalım o kısmı şimdilik...
Neyse tanım kısmına geçersek eğer, Bluevelve' nin yaptığı bir bakıma mantıklıdır. Dine ve Tanrı' ya ulaşma yolunda ki öncelik soyut bir kavram olan yaratıcıyı tanımlamak gerekir. Ondan sonra belirli kalıplara girmiş din kavramını belirli inanç biçimlerine sokmaktır. Bu islamda olabilir, budizmde olabilir.
Bluevelve ilgili bir tespit yapmam gerekirse;
O garip bir biçimde Tanrı inancı konusundaki düşünceleriyle övünüyor. Olmayan Tanrı inancıyla. Ben düşüncelerimi yazmak istemiyorum Tanrı' yla ilgili, çünkü her zaman için görüşüm şu olmuştur; "Düşünceler insanın namusudur!" Ben ateist düşüncelerimle övünmüyorum. Sorguluyorum. Devam ediyorum. inanan insanlarım düşüncelerini çürütmekle uğraşmıyorum. Onlara yanlış bildiklerini göstermeye çalışıyorum ama üzerine gitmiyorum. içimden yanlış yolda diyorum ama asla onların düşüncelerine inançlarına saygısızlık etmiyorum. Açtığı birkaç yazıyı okuma fırsatım oldu bluevelve' nin. Tamamiyle paradoks sorular üzerinden hareket ediyor bu arkadaş ve deneyci bir kimlikle yaklaşıyor dine. Aslında unuttuğu bir kavram var;
Madde insanın beyninde oluşan hayaller bütünüdür! Tanrı' da öyledir. Bunu ben söylemiyorum. Batı felsefesini oluşturmuş düşünürler söylüyor. Bluevelve doğru olmayan bir yoldan sorguluyor düşüncelerini. Belki de sözlüğe aktardığı gerçek düşünceleri değildir... Sadece sazan avcılığıdır yaptığı... Neyse bunu sorgulamak istemiyorum da.
Ama bazı yazılarını destekliyorum. Bazı yakaladığı çok güzel noktalar oluyor ama sıçıp batırıyor bazı zamanlarda. Genede dinlere yaklaşımının doğru olduğunu görüyorum. ilk açmaya çalıştığım başlıkta olduğu gibi, bluevelve öncelik olarak kavramı sorguluyor ve ondan sonra da bunu belirli kavramlar içine sokuyor ve bu olumladığım bir durum.
yazdıkları çoğu insanın hoşuna gitmeyen yazar. belki genel düşünceden farklı, belki sadece eglence icin yapıyor bunları, belki öyle düşünüyor bilemiyorum, bilmiyorum ve açıkcasıda bu beni ilgilendirmiyor. herkesin bir düşüncesi vardır. bunlar bazen hoşumuza gider bazen gitmez. holumuza gitmeyene tepki koyarız elbet bu insanın doğasında vardır. yalnız bu koydugumuz tepki saygı sınırları icin de olmak zorunda. aynı sekilde bluevevenin yazılarında da bu saygıyı aramak zorundayız. şimdi bazı yazıılarını okuyorum özellikle hz.muhammedin müslümanlardan özür dilemesi olayı. ben pek bir saygısız birsey goremedim orda affedin beni. yani bize yalnıs geliyor katılıyorum, yazıyı okurken de kızdım küfür bile ettim. ama bu küfür etmemizi ya da tehdit vari konusmamızı gerektirmez. bluevelve dine inanmıyor bu dogrudur, allaha da inanmıyor bu da dogrudur, bunları elestirme hakkı vardır bu daha da dogrudur. o hakkı kısıtlamamız o hakkın kısıtlanmamızı istememiz, sadece bizim dinimizi bilmememiz den kaynaklanan bir durumdur. ben allahıma, peygamberime, dinime düveniyorum. bluevelve ne yazarsa yazsın ben güveniyorum ve inanıyorum. bluevelvenin -dalga gecmediği sürece- fikirlerini açıklaması beni rahtsız etmiyor.
şu olayı okuyun ve ondan sonra bazı seyleri sahiplenin, eleştirin ya da ne yapıyorsanız o nu yapın;
--spoiler--
Habeşistan Krallığı'nın Yemen valisi olan Ebrehe, milâdî 570 yıllarında San'a şehrinde, 'Kulleys' adı verilen muhteşem bir kilise yaptırmıştı. Maksadı, Kâbe ziyaretine rağbet gösteren Arapların ziyaretlerini oraya çevirmekti. Bu duruma tepki gösteren bir adam da, gecenin birinde Kulleys'e girip içine pislemişti. Bu hakarete çok öfkelenen ve koyu bir hıristiyan olan Ebrehe, gidip Kâbe'yi yıkmaya karar verdi. Topladığı onbinlerce asker (altmış bin olduğu söylenir), Mahmud adlı büyük bir fil ve daha başka fillerle Mekke'ye doğru yola çıktı. Önüne çıkan bazı kuvvetleri de mağlup ederek ilerledi. Taif şehrine gelince askerlerin bir kısmını Mekke'ye gönderdi. Onlar da Peygamber s.a.v.'in dedesi ve Kureyş'in reisi Abdülmuttalib'in ikiyüzü aşkın devesiyle ahalinin hayvanlarını sürüp götürdüler.
Bu olayın peşinden Abdülmuttalib, gidip Ebrehe'yle görüştü, develerinin geri verilmesini istedi. Ebrehe dedi ki:
- Benden develerin istiyorsun da, Kâbe'den hiç söz etmiyorsun. Halbuki ben onu yıkmaya geldim.
- Ben develerin sahibiyim. Kâbenin de onu koruyacak sahibi vardır!
Bu görüşme sonunda develer geri verildi. Mekke halkı bu güçlü orduyla savaşamayacağı için, anlaşma gereği dağlara çekilip neticeyi beklemeye başladı.
Ebrehe ordusu büyük fili önden sürerek Mekke sınırına dayandı. Kâbe'yi halatla bağlayıp fillerle çekerek yıkmak istiyorlardı. Bu sırada Ebrehe'nin yol kılavuzlarından Nüfeyl b. Habib, koca filin kulağından tutarak şöyle bir şey söyledi, sonra da koşarak dağa çıktı:
- Ey Mahmud çök! Sakın ileri gitme, sağ salim geriye dön!
Mekke'ye girişte büyük fil direndi, zorlanınca yere yattı. Onu bir türlü Kâbe cihetine yürütemediler. O anda sürü halinde ebabil kuşları ortaya çıktı. Her birinin ağzında ve ayaklarında nohut gibi birer taş vardı. Bu taşları ordu üzerine mermi gibi boşalttılar. Kime rastlarsa delip geçiyordu. Askerlerin çoğu öldü; 'Fil Ordusu' dağılarak Yemen'e döndü. Ebrehe de dönüşte öldü. Kâbe ise olduğu gibi kaldı
--spoiler--