yazdıkları çoğu insanın hoşuna gitmeyen yazar. belki genel düşünceden farklı, belki sadece eglence icin yapıyor bunları, belki öyle düşünüyor bilemiyorum, bilmiyorum ve açıkcasıda bu beni ilgilendirmiyor. herkesin bir düşüncesi vardır. bunlar bazen hoşumuza gider bazen gitmez. holumuza gitmeyene tepki koyarız elbet bu insanın doğasında vardır. yalnız bu koydugumuz tepki saygı sınırları icin de olmak zorunda. aynı sekilde bluevevenin yazılarında da bu saygıyı aramak zorundayız. şimdi bazı yazıılarını okuyorum özellikle hz.muhammedin müslümanlardan özür dilemesi olayı. ben pek bir saygısız birsey goremedim orda affedin beni. yani bize yalnıs geliyor katılıyorum, yazıyı okurken de kızdım küfür bile ettim. ama bu küfür etmemizi ya da tehdit vari konusmamızı gerektirmez. bluevelve dine inanmıyor bu dogrudur, allaha da inanmıyor bu da dogrudur, bunları elestirme hakkı vardır bu daha da dogrudur. o hakkı kısıtlamamız o hakkın kısıtlanmamızı istememiz, sadece bizim dinimizi bilmememiz den kaynaklanan bir durumdur. ben allahıma, peygamberime, dinime düveniyorum. bluevelve ne yazarsa yazsın ben güveniyorum ve inanıyorum. bluevelvenin -dalga gecmediği sürece- fikirlerini açıklaması beni rahtsız etmiyor.
şu olayı okuyun ve ondan sonra bazı seyleri sahiplenin, eleştirin ya da ne yapıyorsanız o nu yapın;
--spoiler--
Habeşistan Krallığı'nın Yemen valisi olan Ebrehe, milâdî 570 yıllarında San'a şehrinde, 'Kulleys' adı verilen muhteşem bir kilise yaptırmıştı. Maksadı, Kâbe ziyaretine rağbet gösteren Arapların ziyaretlerini oraya çevirmekti. Bu duruma tepki gösteren bir adam da, gecenin birinde Kulleys'e girip içine pislemişti. Bu hakarete çok öfkelenen ve koyu bir hıristiyan olan Ebrehe, gidip Kâbe'yi yıkmaya karar verdi. Topladığı onbinlerce asker (altmış bin olduğu söylenir), Mahmud adlı büyük bir fil ve daha başka fillerle Mekke'ye doğru yola çıktı. Önüne çıkan bazı kuvvetleri de mağlup ederek ilerledi. Taif şehrine gelince askerlerin bir kısmını Mekke'ye gönderdi. Onlar da Peygamber s.a.v.'in dedesi ve Kureyş'in reisi Abdülmuttalib'in ikiyüzü aşkın devesiyle ahalinin hayvanlarını sürüp götürdüler.
Bu olayın peşinden Abdülmuttalib, gidip Ebrehe'yle görüştü, develerinin geri verilmesini istedi. Ebrehe dedi ki:
- Benden develerin istiyorsun da, Kâbe'den hiç söz etmiyorsun. Halbuki ben onu yıkmaya geldim.
- Ben develerin sahibiyim. Kâbenin de onu koruyacak sahibi vardır!
Bu görüşme sonunda develer geri verildi. Mekke halkı bu güçlü orduyla savaşamayacağı için, anlaşma gereği dağlara çekilip neticeyi beklemeye başladı.
Ebrehe ordusu büyük fili önden sürerek Mekke sınırına dayandı. Kâbe'yi halatla bağlayıp fillerle çekerek yıkmak istiyorlardı. Bu sırada Ebrehe'nin yol kılavuzlarından Nüfeyl b. Habib, koca filin kulağından tutarak şöyle bir şey söyledi, sonra da koşarak dağa çıktı:
- Ey Mahmud çök! Sakın ileri gitme, sağ salim geriye dön!
Mekke'ye girişte büyük fil direndi, zorlanınca yere yattı. Onu bir türlü Kâbe cihetine yürütemediler. O anda sürü halinde ebabil kuşları ortaya çıktı. Her birinin ağzında ve ayaklarında nohut gibi birer taş vardı. Bu taşları ordu üzerine mermi gibi boşalttılar. Kime rastlarsa delip geçiyordu. Askerlerin çoğu öldü; 'Fil Ordusu' dağılarak Yemen'e döndü. Ebrehe de dönüşte öldü. Kâbe ise olduğu gibi kaldı
--spoiler--