türklerin konusunda ısrarla başarısız olduklarını düşündükleri şey. bir millet nasıl bu kadar kendine güvensiz olur hiç anlayamıyorum. fatih sultan mehmet, zamanında istanbul'u bilimin merkezi haline getirmeyi hayal ederken şimdi güzelim ülke ne halde. osmanlıcı cahil örümcek yobaz kafalıya sorsan bundan bırak haberi olmasını, nato mermer nato kafabir şekilde hayatına devam etmekte kendisi. "gavurlar yapıyor işte abi" kafasında olmak kadar bu ülkeye zararlı olan bir düşünce olamaz. sen kendi ülkene, kendi insanına güvenmedikten sonra, feriştahı gelse de o ülkeyi kalkındıramaz. kısacası, bilim konusunda türklerin acayip bir şekilde kendine güvensizliği söz konusu. bu düşüncenin kırılması mutlaka şart. ayrıca bilim sanat ile birlikte gelişir. sen kendi ülkenin değerlerini hor görüp o değerleri geri kalmışlık olarak nitelendirirsen bilimde tabii ki de geri kalırsın. önce bireysel anlamda kendine, sonra içinde birlikte yaşadığın ülkenin insanlarına, sonra o ülkenin geleneklerine ve değerlerine güvenip sahip çıkacaksın. bunu bütün ülkeler gerçekleştirdiğinde ise ütopik bir şekilde tüm dünyaya sahip çıkan ve değer veren çiçek çocuklar misali güzel bir nesil yetişecek. tamam belki son kısım biraz benim hayalim oldu ama yine de güzel bir hayal. biz kendi işimize bakalım yeter. bu dünyada binlerce yıl sonra yaşayacak insanlar bizim neslimizden kat ve kat daha anlayışlı ve evrensel düşüncelere sahip olacak. unutmayalım ki hala birbirimizi aptal sınırlarla yine birbirimizden ayırıyoruz. bunlar da bitecek bazı saçmalıklar gibi, sadece henüz buna çok uzağız.
beşeri bilimler ve doğa bilimleri diye ikiye ayırmak gerekli. beşeri bilimler sosyoloji ,tarih vs. doğa bilimleri fizik kimya ,biyoloji. bilim denilince hepimizin aklına doğa bilimleri geliyor tabi.
doğa bilimleri : insan zihninin doğayı anlama çabasından hareketle doğadaki olguları deney-gözlem ve analizle irdeleyip sonuca ulaşma sürecinin tamamı diyebiliriz.
gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla uyuşmak zorunda olmayan uçsuz bucaksız bir deniz şeklinde cevaplanası soru. ama küçükken "ulan her şeyi bulmuşlar, biz ne bulacaz" demişliğimiz oldu.
Islamiyetin engel olduğu bilgi topluluğu.
Hristiyan toplumlar uzaya giderken ya da atomu parçalarken müslüman toplumlar zikirmatik ve namaz kılan seccade yapıyor.
türkiye'de git gide önemini kaybetmiştir. artık bilim denilince akla televizyonlardaki "piramitlerin sırrı" ya da "uzaylı gerçeği" gibi konularla bezeli programlar geliyor.
her ne kadar gelişse bile yine de bu insanlık için yeterli olmuyor. ucundan biraz araştırınca hemen içine çekiyor insanı. olabildiği kadar çok ilgilenilmesi lazım.
thomas khun'dan immanuel kant'a, paul feyerabend'den david hume'a, imam gazzalî'den imam rabbanî'ye kadar birçok düşünce adamının iddia ettiği gibi, insanın aklını tanrı ilan etmesinin diğer adı bilimdir. bir kilisedir; rahipleri ve mitolojileri vardır, belli bir paradigma çerçevesinde hareket ederler. bu kilisenin memurları birilerinin maşalarıdır, fonları verenlerin kuklalarıdır. yerleşik inanca (paradigmaya) meydan okuyanları dinlerinden ''bilim düşmanı'' nidalarıyla atar ve aforoz ederler. (kâfir sıfatına pek benziyor)
evet, kabul etmek belki zor ama bu iş böyledir. ey zındıklar! bilimin, liberalizmin ve pozitivist materyalizmin hâkîm ve azîz olan kilisesine, yeni tanrısına koşun!