sadece beşiktaşlıların takımıdır. kura çekiminden sonra dalga geçen ahmakların degil! herhangi bir galibiyete de asla sahip çıkmasın bu dangalaklar! çünkü malubiyette makara geçmeye nasil hakları yoksa galibiyete de sahip çıkamazlar. peşin peşin diyelim bunları da bir galibiyette başlığımıza üşüşen leş kargalarını tespit etmek daha kolay olsun. bu görüntüler gelecek önümüze...
şampiyonlar ligine katılamayan takımların * taraftarlarının hakkında atıp tuttuğu takımdır. manchester öyle koyarmış, wolfsburg böyle... size ne mına koyim giren çıkan bize değil mi sonuçta. ama türk takımı, sizin yüzünüzden ülke puanı düşecek diyen olursa, ağzının ta orta yerine sıçarım ulaaan ...
kuraların şanssız takımıdır. bazı takımlar evinde berabere kalırken, gruptaki diğer maç 3-0'dan 4-3'e gelir, gruptan çıkarlar. oysa ki beşiktaş'ın gruptaki diğer maçları hep aleyhte sonuçlanır.*
sampiyonlar liginde cekilen kura sonucu kurayi yayinlayan alman kanalinin 'cok enteresan sonuclar aliyorlar. cok degisik bir takim' olarak degerlendirdigi takim. hayirlisi.
2009 2010 sezonunda kendilerine şampiyonluğu ikram edecek rakiplerinin olmadığı, olmayacağı gerçeğinin farkına varmış takım. o yüzden umutlu olmamaları gerekiyor. ayrıca şampiyonlar ligi için bir beklentileri yoktur. tek istedikleri büyük hezimetlerin yaşanmamasıdır.
hazırlık maçları da dahil oynadığı son 7-8 maçtaki performası göz önüne alındığında yeni sezon için taraftarlarını şimdiden feci panik yaptıran takım. Ayrıca ilginç bir transfer stratejisiyle takımda hala orta saha, sol açık ve santrafor bulunmamakta ve bu eksikler inatla giderilmemekte. porto, lyon, fb, ibb, antalya ve gençlerle oynanan son 6 maçta atılan gol sayısı sadece 4. şaka gibi.
her an takımı 10 kişi bırakma potansiyelli, saatli bomba sivok, topu ceza alanında hiçbir bjk'li oyuncunun olmadığı yere atmaktan başka ofansif hiçbir özelliği olmayan erhan güven, oyun kurmak bir yana ayakta yürümekte zorlanan uğur, henüz hazır olmayan ve hazır olduğunda şampiyonlar liginden elenmiş olmamamızı dilediğim bir nihat, gider mi kalır mı hala belli olmayan , canı istemezse oynamayan, çekilmeyen bir bobo. 45. dk.nin sonunda dili damağına yapışan bir yusuf. tipik bir anadolu takımı ön liberosu olması gereken fink...bu adamlarla allah aşkına biri söylesin devler liginde ne yapılabilir?
çok dertliyim sözlük..
- beşiktaş'ın kadrosu kötü.
- beşiktaş bu sene ilk 2'ye giremez.
- beşiktaş şampiyonlar liginde 0 çeker.
- beşiktaş ligin en berbat takımı.
- beşiktaş 10. lig takımı.
vs. vs. vs.
diyorlar, desinler, derleeeer..
peki farkeder mi? etmeeez..
biz bu kalbe siyahı beyazı yazmadık, kazıdık. günü geldi orası kendi kendine pansuman da yaptı, kanadı da.
yaşadık da gördük de.
rakipler: beşiktaş kötü oynuyor. bu sene biz şampiyon oluruz onlar olamaz.
oynasın abicim, size ne ki? sen baksana kendi takımına, baksana kendi oyununa.
beşiktaş taraftarının başarıya endeksli bir sevgisi yok asla da olmadı. 2008 sezonunda son maçta takım şampiyonluğu kaybetmiş, uefa'ya gidiyorken bile biz o tribünleri doldurduk haykırdık aşkımızı.
6 sene şampiyonluk görmedik ondan önce 8 sene görmedik ama biz her zaman oradaydık, ait olduğumuz yerdeydik. her zaman bağırımıza bastık siyah beyaz rengi.
günü geldi liverpool yenilgisinin ardından sivas maçında elele tutuşup 'aldırma kartal aldırma' diye gözlerimiz dola dola bağırdık.
yeri geldi metalist maçı ardından gelen hacettepe maçında ilk 5 dakika çıtımızı çıkarmadık, sahaya sırtımızı döndük. küsmüştük çünkü. ama her aşık gibi affederdik, çünkü derindi sevgimiz. 4.59 da ise avazımız çıktığı kadar bağırmaya başladık, 'beşiktaşsın seeen bizim canımız!!' dedik.
öyle çünkü.
skor taraftarı olmadık, takım başarısızken futbolcularımızı dövmedik, kafalarına birşeyler fırlatmadık, otobüslere saldırmadık, onlar ana avrat toplu küfür etmedik.
protestonun en güzelini yaptık hep beraber bağırdık, isyan ettik.
ankaraspor maçında 'söylesene bize hoca takım niye oynamıyor' diye bir yarı boyunca bağırdık. o sitemle belki de şampiyonluğu getirdik.
anlatamadık, anlatamıyoruz.
bu takım milyon euroluk transferler yapmasın, sahada taklalar atan oyuncuları olmasın, hakemleri ve basını arkasına almasın. olmasın bunlar, farkeder mi? etmez.
biz kalbimizin en orta yerinde olan büyük bir aşkın sevdasıyla buradayız.
hiç bir kupa veya başarı yoktur ki siyah beyaz şanlı formamızın sardığı kalbimize elimizi basıp boğazları parçalarcasına beşiktaşım benim diye bağırırken başımızı kaldırdığımızda önce kapalıdaki beşiktaş yazısını görmeye sonra göğe atılan o gururlu bakışa denk olsun.
'kalbimizde renkleri
bitmese de dertleri
doyamam doyamam sana...'
bugün ki kadrosuyla şampiyonlar liginde başarılı olması söz konusu değil. inönü de en fazla 4-6 puan toplar, o da taraftarının itici gücüyle. bu takımın hala takviyeye ihtiyacı var.
ciddi anlamda 10 numara eksikliğini hisseden canımız ciğerimiz. delgado efendi ocak ayına kadar oynatılmaması gerekiyor klüp doktorlarına göre eğer oynatılırsa bi dahaki sakatlığı 2018 den önce düzelmez zaten.denizli , delgado yokken 35 yaşındaki yusufu 90 dk oynatamayacağına göre alternatiflere yönelmek zorunda ki bu alternatifler de sadece tello nun ortaya kaydırılmasından ibaret o da şampiyonlar liginde oynayacak takımda ne derecede işe yarar merak konusu.
10 numara oynayabilecek bi nuri bi de yıldıray var türk olarak , nuri gelmeyeceğine göre yıldıray tez transfer edeilmeli üç maç beş maç oynar demeden.
10 numarası matias delgado'nun lisansının tff tarafından çıkarılmasıyla 10,5 numara transferinin yalan olduğu takımdır.
quaresma dediler, deco dediler olmaz dedi mustafa hoca.. 10,5 numara lazım dedi.. iyi o da yeter dedik ve şimdi o 10,5 numara falan filan da hikaye oldu. sağol demirören!
bu kadar beceriksiz bir yönetime maalesef başka bir takım daha sahip değildir.
bu sene fenerbahçe ve galatasaray arasındaki şampiyonluk yarışını izleyecek takımdır!
şimdi okuyorum-duyuyorum sağda solda; fener-cimbom iki büyükmüş,bu dünyanın her yerinde böyleymiş. beşiktaş anca bu ikisinin kötü olduğu zamanlarda şampiyon olurmuş. taraftarı da azmış zaten. bi daha zor şampiyon olurmuş. çarşı ezikmiş, anca bağırırmış. zaten paraları da yokmuş. inönü 50 bin kişilik olsa zor dolarmış.osuruktan teyyareymiş falan filan.
kaç kere söylemek lazım, kaç kere anlatmak lazım bilmiyorum gerçekten. ama gene deneyelim ve de tanımlarımızı bir bir yapmaya başlayalım ki silinmesin yazdıklarımız.
bi kere şampiyon olmak, büyük olmak, avrupada kupa almak v.s vs. yi zerre kadar umursamayan taraftar kitlesine sahip olan takımdır beşiktaş.
beşiktaşlı için önemli olan orda olmaktır. kafayı arada kaldırmaktır. beşiktaşlı; kahvede sessizce çayını içen ama yeri geldiğinde de raconu kesen ağır abidir. o adam soğan ekmek yer. acından geberir ama gene de namerde eyvallah etmez. ama dikkat hep ordadır. bilirsin orda olduğunu hep.
beşiktaşlı; yaşar ustadır. saim beyi görmeye gelir. randevusu da yoktur. ama girer içeri. iki çift lafı vardır. der ki; sen büyük patron, fabrikalar sahibi saim bey . sen mi büyüksün ??? hayır ben büyüğüm . ben yaşar usta. çünki biz birbirimize parayla pulla değil sevgiyle bağlıyız. dokunma artık ulen bizim aşkımıza. dokunma artık siyahıma beyazıma. al paranı, brezilyalılarını, o kocaman 50 bin bilmem kaç kişilik stadlarını napıyosan yap. ama bize dokunma. bizim kutsallarımızla alay etme.
( metin oktay'a da, rıdvan dilmen'e de cemil turan'a da saygımız sonsuzdur. renk aşkını anlıyoruz ve saygı duyuyoruz sarı-kırmızıya da, sarı laciverte de . ama yeter artık saldırıp durmayın şurdan kartalıma. tamam siz büyüksünüz. ama bilin biz hep burdayız. )
Dünyada ki stadlar arasında 4. olmuş stada sahip takım.
The times ın haberine göre Beşiktaş inönü Stadı Nou Camp,Bernabeu,Allianz arena gibi stadları sollayarak 4. olmuştur. Boğaza bakan yapısı ve taraftarın güzelliği bunu etkileyen etmendir.
kelimelere sığdırılamayan, insanı kendine aşık etmeyi başaran tek takım. sadece şampiyon olduğunda değil, büyük yenilgiler aldığında da yanında olunan, asla bırakılmayan, "üzgünüm sevgilim anlaşamadık, siyah beyaz aşkı paylaşamadık" dizelerini bile yazırmayı başarmış olan takımım.
yıldırım demirören'in adam gibi transfer yapamayınca, "türkiye'nin en büyük transferi" diye ismail köybaşı'nı sunduğu aşkımız.
ismail, başkanı(!) tarafından onore(!) edildikten 1 gün sonraki ibb maçında ne yaptı? önceki maçlarından daha geriye gitti.
değil 10,5 numara, 8,5'a bile razıyız anasını satayım.
2 kupayı da hak etsek de bu takım şampiyon olurken bile yetersizdi tek yaptığı çok iyi mücadele etmesiydi. millette her an her şeyi yapabilecek adamlar varken "1 transfer daha yapabiliriz" diyorlar, bizimki "gerekirse 10 numarası devam ederiz" diyor beceremeyince.
bu sezon şampiyon olsun olmasın yemin ediyorum umurumda değil, yeter ki şu kongre üyeleri akıllarını başlarında devşirsinler ve şu demirören ve kumpanyasını kulübün kapısının dışına süpürsünler.
beyimiz bir de kendi döneminde alınan kupalarla poz vermiş. 3 türkiye kupası, 1 süper kupa, 1 şampiyonluk. gerisi amatör branşlardan. tamam amatör branşlara da değer veriyoruz da, insan azıcık utanır!
perşembe günü işten çıkıp 2 bira alarak, ankara'nın 38 derece sıcağında, öğlen 13:00'da -ki gece 13:00 da olmaz zira- kaldırıma yapışmış köppekler gibi pısıp koltuğuma televizyonun başına geçtim. televizyon dediysem lcd ayol bildiğin. d-smart da var. evin kuzey bölgesindeki kapalı havuzun ışıklarını söndürmeyi unutmuşum, onu bile kalkıp kapatmaya üşendim. bildiğin uyuzum yani o gün. bi de sağa sola pire fırlatsam itten farkım kalmayacak şerefsizim. n'apılır, n'apılır dedim kendi kendime [yalnızım, selam ederim] bari galatasaray'ın maçını izleyim de arda neyim birkaç hareket yapar da gecemiz şenlenir dedim.*
maçı 90 dakika izledim. doyamadım. abartmıyorum, abartıyorsam evimdeki bilardo salonum yıkılsın, "uzatma dakikaları en az 5-6 dakika olsa keşke" diye bile düşündüm. ha galatasaray çok mu iyi oynadı? "çok" iyi oynamadı. rakip güçlü müydü? kesinlikle hayır ama sahada "takım" vardı. "adeta bir kolej havası" klişesine girmeden "bu takım olmuş" dedim. keita çıkıp yerine kewell giriyor adam "sikerler yaa maç kopmuş zaten neyşim var" diye düşünmüyor "zevk" alıyor oyundan. son dakika geliyor, 5-0 olmuş, nonda "galatasaray'ın avrupa kupalarında oynadığı müsabakalarda attığı toplam gol sayısı" istatistiğine +1 eklemek dışında hiçbir maddi, manevi değeri olmayan gol atıyor, arda yedek kulübesinden çıkıp zıplıyor.
aklıma beşiktaşımızın porto'yla yaptığı barış kupası maçı geliyor sonra. 2. yarı nihat giriyor oyuna. eller kabadayı gibi açılmış yanlara, sağa sola "emirler" yağdırıyor. ben 26 yaşında futbolcu olsam, kaptanım benden birçok yaş düşük arda bana "şunu yap, bunu yap" dese koymaz, nihat dese koyar abi. "papaz" denir bunlara, bilen bilir. sadece anadolu takımlarında kaldığını düşündüğüm "papaz" futbolcular maalesef ki beşiktaşımızda da var artık. neyse, duran top oluyor, nihat "kot ve ucu sivri kösele ayakkabı" kreasyonuyla bezenmiş mahallenin kıro delikanlısı gibi geçiyor topun başına. insan sarrafıyım ben abicim, tello'nun o an aklından geçenleri okuyabildim. ama söylemem.
yani, bir yanda "takım" olmuş bir galatasaray, diğer yanda "takım" olmayı 2003 yılında bırakmış bir beşiktaş. başında içi geçmiş, çağdışı futbol oynatma ustası mustafa denizli, kalesinde yıllardır "bir top nasıl uzaklaştırılır" öğrenememiş 2 saatli bomba, defansında sivok denen ne işe yaradığı belli olmayan ağır vasıta, orta sahasında kaybettiği toplarla beşiktaşımın yediği gol&pozisyonlar neredeyse kendi asistine eşit olan bir tello, forvetinde hiçbir işe yaramayan boş yere kontenjan dolduran bobo ve bunların tüm ve tek sorumlusu yıldırım demirören.
daha önce lock bir yerlerde yazmıştı. bizim "büyüklük" gibi bir derdimiz yok. ha, belki şampiyonluk sayımız galatasaray ve fenerbahçe kadar olsaydı, bir avrupa kupası kazansaydık, takımımızda her sene yıldızlar olsaydı böyle düşünmezdik ama sonuçta böyle düşünmüyoruz. illa ki takımda yıldız olsun istemiyorum. illa ki şampiyon olalım istemiyorum. ama böyle bir duruma düşmek de istemiyorum. bu takım yine böyle şampiyon olacaksa, olmasın. şampiyonluk sayısı benim için önemli değil çünkü.