Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
söylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
Yürüdüm karanlığında sokakların
içimde hep bir umutla
çok uzakta yanıyordu ışığın
varlığını düşünmek bile içimi ısıtır...
ellerine değsem yeter...
ne bir yağmur damlası söndürebildi ateşimi
ne de kalbime düşen bir kar tanesi dondurabildi kanımı
bitmedi içimdeki özlem...
inanmıştım sana sen vardın...
denizler kadar derindi anlamın...
insanın içini rahatlatan, aşk kokan adamdın sen...
ama aşkını hiç göremedim...
güzel yaprakların eşsiz gölgesi altında bile...
hem rahatlatan hem acıtandın sen!
o yüzden seni hiç sevemedim ben!
şu yaşıma kadar gördüğüm babam, babam değildi sanki de, bugün benim babam oldu. o gün bugündü. çok gergindim. zira evden ayrılıyordum, ne bir evlilik ne başka bir şey. sadece ayrılıyordum. bir şekilde ikna etmeliydim. ikna ederken attığım fikirlere kendim ikna olmuş gibiydim. içim acıyor.
dedi baba ve oğulların yaradılış bakımından birbirine bakışı böyledir. ters gelir birbirlerine. anlayışla karşıladı beni. lan film gibi oldu bu konuşma, hayatımda bir dönüm noktası, kendimden beklemediğim bir performans.
gözleri ağlamaklı oldu. onun da içi acıdı besbelli. ama fazla karşı koymadı. evde yalnız kalacak olması, bu hayatın yalnızlığı ve benim yalnızlığım... annemin yalnızlığı...
küfrettim hayata. ama bir şey değişmedi. yeni bir süreç, yeni bir başlangıç. yeni bir doğum. doğumlar sancılı olur. ama doğan bebek güzel olacak inşallah. seni sevdiğimi anladım baba.
biraz sonra bulutların gotik attıgı sokaklarda bir nefes duman adına sessiz bakıslara yürümeyi planlıyorum.
içtiğim her sigarada, attıgım her adımda senden biraz daha nefret eder oldum...
belki de akşama kaçmam gereken yüksek şura toplantısı için bir çözüm yolu bulurum... o2 o2 o2...!
nihayet babamın bir türlü arka plana atamadıgı çocuklarına doğru yol aldıgı şu günlerde, bu durumdan kaytarmıs olmanın sevincini yasayabiliyorum!
benim şu kişisel maltamı, faşist güneşin ışınlarından sadece yüksek yapıların nasibini aldıgı saate devrettiğin için senden bir kez daha nefret ediyorum! baba!
Kızını, martıların ya da yağmurların getirdiğine inanandır. Sanattan, hayattan, müzikten anlar baba. Kısacık bir zaman diliminde tüm bildiklerini kızına öğretmeye çalışır. "Biliyorum çok acele ediyorum ama sen bana çok geç'sin" der. Kıskanır kızını, tüm gözlerden sakınmaya çalışır. "Bunu giyme, sana çok yakışıyor", "Bakmasınlar sana", "Hımm belki de bu saatte evde olmalısın" gibi korumacılık ve kıskançlığın fena halde birbirine karıştığı bir ruh halinde yaşar. Olur ya bir sevgiliniz vardır. Önce sakin sakin izler. Gün geçtikce tavırları değişir. Bazen sinirlenir bazen naifleşir. "Bu adam sana göre değil" der ve cümlesinin sonuna mutlaka ekler "inan bana seni kıskandığım için söylemiyorum bunu, koruma iç güdüsü sadece." Kız, gülümseyerek dinler babasını.
Gecenin ya da sabahın en olmadık saatlerinde mesaj gönderir. Ya çok güldürür ya ağlatır. Her birini de sevdiği için yapar. Müzikten anlar baba. Kızının ellerini tutup, diamonds and rust ı söyler. insanları, hayatı öğretmeye çalışır. "Sen çok kıymetlisin, insanların senden zaman çalmasına izin verme" der. Akılcı kitaplar önerir kızına. "Semerkant'ı okumalısın mutlaka. Ömer Hayyam tam da sana göre" deyip gözünden sakındığı kızının, gözlerinin içine sokar hayatı.
Bir küçücük kız çocuğu, babasının muhteşemliğini kelimelere bile sığdıramazken o'nun her zaman yanında olacağını düşünür. Ne yaparsa yapsın babasının onu kucaklayacağını. Babasının da aslında insan olduğunu, onun da dayanma limitinin olabileceğini, kalbinin öfkeden hızla çarpabileceğini, öfklenebileceğini unutur. Her düştüğünde ağlaya ağlaya gider babasının yanına. Kaybetmeden anlayamaz kız, babasının onu gülerken de görmek istediğini, Acısıyla beraber mutluluğu da onunla paylaşmak istediğini anlayamaz.
Haytalık, serserilik her ne denirse adına kız onların hepsini yapar. Babası da der ki, "Artık uslanman, durulman gerek". Kız her seferinde söz verip, sözlerini tutmayıp yeni felaketlere yelken açar.
Gün gelir baba, onca felakete ve tutarsızlığa dayanamaz. Alır biletini ve uzun bir yolculuğa çıkar. Tam da kızı büyümeye başlamışken, aklında soruları varken, cevapsız kalmışken... Kız bilir aslında, babasının uzaktan onu izlediğini. Sadece izlediğini... Babasından öğrendiği too little too late sözünü söyler kendine...
Baba giderken der ki; "Lütfen, sözlüğe benimle ilgili duygusal entry yazma". Görüldüğü üzere kız yine, babasının sözünü dinlemedi.
siz küçükken ve kocaman bir kız olmuşken bile saçlarınızı şevkatle tarayan nedendır hala bilemiyorum dökülen saçlarınızı toplayarak kutuda saklayandır.
kalbini ruhunun en derin en ücra köşesine saklamış ve ortaya çıkarmamakta ısrar edendir bazen. esirger şefkatini, okşamaz saçını. buz gibidir ve farkında olmadan belki de sana da aşılamıştır o soğukluğu. donuk donuk bakarsın ona. aynası oluverirsin. kendisine yönelen o bakışların bir ayna olduğunu fark etmeden ''bakma bana öyle donuk donuk'' der. sonra birgün olur çeker gider. aklında kalan son kare gisişi esnasında elini öpüşündür. sıradan bir seyehat gibi öptürür elini sana ''geri gelicem, ben gelmezsem siz geleceksiniz yanıma'' der. ama aradan 2 sene geçer ki sizi evde huzursuz eden o ayak seslerini dahi özlersiniz.
gidişine sessizlikle tepki verdiğiniz gün gelir aklınıza. boş boş elini öpüp '' hoşça kal'' dediğiniz an gelir aklınıza.
''baba nereye gidiyorsun?'' diye bağırmadığınız için birgün pişman olacağınızı bile bile susarsınız.
bütün kalbiyle ''seni seviyorum'' diyemeyen bir babanın ''seni seviyorum'' diyemen bir evladısınızdır. onun kızısınızdır. taptığınız bu yapımcıya duyduğunuz bu öfke aslında sevginizdendir de söyleyemezsiniz bunu kimseciklere. sevmiyorum dediğiniz her an da ''seviyorsuuuun'' diyenlere göz yaşlarınızla cevap verirsiniz.
gidişine sessizlikle tepki verdiğiniz gün gelir aklınıza ve başlar keşkeleriniz. '' keşke derince bir çekseydim kokusunu içime'' demekle başlar ve ''keşke baba nolur gitme'' deseydimle bitirirsiniz listenizi.
ama babadır. canısınızdır. neden saklarsınız bunu birbirinizden. geri dönüşü olmayan bir keşkeye mi gitmesi lazımdır illa ki. öldüğünde telafi edemezsiniz bu keşkeleri. bilirsiniz de yine koşup gidemezsiniz babanızın yanına.
çünkü o babadır. hata yapamaz. yaparsa affedilemez. çünkü tek dağınız olan ''o'' bile bırakıp gittiyse sizi, affedilmezdir o.
gün gelir telafi etmek ister hatasını ama izin vermezsiniz piç kurusu bir evlat olarak. hata yapmya hakkı yoktur çünkü babanın. yediremezsini o hatayı, o gidişi... kabullenemezsiniz bir türlü...
gitmezsiniz çağırdığı yere. o adam birgün ölecektir ve öldüğünde keşkelerinizle kafanızı duvardan duvara vuracağınızı bile bile kabul etmezsiniz kanatları altına girmeyi...
çok seviyorum seni babam. sevgim izin vermiyor seni affetmeye. affet...
kuşak farkı yada çeşitli aile içi çatışmalar sebebiyle bir türlü yakınlaşamadığınızdır. seni seviyorum diyemediğinizdir. bir gün öleceği aklınıza gelip boğazınızın düğümlenmesine neden olandır. herşey bir kenara bırakılıp geçmişte aranızda çok kötü anılar olsa dahi sımsıkı sarılıp ağlayıp dertleşmek istediğinizdir. işte böyle bir şeydir baba fakat bir türlü anne kadar hatta sevgili kadar bile yakınlaşılamayandır çoğu zaman. geceleri yatıp düşündüğünüzde gözlerinizden yaşların akmasına sebep olandır. iş işten geçmeden keşke demeden önce sarılıp öpüp koklanması gerekendir.işte böyle bir şeydir baba.
Ne istediğini Bilmezsin
An olur ya düşer aklına
Ağlamak istersin onun kollarında
Kulağına onu sevdiğini fısıldamak istersin
Hiçbiri sormadan sadece ağlamak
Sonra yalnız kalmak istersin
Ama neden yalnız kalmak istediğini sen bile bilmezsin
Aslında hayatına son vermek gelir içinden
Nedeni hiç bilmeden her şeyden kurtulmaktır belki de çözüm o an
Olmazsa her şeyden kaçmak
Ama her şeyden kaçacak kadar korkak olmadığını da bilirsin
Bakarsın göremezsin yanındakileri, ya da görsen anlayamazsın
Sahip olduğunu bilirsin ona her şeyinle ama korkarsın kaybetmekten
Sen ne istediğini bilemezsin artık
Yorumsuz ve anlamsızdır senin için her şey
Herkesin seni üzdüğünü anlarsın sonunda
Ve yalnız kalınca yalnızlığa ağlarsın
Onu istersin yanında, sadece onu
imkansız gibi gelir sana o da seni bırakmıştır
Gitmişsindir onun kalbinden ayrılmıştır elleri ellerinden
Unutmuştur adını bile
Yok artık en son o da bırakmıştır seni
Kabullenemezsin bunu ama... her şey ortadadır
Geri dönecek diye beklersin
ilk önce anıların aklına gelir
Sonra da resimlerine bakıp ağlarsın
En sonunda anlarsın...
Giden gitmiştir.
Sonra kendine gülersin
Ve hayatının kaldığı yerden devam etiğini anlarsın
Değişen bir gerçek vardır o da yalnız kaldığın
Ama daha da güçlü olduğundur...
hayatımda en çok kızdıgım, en sevdiğim adamsın... baba!
dogru olmayı, kimseden korkmamayı, kimseyi utandırmamayı kimseden utanmamayı, calısmayı, dusunmeyi, merak etmeyi, bildigin herseyi, bilmediklerini ise arastırıp ogrenmemi,yaptıgım bir hata sonucunda evet bir hata yaptım ama benim kararımdı ve bunu duzeltebilirim demeyi, kimsenin kimseden ne bir gomlek asagı ne bir gomlek yukarı olmadıgını ve bu yuzden asla boburlenmemem gerektigini, paylasmayı, paylasmaktan dolayı kıskanclık degil mutluluk duymayı, balık tutmayı, balık pisirmeyi, roka balık rakı uclusunu ve en onemlisi bu senin hayatın suresi ne zaman bitecegi belli olmayan vizesi var bu yuzden dogrusuyla yanlısıyla tamamen senin kararlarına baglı bir hayat yasa ve bundan hep mutlu ol diyerek hayatta hep dik durup kendime guvenmeyi ve sevmeyi ögrettin. yanına gelip iyi veya kotu birseyi anlatmak, paylasmak, akıl danısmak istedigimde bir kere bile simdi olmaz vaktim yok demedigin icin tesekkur ederim.