günümüzde insanların yaşayış şekillerinin, düşüncelerinin değişmesi ve sapkınlık, şerefsizlik gibi olguların insanlar arasında yaygınlaşma, meşrulaşması sebebiyle iyiden iyiye bu durumlara alışmış olan evlat sahibidir ki her gün kendinden biraz daha nefret ettirir.
baba; kendi canından bir parçayı her daim korumalı, ne yaparsa yapsın ondan nefret etmemeli. zaten kötü bir evlada sahipse; kendi davranıslarının bir yansıması oldugunu asla unutmamalı...
bugün doğum günün.. annemle göz göze gelemiyoruz her bakış manidar her söz sana çıkıyor.. anlamı var mı bilmem helva yaptı kalkıp annem üşenmeden.. dağıttık hayrına.. şımarık küçük çocuk gibi doğum gününü hatırlatırdın günler öncesinden.. bi anlamı var mı bilmiyorum ama biz kutladık doğduğun günü hiç gitmemişsin gibi.. yüreğimizden kan çekiliyor seni çok özledik.. seni özledim baba.. doğum günün (anlamı var mı bilmiyorum ama) kutlu olsun..
hayatımda hiçbir zaman sahip olamadığım olgu.
bana kendisinden tek geriye kalan hasta olduğu dönemlerde, benim de 2 yaşımdayken çekildiğimiz bir fotoğrafımız, bir ucu hafif yanık..
en çok ölmek günahtır bu insanlara, ardında babasız büyüyecek çocuklar bırakmak.. özleminden aklını yitirmiş genç bir kadın, bir eş, bir anne bırakmak..
değeri en çok bilinen babalar ölü babalarmış, ben yaşarken bunu öğrendim. hiç tanımadığınız bir adamın yokluğu ancak babanızsa bu kadar hissedilir, kendini hissettirir. soğuk yatakta yalnız uyuyan annenin özlemidir ölü bir baba, ölü bir koca. varlığına şükretmek için önce yokluğunu anlamak gerekir.
küçükken; kahramanınız olduğu için seversiniz.
ergenken; yeryüzündeki en mükemmel insan olmadığını kabullenemez ve sürekli onla kavga edersiniz.
biraz daha büyüdüğünüzde; arkadaşlarınız bir bir sizi terk ederken ne yaparsanız yapın yanınızdadır. en mükemmel olmasa bile sizi gerçekten en çok seven iki insandan biridir. *
ve artık kendi ayaklarınız üzerinde durduğunuzda; keşke o da burada olsaydı dersiniz ama yoktur.
zamanında onun yolundan gitmediğiniz için senelerdir size karşı ön yargısı olan, fakat bu ön yargıyı siz nasıl yorumlarsanız yorumlayın babalığını eksik etmeyen bir adamdır.
6 yaşımdayken banyodan çıktığımda beni kucağına alıp koklayarak 'oohh mis gibide kokmuş güzel kızım' diyerek saçlarımı okşayan adam. keşke hiç büyümeseydimde şimdi böyle olmasaydık!
ona ihtiyacınız varken çok çoooooooook uzaklarda olduğunda ve o an gelemeyeceğini bildiğinizde farkettirmeden dolu dolu gözlerle başkalarının babalarının yüzlerinde aradığınızdır.
mangal yaparken keşke şimdi kaz ciğeriyle kırmızı şarapta olsun sözüme karşılık olarak ulan sefa pezevengi ilk notlarını düzelt cevabını veren yüce kişilik.
--spoiler--
arabayla yolda kaldığında, paran bittiğinde, kız arkadaşından ayrıldığında, dayak yediğinde, kötü bir rüya gördüğünde ve daha bir sürü zor anında ilk akla gelen, ilk aranandır baba. çünkü o sorunlarını halletmek için vardır. en zor anında çaresiz kalmaktan o kurtarır seni. kahraman diye nitelendirilmesi de işte bu yüzdendir. baba yarı yolda bırakmaz seni. hep güvenebilirsin ona. her başın sıkıştığında arabilirsin nasılsa...
peki ya ben ve benim gibiler... onlar ne yapacak? hiç babası olmayanlar... bir kere bile baba diyememiş olanlar. haksızlık değil mi bu ey sözlük? ben neden hayata babasız; milyon tane handikapla başlıyorum? ben neden dayak yediğimde oturup sümüklerimi çeke çeke ağlıyorum da, elin oğlu babasını arıyor?
--spoiler--
ludovico'nun yazdıklarının harfi harfine arkasındayım. ben de birkaç şey eklemek istiyorum. neden ben. bu kadar adam varken neden ben? insanlar bu şanssızlığa uğradığım için neden bana acıyarak bakıyor? neden bana babamın ne iş yaptığını sorduklarında ben kendime küfür edilmiş gibi hissediyorum? neden insanlar gerçeği öğrendiklerinde bi bok yemiş görünümünü takınmaktalar? neden? bu kadar şey bir aradayken bizlerden normal bireyler olmamızın istenmesi neden? nasıl olabiliriz ki? nasıl babası olan bireyler gibi inanabiliriz ki? neden beni seçtin diye düşünürken. kim verecek bu kadar sorunun cevabını.
çocukluk kahramanı derler hep babalar için. hiç de öyle değil.
uçmasını bilen yakışıklı bir adam varken ne gereği var ki babadan kahraman yaratmaya. hem uçmayan kahraman mı olur allasen!
...
superman'in uçar gibi yaptığı yerin aslında gök mavisi bile olmadığını, göğe o kadar yakından bakılsa burdan göründüğü gibi asla olamayacağını algılar, ve ondan başka kimsenin kendini de lekelemeyi göze alarak, "erkekler bencildir, seni üzmelerine izin verme" cümlesini kurma cesaretine, dürüstlüğüne sahip olmadığını, zaten sizi kimsenin de o kadar sevmediğini anlar konuma gelince yerle yeksan oluveriyor "kahramanlık" mefhumuna dair kurdukların.
yoğurdum ekşi diyecek kadar yürekli olana kahramanım demeye meyilleniyorsun.
...
hiç tanımadığım insanları sana sesimi yükselterek ama seni sağır etmek için değil, sadece heyecanımdan, savunuşlarım var ya, hani " sen hiç hata yapmadın mı ki!" ler, hepsi senin kızınım diye oluyor.
senin susuşların, ben sana çakmak çakmak bakıp aklımdan geçeni süzgüsüz aktarırken belli belirsiz gülümsemelerin de öyle.
muhtemelen aklından benim evladım işte diye geçiriyorsun, ya da ben öyle olmasını ölesiye dilerim.çünkü farklı doğrultudaki cümleleri aynı yöntemlerle her kurduğumuzda ben diyorum işte benim babam diye.
yine de sönmüyor bakışlarım, gardım düşmüyor. sana düşürmeye başlarsam herkese düşer diye.
bir de "git" derken sesimi titretmiyorum hiç baba, senin "arkana bakmadan git, yoksa hiç gidemezsin" dediğinde olduğu gibi.
benim "git"lerim farklı oluyor yalnız genelde. istemediğimi, içime sinmeyeni yapmamam gerektiğini öğrettiğin için bana, bir de kalmanın bir hak etme biçimi olduğunu, yalnızca onlarca gerektiği için değil, bence "gereksiz" oldukları için, adab-ı muaşeretten uzak bir şekilde yol veriyorum gidene.
zaten en az senin kadar nefret ediyorum şişkin egolardan. ve en çok onlarla karşılaştığım zamanlarda özlüyorum seni. kendini ne de çok şey sanıyor baksana diye beraber güler dalga geçerdik diye belki.
bir de saman alevi gibi parlayıp söndüğümde aklıma hemen geliveriyorsun. o zamanlardaki bakışlarını düşünüyorum ve ayna gereksinimim kalkıyor ortadan. acaba sinirlenince nasıl görünüyorum diye düşünmüyorum. annemin deyimiyle "babasının kızı!nolcak!" oluyorum o zamanlarda.
...
kimsenin bencilliğinin beni yormasına izin vermiyorum merak etme. canımı yakacak olana gereğinden bencil olup, sesimi titretmeden "git" diyorum hep.
aklına takacak bir şey yok buralarda yani. keyfim iyi. annemden moralim bozuk olduğu dedikodusunu alıp da hiçbir şey bilmiyormuş gibi arayıp saçmalama kotanı doldurmaya çalışmana da gerek yok. kotan sınırsız zaten bende, saçmalamaların dolmuyor da tebessümlerim doluyor, aşarsam gözlerimden sızar diye korkuyorum gülümsemelerim.
...
masallara uzun zamandır inanmıyorum, uçan kahramanlar zaten yalan.
dürüstlüğü diline dolayıp da içine battığı kirden pastan habersizlere ve ego budalalarına inat, inandır beni.
tüm dünya gözüme baka baka yalan söylüyor olsa, sen bana kıyamazsın..di mi baba? **
bazen ona sinirlensekte, kızsakta arkamızda bir çınar ağacı gibi durandır, bizi sürekli koruyup kollayandır. onun yokluğu fazlasıyla hissedilir ama her şey gibi değeri gittikten sonra bilinir...
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
söylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
Yürüdüm karanlığında sokakların
içimde hep bir umutla
çok uzakta yanıyordu ışığın
varlığını düşünmek bile içimi ısıtır...
ellerine değsem yeter...
ne bir yağmur damlası söndürebildi ateşimi
ne de kalbime düşen bir kar tanesi dondurabildi kanımı
bitmedi içimdeki özlem...
inanmıştım sana sen vardın...
denizler kadar derindi anlamın...
insanın içini rahatlatan, aşk kokan adamdın sen...
ama aşkını hiç göremedim...
güzel yaprakların eşsiz gölgesi altında bile...
hem rahatlatan hem acıtandın sen!
o yüzden seni hiç sevemedim ben!
şu yaşıma kadar gördüğüm babam, babam değildi sanki de, bugün benim babam oldu. o gün bugündü. çok gergindim. zira evden ayrılıyordum, ne bir evlilik ne başka bir şey. sadece ayrılıyordum. bir şekilde ikna etmeliydim. ikna ederken attığım fikirlere kendim ikna olmuş gibiydim. içim acıyor.
dedi baba ve oğulların yaradılış bakımından birbirine bakışı böyledir. ters gelir birbirlerine. anlayışla karşıladı beni. lan film gibi oldu bu konuşma, hayatımda bir dönüm noktası, kendimden beklemediğim bir performans.
gözleri ağlamaklı oldu. onun da içi acıdı besbelli. ama fazla karşı koymadı. evde yalnız kalacak olması, bu hayatın yalnızlığı ve benim yalnızlığım... annemin yalnızlığı...
küfrettim hayata. ama bir şey değişmedi. yeni bir süreç, yeni bir başlangıç. yeni bir doğum. doğumlar sancılı olur. ama doğan bebek güzel olacak inşallah. seni sevdiğimi anladım baba.
biraz sonra bulutların gotik attıgı sokaklarda bir nefes duman adına sessiz bakıslara yürümeyi planlıyorum.
içtiğim her sigarada, attıgım her adımda senden biraz daha nefret eder oldum...
belki de akşama kaçmam gereken yüksek şura toplantısı için bir çözüm yolu bulurum... o2 o2 o2...!
nihayet babamın bir türlü arka plana atamadıgı çocuklarına doğru yol aldıgı şu günlerde, bu durumdan kaytarmıs olmanın sevincini yasayabiliyorum!
benim şu kişisel maltamı, faşist güneşin ışınlarından sadece yüksek yapıların nasibini aldıgı saate devrettiğin için senden bir kez daha nefret ediyorum! baba!