Yıllardır şiirlere ve şarkılara konu olmuş , hep anlamı ve gerçekliği üzerine tartışılmış , her insanın hayatında mutlaka bi kere tattığı sonunda da hüsrana uğradığı bir duygudur.
sınırları dudaklarda olandır.
dudaklarda başlar dudaklarda biter.
ask başlar, düşünce biter,
koyu bir dumandır;
akciğerlerde dolaşan...
kalbi sıkıştırıp,
beyni kurcalayan.
camdan dışarıya şöyle bir gözünü dikersin. onun olduğu yer kuzeydedir kuzeye bakarsın, güneydedir güneye bakarsın; düşünürsün, gitmek istersin o yöne doğru. o anda ne yapıyordur acaba, senin içinde fırtınalar koparken o ne haldedir... bu düşüncelerin hep böyle sürer gider. aşıksındır çünkü o yanında yoktur, düşüncende vardır. aşk budur...
her şekilde yanıtı olabılecek soru. çünkü bilinmemesi en nadir olan şeylerden biridir. hiç bir şekilde göz ardı edilemez. en zıt karakterde bile...
ama niye böyle? ne oldu da, bu duygu silsilesi insanlığın başlangıcından beri bu kadar tuttu? sırrı neydi?
aşk şudur, aşk budur" değil olay.
her bünyenin değişik bir stili var ve aslında olay, sizin onu nasıl yaşadığınızdan ibaret. şimdi. *
hayata bakış açının 360 derece dödüren kendini tanımayacak şekilde değiştirebilen en önemlisi asabi insanı bile yumuşata bilecek yumuşak insanı asabileştiren şeydir.hayvan misali ormandan alınan yabani hayvanı yani erkeğin veya kızın aynı şekil hayvan sahibi tarafından eğitilerek zararsız mahluk işleminde bulunması gibi erkeğin kızı, kızın ise erkeği değiştirebilecek yeteneği olan kendi özgüvenini kaybedebilecek kadar esir duruma düşürelebilen duygu.
kendi yansımanızı sevmektir.
birisine kendinizi sürekli düşündürecek, ilgilendirecek kadar sevmek ego tatminidir.
yoksa filmlerdeki, kitaplardaki ya da sizin kafanızdaki gibi bir aşk olmuş olsa; bir kere olurdu, karşılıksız da olurdu, dokunmadan da olurdu, görmeden de olurdu. Olurdu bir şekilde, en ağır koşullarda..
ama olmuyor. Bir kere ile kalmıyor bu aşk, teninde hissedememeye dayanamıyor, karşılık görmeyince sinirleniyor, kinleniyor.
demek ki neymiş; bir başkasına kendimizi sevdirebilmemizi sevmekmiş aşk.
konser çıkışı arabayla evine kadar götürdüm onu. ayrılırken bu defa ben öptüm yanağından. sonra kendimi sarhoş gibi sokaklara vurdum. çatlak sesimle bildiğim bütün türküleri bağıra çağıra söyledim. bir iki pencere açıldı:
-oha... oha...
diyenler oldu. saat gecenin kaçı acaba? zamanı unutmak buna derler işte. aşk heralde !
beynin tatmin mekanizmalarından birisi. sevgiliyi hep görmek istemek, ona hep dokunmak istemek ona hep güzel sözler söylemek istemek, ondan da bu duyguların karşılığını almak istemek vucut da üretilen başlıca 2 hormonun eseridir. sevgili için acı çekmek hatta ölmek istemenin dahi nedeni beynin aşk ismini verdiğimiz duyguya olan doyumsuzluğudur.
şemsettin sami ye Taaşşuk-u Talat ve Fitnat'ı yazdıran, genç werther i tarifsiz acılar içinde ölüme sürükleyen, romeo nun dudaklarında ki zehiri juliete tatdıran da budur.