kimileri için hayatın anlamı, kimileri için ise klozet kapağı kadar anlamı olmayan saçmalık. aşk kocaman bir ironidir. bu kelime bazılarını güldürür, bazılarını ağlatır ve bu sizde istemsiz olarak hayat ne garip martılar falan deme hissiyatı uyandırır.
aşk umulayandır.beliriverir ve orda bırakır seni. sen tutmak istersin ellerin aşk umulmayandır.al işte burda bir dünya var , kocaman biryürek seni bekler , al işte burda tam ellerinde , tut öldür istersen ama burda .
aşk sigara içmektir biraz , külleri ellerine düşerken pek düşünmezsin , aşk külleri bile onla bir görmektir.
aşk sarılmaktır senle geçen her zamana , bak burda işte bir annenin kızan yüzüde , bak burda işte ne beklersin ki seni seviyorum diyen seni özlr , kokunu özler , gülüşünü özler , dudaklarından çıkan her sözcük özlenir , bak bittim bak ben senleyim, bak sen burdasın , bak ben burdayım gel işte...
aşk korkmaktır , bak yanı başımdasın hemmen burda işte , ben ege çocuğuyum işte anla biraz , yasakları eZ biraz , hadi gel sev biraz ...
aşk sarhoş olmaktır biraz , sarhoşca yazmak , dur diyemeden gitmektir biraz , ...
insan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman
Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini
Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi
Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an
Mutlu aşk yoktur
Hayatı Bu silahsız askerlere benzer
Bir başka kader için giyinip kuşanan
Ne yarar var onlara sabah erken kalkmaktan
Onlar ki akşamları aylak kararsız insan
Söyle bunları Hayatım Ve bunca gözyaşı yeter
Mutlu aşk yoktur
Güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim
içimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi
Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri
Ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri
Ve hemen can verdiler iri gözlerin için
Mutlu aşk yoktur
Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye
Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek
En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek
Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek
Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine
Mutlu aşk yoktur
Bir tek aşk yoktur acıya garketmesin
Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara
Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda
Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da
Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin
Mutlu aşk yoktur ama
Böyledir ikimizin aşkı da
ağaçların dalları arasından yürüyerek, her zaman oturduğu kanepeye kadar geldi. taş yine orada duruyordu. taşın yanına oturdu. süt beyaz ellerini kaba taşın üzerine koydu. teşekkür eder gibi onu okşamaya başladı. birden arkasında birsinin olabileceği ihtimaliyle başını çevirdi. ve hayret içinde ayağa fırladı.
o idi.
başı açıktı. sararmış benzi ile zayıf görünüyordu. siyah giysisi ancak belli oluyordu. hayal ile hakikat arasında bir hali vardı. kozete, bayılmak derecesine geldiği halde sesini çıkarmadı. yavaş yavaş geriye çekiliyordu. o ise hiç kıpırdamıyordu. alaca karanlıkta, tatlı bir karanlıta kalan gözlerinin kendisine dikilmiş olduğunu hissediyordu. kozete, geriye çekilirken birden durdu. çünkü arkasına gelen ağaç yol vermiyordu ve 'artık burada dur.' diyordu.
bu arada daha ilk işittiği bir ses, yaprakların hışırtısından daha yüksek bir sesle fısıldıyordu:
-affedin, işte ben geldim. kalbim seninle dolu. benden korkmayın. o kağıtları okudunuz mu? çok zaman geçti. bana baktığınız o günü hatırlıyor musunuz? lüksemburg parkında idi. bir sene oluyor. sonra sizi göremedim. bir ara takip de ettim. bilmem ne işim vardı, sonra kayboluverdiniz. gece vakti buraya geliyorum. korkmayın beni kimse görmedi. birkaç gün sizi takip ettim. pencerenizin altına geldim. geçen akşam tam arkanızda idim. korktuğunuzu anlayınca hemen kaçtım. bir akşam da sizi şarkı mırıldanırken dinledim. size bir zararım dokunmaz değil mi? öyle mutlu oluyorum ki... siz, benim için bir meleksiniz. müsaade ederseniz sizi görüp dinlemeye geleyim. yakında öleceğimi zannederim. size nasıl bağlı olduğumu bir bilseniz. affedersiniz, ne dediğimi bilmiyorum. belki sizi kızdırıyorum. kırıyor muyum yoksa?
kozete, heyecendan ölüvereceğini zannetti. kendini bıraktı. tam yığılmak üzere idiki o tuttu. kolları arasında kaldırdı. ne yaptığının farkında olmaksızın sıkı sıkı kucakladı. kendisi de dizleri titremekte iken yarı boşlukta olan vücuduyla ona asılıyordu. başı dumanlı, kirpikleri kıvılcımlar içinde idi. aklı fikri uyuşmuştu. şimdi hem çok mukaddes bir iş yapıyor ve hem de çok kötü bir suç işliyor gibi şaşırdı.
kozete, erkeğin bir elini tutup göğsü üzerine çekti. kızın göğsü üzerindeki kağıtları hisseden delikanlı ölesiye sevmekten başka hiç bir hissin tesirinde kalmadan mırıldandı:
-beni seviyor musunuz?
kozete ancak işitilebilir bir fısıltı ile, nefes alır gibi cevap verdi:
-sus, biliyorsun!
kıpkırmızı olan yüzünü, sevincinden uçan delikanlının göğsüne sakladı.
delikanlının sevinçten uçan kalbi dizlerinde derman bırakmadı. titreyen dizlerin taşıyamadığı vücudu taş kanepeye kadar çekilip, oraya yıkıldı. kozete de yanına düşer gibi oturdu. artık konuşmuyorlardı. yıldızların tabiiliğinde bir yakınlaşmaydı bu. ve tıpkı bir kuşun ötüşü, karların erimesi, güllerin açması, şafağın atması gibi...
hepsi bu kadar ve bundan ibaretti. ikisi de ürperip titrediler. alaca karanlığın içinde parlak gözleriyle birbirlerine baktılar. dolup taşan iki testinin suları nasıl birleşirse, onların da dolup taşan kalbleri ellerini birleştirmişti.
kozete birşeyler anlatmak istiyordu. lakin bir çiğ tanesi, bir çiçeğin üzerinde nasıl titrerse, kozete'nin ruhu da dudaklarında öyle titriyordu.
birbirlerine pek çok şey anlattılar. sevinçlerini, kederlerini ve dualarını... öyle ki, bir saat sonra birbirlerinin ruhunu okuyacak dereceye gelmişlerdi.
her şeyi söyleyip bitirdikten sonra kozete başını maryüs'ün omzuna dayadı:
-isminiz nedir?
+maryüs
-benim de kozete.
eğer kozete'nin annesinin ruhu oraya gelseydi, bir aşkın acısını bir ömür boyu çektiğini ona anlatırdı. hatta kozete'nin çektiği çileler, o gayri meşru aşkın acı meyveleri değil miydi?
--spoiler--
ulaşılamayınca, kavuşamayınca insanın kendi zihninde o kişiyi git gide yüceltmesi, muhteşem özellikler katması, mükemmel insan seviyesine ulşatırmasıyla git gide bambaşka bir hale geçen düş.
kısmi zihinde hayali ürünler ve kurmacalar üretme becerisi, kısmi bir zihin hastalığı.
her allahın günü, arkadaşlarının yanına zıplayıp, "aşık oldum kıhh kıh" diyen kızın ve iğrenç çıkma teklifine evet dendiği andan ihtibaren mükemmel bir aşkın başladığı sanrısına kapılanların asla anlayamadığı şey.
Arasam bulunmazdı duygusu. şöyle ki hani olur ya her zamanki istikametinizden farklı bir yere gideceksinizdir, farklı bir otobüs beklerken sürekli bindiğiniz otobüs sık sık geçer. beklesem gelmezdi dersiniz. aşk da öyle bir şey beklediğinizde hakkaten gelmeyen, olması gerektiğinde çoğu zaman bulamadığınız.