aşk

entry15893 galeri793
    1889.
  1. aşkın evriminde duraksama olmuş bir yerlerde, bir zamanda, kendi içimizde... amerikalı yazar saul bellow'un dediği gibi, 'radyasyondan çok birbirlerinin kalplerini kırmaktan ölüyor insanlar.'
    1 ...
  2. 1888.
  3. "aşk bir sudur iç iç kudur."

    "aşk bir vişne ye ye kişne."

    "aşk insanın kendine yakışanı giymesidir."

    gibi duygu yoksunu ifadelerle açıklanmaya çalışılan, duyguların en karmaşığı, en güzeli, en yücesi.

    sürekli aşktan yana ızıdırap çeken kişiler tarafından lanetlenmiş bir duygu olarak algılanmasına rağmen, onsuz kaldığınızda dünyanızda ne büyük bir boşluk olduğunu, ne amaçsız oksijen tükettiğinizi gördüğünüzde anlamlandırabiliyorsunuz bu yüce duygunun insan hayatındaki yeri ve önemini.

    hele bir de aşk ile ilişkilendirdiğiniz kişiye baktığınızda, adını duyduğunuzda kalbinizdeki kozasını delip çıkmaya çalışan kelebekleri hissettiğiniz vakit başka hiç bir şey gelmez aklınıza.

    velhasılı kelam; aşk güzeldir, hoştur. hiç bir duygu onun yerini tutamaz. aşk umuttur. insanı hayata bağlayan ışıktır. aşkı lügatımızdaki yüzlerce kelime ile anlatmaya çalışmak mümkündür. lakin bu yüzlerce kelimenin hepsi bir araya gelse yine de bütün ayrıntılarıyla anlatamamış olduğunuzun farkına varacaksınız.

    bir de değinmeden edemeyeceğim. aşk feromon denen hormona bağlı değildir sadece. insan denen varlığın ruhani yönüyle alakalıdır.
    3 ...
  4. 1887.
  5. aşk bir otobüs binmesini bilmeli son durağa gelmeden inmesini bilmeli(çiçek abbas).
    1 ...
  6. 1886.
  7. toplumu öğütlerle düzenleme çabasından bir yenisi.
    bu sefer ludwig andreas feuerbach gözüyle aşka bakmak gerekirse şınları yazmadan edemeyeceğim.
    kendisinin aşkı tanımlarken tek tanım olarak 'sevişiniz, bu dünyanı aşk düzelticek' aforizmasını hatırlamak gerekir.

    ludwig andreas feuerbach , hıristiyanlık felsefesi'ni yayımladığı sırada , alman düşünce
    çevreleri hegelciliği tartışıyorlardı. hegel, geniş bir alanda olağanüstü etkisini sürdürüyordu
    işte, aşk felsefecisi ludwig feuerbach da, bütün çağdaşları gibi, bu hegelcilikten doğmuştu. fakat zaman içinde derslerini izlediği hocasının görüşünden tamamen ayrıldığı gerçeğini bildirmek isterim. hatta sonrasında marx ve engels tanrı konusunda düşüncelerini açıklarken feuerbach tan etkilenmekten kendilerini alıkoymamıştılar. ölüm ve ölümsüzlük üstüne düşünceler adını taşıyan yapıtını hegelin ölümünden bir yıl önce yayımlamıştı. fakat zaman içinde hegelcilik gelecek felsefenin ilkeleri'niyse on üç yıl sonra yayımlayacaktı: bir bakıma, insan aklının özlediği tartışma henüz bitmemiş olmalıydı.
    hegel, oluşu düşünceyle, ruhla başlatmıştı. doğru muydu? düşünce mi önceydi doğa mı, bir başka deyişle, ruh mu
    önceydi madde mi?
    o bitmez tükenmez masal, insan aklının büyük macerası yeniden başlıyordu.

    feuerbach, soruyu kesinlikle karşıladı: temel, doğadır. doğanın dışında hiçbir şey yoktur. her şey gibi, düşünce
    de, doğanın ürünüdür. düşünce, maddesel bir organ olan beyinden çıkmaktadır... bununla beraber feuerbach,
    maddecilikte kalamayacaktır. şöyle diyor: bence maddecilik, insanın varlık ve bilgi yapısının temelidir. ama bir
    fizyolojistin, bir natüralistin anladığı gibi, varlık yapısının kendisi değildir. maddecilikle geride beraberim ama,
    ileride beraber değilim.

    niçin?
    çünkü feuerbach, bütün dinleri yıktığı halde, yerlerine yeni bir evrensel din kurma yolundadır. bu yeni
    din, aşk dinidir. feuerbach, temeli maddeye dayadığı halde bir idealisttir artık. aşkı, maddesel bir çekim olarak
    değil, bir insanlık ideali olarak ele almaktadır. feuerbach da, hegel gibi, diyalektiği, maddelerde değil, düşüncede
    bulmaktadır. feuerbach'a göre düşüncede olup bitenler, düşüncenin ürünleridirler. insanlar, sevişiniz, diyor,
    gerçek din sizin bu sevgilerinizdedir. varlığınız, aşkınızla biçimlenecektir.

    feuerbach'a göre, dinin gerçeği aşktadır. önceleri insanlar, kendi niteliklerinin fantastik yansımaları olan tanrılar
    yaratmışlardır. tanrılar, insanlık düzenini kurmaya yetmediler. oysa, bu düzeni kuracak olan, insanın başka
    insanlara karşı duyduğu bağlılıktır. bu bağlılık, en yetkin biçimine aşkta ulaşır. hele cinsel aşk, bu duygusal insan
    bağlılığının en yoğunlaşmış biçimidir. dostluk, acıma, vazgeçme, coşkunluk gibi çeşitli eğilimler, yetkinliği cinsel
    aşkta beliren aşkın çeşitli görünüşleridir. insanlar arasındaki bütün sorunlar aşkın gücüyle çözülecektir. aşkı
    kutsallaştırmak gerekir. insanlar, böylelikle, bütün acılarından kurtulacaklardır. din (religion), latince bağlamak
    anlamındaki (religare) sözcüğünden gelir. şu halde, din sözcüğünün ilk anlamı bağdır. bundan ötürü insanlar
    arasındaki her bağ, bir dindir. din' sözcüğünün etimolojik anlamı gerçeği ortaya koymaktadır. ama bu din, ruhçu
    bir temele değil, maddeci bir temele oturmaktadır. temel doğadır. her şey gibi, din de, doğanın ürünüdür. varlık
    yapısının temeli maddedir ama; kendisi düşüncedir. bir başka deyişle, varlık maddeden çıkıyor ama, ruhla gelişiyor,
    varlıklaşıyor. maddelerin oyunu bitmiştir artık.

    feuerbach, mutluluk felsefesini de, bu düşüncesinin üstüne kuruyor. ona göre, mutluluk eğilimi insan yapısının
    doğal bir eğilimidir. insan, doğarken mutluluk eğilimiyle birlikte doğar. mutluluk eğiliminin töreselliği (ahlakiliği)
    bu yüzdendir. gene bu yüzdendir ki, her törenin temeli mutluluk eğilimi olmalıdır. ama mutluluk eğilimi başıboş
    bırakılamaz elbet. onu düzenleyen iki doğal kısıtlayıcı vardır:

    1- eylemlerimizin kendimizdeki sonuçları: mutluluk eğilimimizi başıboş bırakıp, örneğin içkiyi fazla
    kaçırırsak hastalanırız. böylelikle de kendi eğilimimizi, kendimizden ötürü, kendimiz kısıtlarız.

    2- eylemlerimizin toplumdaki sonuçları: mutluluk eğilimimizi başıboş bırakırsak başkalarının mutluluk
    eğilimlerinin sınırına gireriz. bu halde başkaları, kendi mutluluk eğilimlerini savunarak bizim mutluluk
    eğilimimizi bozarlar. böylelikle de kendi eğilimimizi, gene kendimizden ötürü, kendimiz kısıtlarız.

    özet olarak, hem kendimiz, hem de başkaları, elbirliğiyle mutluluk eğilimimizi düzenlerler, aşırılıklarımıza engel
    olurlar. bu iki durumun dışında mutluluk eğilimimizin hiçbir engeli yoktur, keyfince yol alabilir. anlaşıldığına
    göre, mutluluğumuzu, gene kendi mutluluğumuz düzenlemektedir. kendi mutluluğumuzu bozmadıktan sonra
    mutluluk eğilimimizin yöneldiği her yol töreseldir. toplumsal sonuçlar, kendi mutluluğumuzun tadını
    kaçırdıklarından ötürü kısıtlayıcıdırlar.

    evrensel uzlaşmayı aşkta bulan feuerbach, töre alanında da, inceden inceye hesaplanmış, kendisine hiçbir
    bakımdan zarar vermeyecek her mutluluğu cömertçe bağışlamaktadır kişioğluna. bu açıdan bakınca, feuerbach'ın
    töresi, pek ince bir hesap işi olarak görünmektedir. hesap tuttu mu, başkaca hiçbir engel yoktur. insanın tanrıya
    tapmasını yasaklayan maddeci feuerbach'ın karşısına dikilen, insanın insana tapmasını buyuran ruhçu feuerbach,
    düşünce dizisinde, zorunlu olarak böyle bir sonuca varmıştır. düşünce alanına yönelen, böylelikle de kendi içine
    kapanan düşünce, duygusal bir ortamda gezinmek zorundadır.
    ve enteresandır ki insanlara birbirlerini sevmelerini öğütleyen ünlü düşünür, yalnızlık ve yoksulluk içinde ölmüştür.
    3 ...
  8. 1885.
  9. 1884.
  10. çok sıcak bir karın ağrısı. olmayan bir kapının anahtarını bulmak gibi bazen; sevindirici ama umutsuz. hiçbir zaman bulamayacağını bilerek aramaktır aşk, bulma ümidinin olmadığını bilerek aramak, kısa bir ömrü uğruna feda edecek kadar cesur olmaktır. ne aradığını bilmeden belki de, küçük bir görüntüyü, bir anı, bir gülümsemeyi, bir şefkati aramak, bir yüze tapmaktır. gördüğündeki kalp ağrısını, görmediğin anlarda da çekmik için can atmaktır. yaşanmalıdır aşk, artan vücut ısısını dengelemeye çalışmadan.

    --- spoiler ---

    sımsıcak ellerinle dans ettim dün gece. adı konulmamış bir stilin önderliğindeydik, bir otelde. lüksün lüksü bir otelin koridorlarında ellerim belinde, ellerin omuzumda. hiç bitmeyecek bir ahengin parçaları gibiydik seninle. sanki hiç bırakmayacaktın beni, sanki hep sıcak kalacaktım. göz bebeklerinin içerisindeki parlak ışığı kaybetmeyecektim sanki. şu an ağlamıyor olacaktım muhtemelen, beni sevmeyi bıraktığını bilmeseydim. ayrı odalarda olmayacaktık şu an, uzaklarda olmasaydın.

    belki de hiç yitirmeyecektim seni ey olmayan sevgili, o muhteşem rüyadan uyanmasaydım.

    --- spoiler ---

    (bkz: rüyada aşık olmak)
    (bkz: scarlett johansson)
    1 ...
  11. 1883.
  12. "bir erkegin, tek bir kadinla yetinmek icin verdigi cabaya verilen isimdir."

    paul geraldy
    4 ...
  13. 1882.
  14. tek kulaklıkla, beraber müzik dinlemektir!
    1 ...
  15. 1881.
  16. 1880.
  17. insanı hem bulutların üstüne çıkaran, hem de karanlıklara gömendir.
    3 ...
  18. 1879.
  19. vucudun kimyasini değiştirendir.
    2 ...
  20. 1878.
  21. çocuklar büyüyene kadar*, ebeveynleri bir arada tutmaya yarayan hormonal bozukluk/düzenleme.
    3 ...
  22. 1877.
  23. aşk çaresizliğini farkettiğinde kenara çekilip yol vermektir.
    2 ...
  24. 1876.
  25. yaşadığını unutmaktır aşk..
    en kötü şeyler üst üste gelirken hala deli deli sırıtabilmektir..
    gözlerinin içinde kaybolmaktır..
    ölene kadar susabilmektir..
    aşk yok olmaktır onun varlığıyla.
    2 ...
  26. 1875.
  27. eğer karşılıksızsa uykusuzluk sebebidir.
    1 ...
  28. 1874.
  29. aşk vahşidir, bencildir, paylaşmak istemez.
    1 ...
  30. 1873.
  31. sevişmek için insanoğlunun bulduğu bahane.

    aşkımdan donsuz yatar, sevdiğimden sığıdırasım gelir zaman zaman. kınamayın.
    2 ...
  32. 1872.
  33. bazen bitmekte neden bu kadar zorlandıgını anlayamadıgım düşman gibi birşey.
    1 ...
  34. 1871.
  35. tek zaafım, tek zayıflığım, hayattaki tek malubiyetimdir 'aşk'. altından kalkamadağım tek zırva ve kalkamayacağımı da biliyorum ve bu yüzden de mutlak mutluluğu hiçbir zaman elde edemeyeceğim, oysa ne çok isterdim nirvanaya ulaşmayı çünkü biliyorumki ''o''nunla mutsuzuluğu öldürürdüm.
    gözlerine kaçamak bakışlar atmak zorunda kalmadığım bir zaman olsa ya, haykırabilsem ya gururumu sıpıtıp atmak pahasına ''nolur, nolur beni sev, başkasını siktiret, hem sen ne kadar ahmaksın, hiç mi görmüyorsun ateş gibi yanan yüzümü, titreyen parmaklarımı, yutkunarak konuştuğumu da mı farketmiyorsun? ya gözlerim, onlarada mı bakmıyorsun?'' diye. haykıramam ki, ne çok isterdim bir gececik olsun gözyaşlarımı gizlemek zorunda kalmadan uyumayı.
    sadece bir gece yanımda uyusa, hiç konuşmasak, o yeşil gözlerini seyretsem sadece masumca, çıplak tenine dokunsam, sabah olduktan sonra da çekip gitse, yaparmı ki bunu, yapamaz, lanet olsun ki yapamaz, aslında ''yapamaz'' çok yanlış bir kelime, bu benim kuruntum, sanki yapmak istese yaparmış gibi, doğrusu ''yapmaz'' olmalı, kalın kafam almıyor ki, anlatamıyorum kendime, kabul ettiremiyorum, biliyorum ki ertesi gün yine binbir türlü dalavereyle konuşmaya çalışacağım onunla, lafa tutup sonra da dinleyeceğim onu, hem belki cesaret edip yüzüne doya doya bakarım ama hissettirmemem lazım, biraz kibir katarım bakışlarıma o zaman, çok mu zor yani, nereye kadar? çekip gidene, uzaklaşıncaya kadar, fersahlarca...

    canım arkadaşımın ağlatan günlüğünden alıntıdır.
    4 ...
  36. 1870.
  37. "Ateşten denizleri mumdan gemilerle aşmaktır."
    (bkz: sadi şirazi)
    2 ...
  38. 1869.
  39. aşk, sevgilinin cemalini görme heyecanı ve sonsuzluğu içinde bulunan kimsenin kalbinin galeyan etmesi ve coşmasıdır. aşk, aşığın sevgilisinin ismini ve zikrini kalbinden bir an bile ayırmamasıdır. aşk, aşığın maşukla birlikte olmasıdır. aşk, hayatın özüdür. aşk, kalpte sevgilinin sevgisinden başka bir şeye yer vermemektir.

    kuşeyri
    3 ...
  40. 1868.
  41. bir gün geliyor ve bitiyor.. bu yüzden tadını çıkartın.. yazılamayacak kadar güzeline ulaşınca da kalan hayatınızı onu kaybetmemek için harcayın!
    3 ...
  42. 1867.
  43. biraz sen biraz ben olandır.bazen hep sen, yalnız kalmaktır.olmaktır.olmamaktır.tüm mesele de zaten budur.
    2 ...
  44. 1866.
  45. boşa koysan dolmaz doluya koysan almaz durumu , ayrıca atsan atılmaz satsan satılmaz durumu da olabilir, haa bir de boklu bela da cuk diye oturuyo tanıma sanırsam.
    1 ...
  46. 1865.
  47. insanın kendini ifade etme çabasıdır.
    1 ...
© 2026 uludağ sözlük